Akıl Kuran (akilkuran.com)

Nisa Suresi 13. Ayet Meali

İşte bunlar, Allah'ın yasalarıdır. Kim Allah'a ve Resul'üne itaat ederse, onu içinden ırmaklar akan Cennetlere koyacak, orada sürekli olarak kalacaktır. İşte büyük başarı budur.

Nisa 4:13 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. İşte bunlar, Allah'ın yasalarıdır.
Nisa 4:13
تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ • Tilke hududullah. Ve men yutııllahe ve resulehu yudhılhu cennatin tecri min tahtihal enharu halidine fiha. Ve zalikel fevzul azim. • Meal: İşte bunlar, Allah'ın yasalarıdır. Kim Allah'a ve Resul'üne[1] itaat ederse, onu içinden ırmaklar akan Cennetlere koyacak, orada sürekli olarak kalacaktır. İşte büyük başarı budur. • Dipnot 1: İslam dininin "atalar" ve "rivayetler" dinine dönüştürülmesi, büyük oranda "Allah'a ve Resul'üne itaat" etmeyi buyuran ayetlerdeki "Resul'e itaat etmeye", "Peygambere, yani sünnete ve hadise itaat etmek" anlamı verilerek yapılmıştır. Bu anlam kesinlikle büyük bir yanılgıdır. Kur'an'da peygamber kelimesi geçmez. Peygamber, Farsça bir kelimedir. Kur'an'da Resul ve Nebi kelimeleri ayrı ayrı geçmektedir. Kur'an'da Nebi'ye itaat etmeyi buyuran ayet yoktur. Yalnızca Resul'e itaat etmek vardır. Çünkü Resul'e itaat etmeyle kast edilen şey, Resulün bize ilettiği ayetlere itaat etmektir. Dolayısı ile Resul'e itaat etmek demek, aslında Allah'a itaat etmek demektir. Resul'e tabi olmak demek, Allah'a yani vahye tabi olmak demektir. "Kur'an, Allah'ın kelamı, Resul'ün beyanıdır/sözüdür." Diğer bir ifade ile Resul'ün sözleri "ayettir", Nebi'nin sözleri ise "şahsidir" ve Nebi'nin şahsına aittir. Resul'ün söyledikleri ise şahsına ait olmayıp Allah'a aittir. (69:40) Resul, hatasızdır. Nebi'nin yanıldığı olmuştur. Resul ilahi koruma altındadır. Resul'e itiraz etmek, Allah'a itiraz etmektir. Ama Nebi'ye itiraz edilebilir, nitekim sahabe zaman zaman bunu yapmıştır. Allah'a itaatin emredildiği ayetlerde, bir terkip olarak Resul'e de itaat emredilmektedir. Aslında bu itaat, Resul'ün şahsına değil, onun vahiy olan sözlerine itaat etmektir ve bu Allah'a itaat etmek anlamına gelmektedir. Yani "Allah ve Resul'ü" terkibi, iki ayrı şey değil, yalnızca Allah'ı kast eden bir terkiptir. Bu terkipte yer alan "ve" edatı, "atf-ı beyan" olarak kendinden önceki kelimeyi kendinden sonraki kelime ile açıklama görevi yapmaktadır. Bu kurala göre Allah ve Resul'üne itaat etmek demek, anlam olarak yalnızca "Allah'a, vahye itaat etmek" demektir. • Kelime kelime: تِلْكَ tilke bunlar · حُدُودُ hududu sınırlarıdır · ٱللَّهِ ۚ llahi Allah'ın · وَمَن ve men kim · يُطِعِ yutii ita'at ederse · ٱللَّهَ llahe Allah'a · وَرَسُولَهُۥ ve rasulehu ve Elçisine · يُدْخِلْهُ yudhilhu (Allah onu) sokar · جَنَّـٰتٍۢ cennatin cennetlere · تَجْرِى tecri akan · مِن min · تَحْتِهَا tehtiha altlarından · ٱلْأَنْهَـٰرُ l-enharu ırmaklar · خَـٰلِدِينَ halidine sürekli kalacakları · فِيهَا ۚ fiha içinde · وَذَٰلِكَ ve zalike işte budur · ٱلْفَوْزُ l-fevzu başarı · ٱلْعَظِيمُ l-azimu büyük • حدد (Hdd) kökü: Bir sınır belirlemek, (bir şeyi) tanımlamak, (bir suçluyu) cezalandırmak, engellemek, geri itmek, geri atmak, keskinleştirmek. Engellemek/önlemek/kısıtlamak, mahrum bırakmak veya alıkoymak veya yasaklamak/men etmek… • طوع (TwE) kökü: itaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak. • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • دخل (dxl) kökü: girmek, içeri girmek, geçmek, nüfuz etmek, ihlal etmek, arasından geçmek, istila etmek, üzerine gelmek, ziyaret etmek, zorla girmek, müdahale etmek, sokmak, tanıtmak, katılmak/başlamak/dahil etmek/yer almak… • جنن (jnn) kökü: örtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlık • جري (jry) kökü: Akmak, hızlıca koşmak, bir yol izlemek, meydana gelmek veya oluşmak, bir şeye yönelmek veya amaçlamak, sürekli veya kalıcı olmak, bir vekil veya görevli temsilci göndermek. • تحت (tHt) kökü: Alt tarafta olan, aşağı kısım, alt, alt taraf, aşağı, bayır, dağın eğimli yüzeyi, alt seviye. Fevk/yukarı'nın zıt anlamlısıdır. • نهر (nhr) kökü: akıtmak, akan su oluşturmak, geri püskürtmek, kınamak, bol miktarda akmak, geri sürmek, gözdağı vermek, azarlamak, gündüz vakti yapmak, gün, gündüz, gün ışığı saatleri (şafaktan alacakaranlığa kadar) • خلد (xld) kökü: Kalmak/ikamet etmek, sürekli/daima/sonsuz/sonsuza dek/devamlı olarak devam etmek, başkasını takılarla süslemek, ileri yaşta yavaş yavaş kırlaşmak/ağarmak, sonsuz güçle donatılmış olmak • فوز (fwz) kökü: Başarmak, zafer kazanmak, hedefe ulaşmak, galip gelmek, sahip olmak, arzularını elde etmek, kaçmak, kurtuluş, güvenlik, edinmek, kazanmak. Güvenlik/sığınma/mutluluk/huzur yeri/zamanı, kaçış yeri. • عظم (EZm) kökü: büyük, önemli, büyük, dikkate almak, onur, muazzam, görkemli, önemli bir kişi, Her Şeye Kadir, Her Şeye Kadir, elim, cömert/bol, büyütmek/artırmak. hayretler uyandırmak - büyük hale getirmek • Nisa suresi 176 ayettir; bu 13. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).