Eğer yetimler konusunda hakkaniyetli olamayacağınızdan korktuysanız, o zaman hoşnut etmek, sevindirmek istediğiniz o kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Eğer o takdirde de adaleti gözetemeyeceğinizden korktuysanız, o zaman bir tanesini ya da yeminle hak sahibi olduğunuzu nikahlayın. Haksızlık etmemek için en uygun olan budur.
Nisa 4:3وَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تُـقْسِطُوا فِي الْيَتَامٰى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۚ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَلَّا تَعُولُواۜ • Ve in hıftum ella tuksitu fil yetama fenkihu ma tabe lekum minen nisai mesna ve sulase ve rubaa, fe in hıftum ella ta'dilu fe vahideten ev ma meleket eymanukum. Zalike edna ella teulu. • Meal: Eğer yetimler[1] konusunda hakkaniyetli olamayacağınızdan korktuysanız, o zaman hoşnut etmek, sevindirmek istediğiniz[2] o kadınlardan[3] ikişer, üçer, dörder nikahlayın.[4] Eğer o takdirde de adaleti gözetemeyeceğinizden korktuysanız, o zaman bir tanesini ya da yeminle[5] hak sahibi olduğunuzu[6] nikahlayın. Haksızlık etmemek için en uygun olan budur. • Dipnot 1: Antlaşma ile. • Dipnot 2: Bakmak durumunda kaldığınız yetim çocuklar ve dul kadınlar. Yetim, tek başına, yalnız kalmış kişi demektir. Araplarda; yetim, yalnızca babası ölmüş olanlara değil aynı zamanda kocası ölüp dul kalan kadına da denmektedir. Ayetteki yetimler kelimesi, dul kadınları da kapsamaktadır. Çocuklarda yetimlik: akıl baliğ/buluğ çağına erişinceye kadar olan süredir. • Dipnot 3: Tabe kelime anlamı olarak; mutlu etmek, hoşnut etmek, sevindirmek, gönlünü yapmak, tatlı, güzel, sevimli, leziz demektir. • Dipnot 4: O yetim kadınlarından. • Dipnot 5: Evlendirin. Bkz. 24:32'de aynı kelime, başkası ile evlendirin anlamında kullanılmaktadır. • Dipnot 6: Kelimesi kelimesine, "Ma melaket Eymanukum." Bu terkip, yeminle (antlaşma yoluyla) hak sahibi olduğunuz ve sağ elinizle (güç yoluyla) sahip olduğunuz anlamlarına gelmektedir. "Eyman" sağ el ve yeminler (sözleşmeler) anlamına gelen bir kelimedir. "El" kelimesinin anlamlarından biri de "güç"tür. Bu anlamlar dikkate alındığına bu terkip için şu anlamlar verilebilir: "Güç yolu" ile üzerinde söz sahibi olduğunuz veya "antlaşma yoluyla" sahip olunanlar, sorumluluğu üstlenilenler, bakmakla yükümlü olunanlar, himayeniz altında olanlar. O günün toplumsal gerçekliğinin verili kalıntısı olan kölelik ve cariyelik olgusu, İslam'ın kabul ettiği veya ön gördüğü bir olgu değildir. İslam, kölelik ve cariyeliği; cariye ve köle edinme yollarını kapatarak ortadan kaldırmıştır. "Verili durumun" tasfiye edilmesi süreci olan uygulamalarda cariye ve kölelikten söz edilmiş olması sanki bir tasvipmiş gibi değerlendirilmesi cehalet değilse iftiradır. Kur'an; kiminle olursa olsun, nikah yapmaksızın ilişkiye girmeyi zina olarak görmektedir. Kur'an'a göre "nikahsız her birliktelik" zinadır. * Çok eşlilik (taaddüd-ü zevcat): Dört eşe kadar evlenme kuralı bu ayete dayandırılmaktadır. Oysaki bu ayetin konusu çok eşlilik değildir. Ayetin konusu, yetim çocukların ve dul kadınların himayesidir. Ayet, yetimlerin hak ve hukukunu düzenleyen bir ayettir; yani çok eşliliği düzenleme ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Ayrıca, "ikişer, üçer, dörder" terkibi, belli bir sayıyı değil, çokluğu ifade etmektedir. O nedenle geleneksel inanç mensuplarının iddia ettiği gibi evliliği dört eşle sınırlamakla bir ilgisi yoktur. Ayetin bağlamı, yetimler ve onların hak ve hukukları ile ilgilidir. Allah, evliliklerin tek eşli mi çok eşli mi olması hususunda bir düzenleme ve bir sınırlamada bulunmamıştır. Çok veya tek eşlilik konusu Kur'an'ın konusu değildir. Bu bireylerin ve toplumların tercihlerine bırakılmış bir konudur. • Kelime kelime: وَإِنْ ve in şayet · خِفْتُمْ hiftum korkarsanız · أَلَّا ella · تُقْسِطُوا۟ tuksitu adaleti sağlayamıyacağınızdan · فِى fi hakkında · ٱلْيَتَـٰمَىٰ l-yetama öksüz(kızlar) · فَٱنكِحُوا۟ fenkihu alın · مَا ma olan · طَابَ tabe helal · لَكُم lekum size · مِّنَ mine -dan · ٱلنِّسَآءِ n-nisa'i kadınlar- · مَثْنَىٰ mesna ikişer · وَثُلَـٰثَ vesulase ve üçer · وَرُبَـٰعَ ۖ verubaa ve dörder · فَإِنْ fein yine · خِفْتُمْ hiftum korkarsanız · أَلَّا ella · تَعْدِلُوا۟ tea'dilu adalet yapamayacağınızdan · فَوَٰحِدَةً fevahideten bir tane (alın) · أَوْ ev yahut · مَا ma şeyle (yetinin) · مَلَكَتْ meleket malik oldukları · أَيْمَـٰنُكُمْ ۚ eymanukum yeminlerinizin · ذَٰلِكَ zalike budur · أَدْنَىٰٓ edna en uygun olan · أَلَّا ella · تَعُولُوا۟ teulu haksızlık etmemeniz için • خوف (xwf) kökü: Korkmak, korkmak/ürkmek/dehşete düşmek, birine korku vermek, azaltmak veya eksiltmek veya almak, bir şeyden azar azar almak, bir şeyin kenarlarından almak, katletmek veya savaşmak • قسط (qsT) kökü: Adaletten sapmak, haksız/yanlış davranmak veya iş yapmak. Qasuta - adil davranmak. Qist - adalet, hakkaniyet. Qasit - haksız/adaletsiz davranan kişi. Aqsatu - daha adil. Aqsata (fiil 4) - adil olmak. Muqsitun - adaleti… • يتم (ytm) kökü: Yetim, babasız olmak, yalnız kalmak, yorgun, dul kalmak, ergenlik-erişkinlik öncesi babasız kalmak • نكح (nkH) kökü: Bağlamak, düğüm yapmak, sözleşme yapmak, evlenmek, evlilik • طيب (Tyb) kökü: İyi, hoş, uygun, yasal olmak. tibna - kadınların kendi özgür iradeleriyle ve size karşı iyi olmaları. tuuba - neşe, mutluluk, imrenilecek bir mutluluk hali. tayyib - iyi/temiz/sağlıklı/nazik/mükemmel/adil/yasal. • نسو (nsw) kökü: Kadınlar. Bu kelimenin tekil hali yoktur. • ثني (vny) kökü: Bükmek/katlamak, ikiye katlamak, bir şeyin bir parçasını diğerinin üzerine çevirmek, iki ucundan birini diğerine çekmek, bir şeyi diğerine birleştirmek veya eklemek, birini yolundan veya istediği şeyden döndürmek… • ثلث (vlv) kökü: Üçe bölünmek veya sayıca üç olmak, bir şeyin üçte biri, üçte bir, üçer üçer, herhangi bir sayının üçte biri. • ربع (rbE) kökü: Dört, dördüncü, çeyrek, kırk • عدل (Edl) kökü: Adil ve hakkaniyetli davranmak, eşitlik ve orantıyla hareket etmek, uygun şekilde düzenlemek, göreli büyüklüğe göre ayarlamak, adaleti tesis etmek, eşit tutmak, eşdeğer ödemek, doğru şekilde düzenlemek, düzeltmek, doğru… • وحد (wHd) kökü: Bir olmak, yalnız, eşsiz, benzersiz olmak, alçakgönüllü kalmak, ayrı durmak, birliği vurgulamak. Waahidun - kardinal, bir sayısı, tek. Wahda - yalnız. • ملك (mlk) kökü: Hükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık. • يمن (ymn) kökü: Sağ taraf, sağ, sağ el, yemin, kutsama, sağa yönlendirmek, bereket sebebi olmak, müreffeh/şanslı/talihli. • دنو (dnw) kökü: Yakın olmak, yaklaşmak veya alçalmak, indirmek, benzer olmak • عول (Ewl) kökü: Sapmak, yana dönmek, diğer tarafı ihmal etmek, haksızlık/yanlış yapmak, zorluk çıkarmak, baskı veya sahtekarlık yapmak, büyük bir aileye sahip olmak, ailenin geçimini sağlamak, fakir insanları beslemek, bir aile/haneyi… • Nisa suresi 176 ayettir; bu 3. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).