Erkekler, kadınlar üzerinde kavvamdırlar. Kendi mallarından infak etmelerinden dolayı Allah bazınızı bazınıza göre faddale yapmıştır. İyi düzeltici kadınlar; bağlılık gösteren ve Allah'ın korumasını istediğini, kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Nuşuzundan endişe ettiğiniz kadınlara önce öğüt verin, sonra yataklarında yalnız bırakın, sonra bir süre ayrılın. Eğer size uyarlarsa onların aleyhine bir yol aramayın. Kuşkusuz Allah Çok Yüce'dir ve Çok Büyük'tür.
Nisa 4:34اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَٓاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَٓا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْۜ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُۜ وَالّٰت۪ي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّۚ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَب۪يلاًۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِياًّ كَب۪يراً • Er ricalu kavvamune alan nisai bi ma faddalallahu ba'dahum ala ba'dın ve bi ma enfeku min emvalihim. Fes salihatu kanitatun hafizatun lil gaybi bi ma hafizallah. Vellati tehafune nuşuzehunne fe ızuhunne vahcuruhunn fil medacıı vadrıbuhunne, fe in ata'nekum fe la tebgu aleyhinne sebila. İnnallahe kane aliyyen kebira. • Meal: Erkekler, kadınlar üzerinde kavvamdırlar.[1] Kendi mallarından infak[2] etmelerinden dolayı Allah bazınızı bazınıza göre faddale[3] yapmıştır. İyi düzeltici kadınlar; bağlılık gösteren ve Allah'ın korumasını istediğini, kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Nuşuzundan[4] endişe ettiğiniz kadınlara önce öğüt verin, sonra yataklarında yalnız bırakın, sonra bir süre ayrılın.[5] Eğer size uyarlarsa onların aleyhine bir yol aramayın. Kuşkusuz Allah Çok Yüce'dir ve Çok Büyük'tür. • Dipnot 1: Geçimsizlik yapmak, alışılmışa muhalif olmak, rutinin dışına çıkmak, başına buyruk davranmak, kurulu düzeni bozmak. • Dipnot 2: "Bir süreliğine ayrılın." "Darebe," bir yerden ayrılmak, kısıtlamak, dövmek, kesmek, yaralamak, çizmek, yola çıkmak, ayrılmak, ayırmak, başka bir yere gitmek, örnek vermek, suda yüzmek, koyun boyamak, bir yere bir şey dikmek, Musa Nebi'nin asasıyla denizde yol açması, akrep sokması, kalp atışı, bir şeyi kaldırmak, kavgadan beladan kaçmak ve daha birçok anlamı bulunmaktadır. Araplar, misafire darip (yol tepen) demektedirler. Ayette geçen "vadrıbu-hunne" kelimesine, dövün anlamının verilmesi doğru değildir. Ayrıca bağlamından ve bir sonraki ayetten kelimenin dövmek anlamına gelmediği açıkça görülmektedir. Dövün anlamının verilmesinin nedeni, erkeğin "kadına bakışını" din haline getirmiş olmasıdır. • Dipnot 3: Tercih etmiştir, yeğlemiştir (Bkz. 17:55). • Dipnot 4: Ailenin geçimini sağlamak için harcama yapmak. • Dipnot 5: "Kavvam," kaimin mübalağa sigasıdır. "Kaim;" koruyup gözeten, geçimini temin eden, ayakta tutan (5:7.) demektir. Arapça'da "Kame ale'l-mer'e" deyimi kadını gözetti, geçimini üstlendi anlamına gelmektedir. Ayrıca 25:67. ayette bu kelime dengeli anlamında kullanılmaktadır ki bu ayette de dengeyi sağlayan anlamındadır. Bir üstünlük söz konusu değildir. Bu kelime; gözetip korumak, kalkmak, dikilmek, doğrulmak; bir işin idaresini üzerine almak, bir işi yapmaya azmetmek, yürütmek, düzenlemek, nezaret etmek ve geçim kaynağı gibi anlamlara gelmektedir. • Kelime kelime: ٱلرِّجَالُ er-ricalu erkekler · قَوَّٰمُونَ kavvamune yöneticidirler · عَلَى ala üzerinde · ٱلنِّسَآءِ n-nisa'i kadınlar · بِمَا bima zira · فَضَّلَ feddele üstün kılmıştır · ٱللَّهُ llahu Allah · بَعْضَهُمْ bea'dehum bir kısmını · عَلَىٰ ala üzerine · بَعْضٍۢ bea'din diğerinin · وَبِمَآ ve bima ve çünkü · أَنفَقُوا۟ enfeku infak ederler · مِنْ min -ndan · أَمْوَٰلِهِمْ ۚ emvalihim malları- · فَٱلصَّـٰلِحَـٰتُ fessalihatu iyi kadınlar · قَـٰنِتَـٰتٌ kanitatun ita'atkar olup · حَـٰفِظَـٰتٌۭ hafizatun korurlar · لِّلْغَيْبِ lilgaybi gizliyi · بِمَا bima karşılık · حَفِظَ hafize kendilerini korumasına · ٱللَّهُ ۚ llahu Allah'ın · وَٱلَّـٰتِى vellati kadınlara · تَخَافُونَ tehafune korktuğunuz · نُشُوزَهُنَّ nuşuzehunne hırçınlık etmelerinden · فَعِظُوهُنَّ feizuhunne öğüt verin · وَٱهْجُرُوهُنَّ vehcuruhunne onlara sokulmayın · فِى fi · ٱلْمَضَاجِعِ l-medacii yataklarda · وَٱضْرِبُوهُنَّ ۖ vedribuhunne ve onları çıkarın · فَإِنْ fein eğer · أَطَعْنَكُمْ etaa'nekum size ita'at ederlerse · فَلَا fela · تَبْغُوا۟ tebgu artık aramayın · عَلَيْهِنَّ aleyhinne onların aleyhine · سَبِيلًا ۗ sebilen başka bir yol · إِنَّ inne çünkü · ٱللَّهَ llahe Allah · كَانَ kane · عَلِيًّۭا aliyyen yücedir · كَبِيرًۭا kebiran büyüktür • رجل (rjl) kökü: Yürümek, ayakla itmek, yürümek, ayaklarından bağlamak, (dişinin) yavrusunu emzirmesine izin vermek, (saç) kıvırcık olmak, annesiyle serbest bırakmak. Rajjala - birini rahatlatmak, saç taramak, mühlet vermek. Tarajjala… • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • نسو (nsw) kökü: Kadınlar. Bu kelimenin tekil hali yoktur. • فضل (fDl) kökü: üstün olmak, seçkin olmak, aşmak, üstün, kazanmak/hediye, fayda/nimet/iyilik/lütuf bahşetmek • بعض (bED) kökü: bir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, biraz • نفق (nfq) kökü: satılabilir olmak, delikten çıkmak, tükenmiş olmak (mağaza), harcanmış, harcanmış, harcama. Bir girişten imana giren ve başka bir çıkıştan bu inancı terk eden bir münafık gibi, başka bir deliğe girmek. • مول (mwl) kökü: Zenginliğe sahip olmak, bol miktarda mülk sahibi olmak. • صلح (SlH) kökü: doğru/iyi/dürüst/sağlam/erdemli olmak, uygun olmak. aslaha - bir şeyi düzeltmek, reform etmek, iyi yapmak. saalihaat - iyi işler, uygun ve uygun eylemler, düzeltmeye yönelik iş yapmak. aslaha (vb. 4) - bütün sağlam… • قنت (qnt) kökü: Dindar, itaatkar olmak, tüm tevazu ile tam ve yürekten uzun süre duada durmak. Qanitun - tam, yürekten ve tüm tevazu ile dindar ve itaatkar olan kişi. • حفظ (HfZ) kökü: Bir şeyi korumak/muhafaza etmek/savunmak, bir şeye bakmak, bir şeyin yok olmasını önlemek, bir şey hakkında dikkatli/özenli/düşünceli/ilgili olmak, bir şeyi saklamak, depolamak, tutmak, bir şeyi ezberlemek (hafızaya… • غيب (gyb) kökü: uzak/ulaşılamaz/gizli/saklı, algıların veya zihinsel algının kapsamı dışında veya ötesinde, görünmez, karalama, gizli gerçek, kayıp olan kişi • خوف (xwf) kökü: Korkmak, korkmak/ürkmek/dehşete düşmek, birine korku vermek, azaltmak veya eksiltmek veya almak, bir şeyden azar azar almak, bir şeyin kenarlarından almak, katletmek veya savaşmak • نشز (n$z) kökü: Yüksek olmak, yukarı kaldırılmak, yükselmek, kötü davranmak, itaatsiz olmak, kötü muamele etmek, asi olmak, nefret etmek, tiksinmek, kayıtsız kalmak, haksız muamele etmek, nezaketsiz davranmak, terk etmek • وعظ (wEZ) kökü: Öğüt vermek, nasihat etmek, vaaz vermek, tavsiyede bulunmak, uyarmak, ödül veya ceza bahsederek kalbi yumuşatması gereken şeyleri hatırlatmak, iyi tavsiye veya öğüt vermek, işlerin sonucunu hatırlatmak, tövbe ve ıslaha… • هجر (hjr) kökü: Terk etmek/bırakmak/vazgeçmek/ayrılmak/reddetmek/çekilmek, kendini bir şeyden ayırmak, ilişkiyi kesmek, sakınmak, uzak durmak, bedenen veya dil ile ya da kalben terk etmek, şehvet ve kötü davranışlardan uzaklaşmak. Hijr… • ضجع (DjE) kökü: Yatmaya meyilli olmak, eğilmek. Uyuklamak, uzanma şekli, yatak arkadaşı, yatak odası/yatak, dinlenme yeri, kanepe. • ضرب (Drb) kökü: İyileştirmek, vurmak, örnek olarak öne sürmek, bir mesel/örnek vermek, gitmek, yolculuk yapmak, seyahat etmek, karıştırmak, kaçınmak, uzaklaştırmak, örtmek, kapatmak, belirtmek/beyan etmek/ifade etmek, öne sürmek… • طوع (TwE) kökü: itaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak. • بغي (bgy) kökü: Azgınlık etmek, haddi aşmak, zulmetmek, isyan etmek, haksızlık etmek, fahişelik yapmak, taşkınlık göstermek, kibirlenmek, talep etmek, istemek, aramak • سبل (sbl) kökü: yol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • علو (Elw) kökü: Yüksek olmak, yükseltilmiş olmak, yüce olmak, yüceltilmek, yükselmek, üstesinden gelmek, gururlu olmak, üstünde olmak, yukarı çıkmak, yükselmek, rütbe veya onurda yükselmek, kaldırmak, yukarı almak, binmek, üstüne çıkmak • كبر (kbr) kökü: Sert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak… • Nisa suresi 176 ayettir; bu 34. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).