İyilikle kötülük bir değildir. Kötülüğü iyilikle sav. Bir de bakmışsın ki seninle arasında düşmanlık olan kişi, candan velin oluvermiş.
Fussilet 41:34وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ • Ve la testevil hasenetu ve les seyyieh, idfa' billeti hiye ahsenu fe izellezi beyneke ve beynehu adavetun ke ennehu veliyyun hamim. • Meal: İyilikle kötülük bir değildir. Kötülüğü iyilikle sav.[1] Bir de bakmışsın ki seninle arasında düşmanlık olan kişi, candan velin[2] oluvermiş. • Dipnot 1: Kötülüğe, iyilikle karşılık ver. Söz konusu kötülüğün tanımı ve sınırları iyi belirlenmelidir. Kast edilen şey, zulme sessiz kalmak değildir. Yoksa zulmedenin zulmünü iyilikle savmak demek, zulme ortak olmak demektir. Burada kastedilen kötülük: davetçinin muhatabı tarafından görebileceği kabalık ve kötü davranıştır. Bunlara, öfke, nefret, intikam duygusu ile karşılık verilmemesi istenmektedir. Keza, kişisel ilişkilerde ortaya çıkan ve daha çok davranış bozukluğu olarak tanımlanabilecek türden kötülüklerdir. Diğer bir ifade ile "Cahille cahil olma." denmektedir. • Dipnot 2: Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici. • Kelime kelime: وَلَا ve la ve değildir · تَسْتَوِى testevi eşit · ٱلْحَسَنَةُ l-hasenetu iyilik · وَلَا vela ve ne de · ٱلسَّيِّئَةُ ۚ s-seyyietu kötülük · ٱدْفَعْ dfea' sav (onu) · بِٱلَّتِى billeti · هِىَ hiye olanla · أَحْسَنُ ehsenu en güzel · فَإِذَا feiza bir de bakarsın ki · ٱلَّذِى llezi · بَيْنَكَ beyneke seninle aranda · وَبَيْنَهُۥ ve beynehu onun arasında · عَدَٰوَةٌۭ adavetun düşmanlık olan · كَأَنَّهُۥ keennehu sanki · وَلِىٌّ veliyyun bir dosttur · حَمِيمٌۭ hamimun sıcak • سوي (swy) kökü: düzeltmek, eşitlemek, düzenlemek, şekil vermek, uyum sağlamak, düz hale getirmek, dengelemek, aynı yapmak, eşit olmak, dengeli olmak. Türkçe'ye geçen türevler: istiva, masiva, müsavat (müsavi), seyyanen, tesviye, seviye • حسن (Hsn) kökü: Yakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya… • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • دفع (dfE) kökü: İtmek, ödemek, geri püskürtmek, uzaklaştırmak, önlemek, savunmak, atmak, çürütmek, sakinleştirmek, savunma yapmak, teslim etmek, çarpmak (sel gibi), mücadele etmek, engellemek. • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • عدو (Edw) kökü: geçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmek • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • حمم (Hmm) kökü: Isınmak, sıcak veya çok sıcak olmak, erimek, ateşlenmek, kaynamak (örn. su). Bir arkadaşa/dostuna/sevgi ya da tutku nesnesine sadık kalmak ve sevgi göstermek, birine endişeyle sevgi beslemek veya şefkat göstermek… • Fussilet suresi 54 ayettir; bu 34. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).