Şayet insanlar, tek bir ümmet haline gelmeyecek olsalardı, Rahman'ı küfreden kimselerin, evlerinin tavanlarını ve merdivenlerini gümüşten yapardık.
Zuhruf 43:33وَلَوْلَٓا اَنْ يَكُونَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفاً مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَۙ • Ve lev la en yekunen nasu ummeten vahıdeten le cealna limen yekfuru bir rahmani li buyutihim sukufen min fıddatin ve mearice aleyha yazherune. • Meal: Şayet insanlar, tek bir ümmet[1] haline gelmeyecek olsalardı,[2] Rahman'ı küfreden[3] kimselerin, evlerinin tavanlarını ve merdivenlerini gümüşten yapardık. • Dipnot 1: Nankörlük eden veya görmezden gelen. • Dipnot 2: Küfür topluluğu. • Dipnot 3: Kafirlerin sahip oldukları, alabildiğine lüks ve zengin yaşamlarına imrenip, özenerek; onların sahip olduklarına sahip olmaya heveslenecek olmasalardı. • Kelime kelime: وَلَوْلَآ velevla (sözkonusu) olmasaydı · أَن en · يَكُونَ yekune olması · ٱلنَّاسُ n-nasu insanların · أُمَّةًۭ ummeten ümmet · وَٰحِدَةًۭ vahideten bir tek · لَّجَعَلْنَا lecealna yapardık · لِمَن limen kimseler için · يَكْفُرُ yekfuru inkar eden · بِٱلرَّحْمَـٰنِ bir-rahmani Rahman'ı · لِبُيُوتِهِمْ libuyutihim evlerine · سُقُفًۭا sukufen tavanlar · مِّن min -ten · فِضَّةٍۢ fiddetin gümüş- · وَمَعَارِجَ ve meaarice ve merdivenler · عَلَيْهَا aleyha üzerine · يَظْهَرُونَ yezherune binip çıkacakları • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • نوس (nws) kökü: sallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler. • امم (Amm) kökü: ammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı… • وحد (wHd) kökü: Bir olmak, yalnız, eşsiz, benzersiz olmak, alçakgönüllü kalmak, ayrı durmak, birliği vurgulamak. Waahidun - kardinal, bir sayısı, tek. Wahda - yalnız. • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • بيت (byt) kökü: Ev, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiir • سقف (sqf) kökü: Tavan, çatı, dam, kubbe, gök, gökyüzü, üst sınır, en yüksek düzey • فضض (fDD) kökü: Kırmak/delmek/yok etmek, ayırmak/dağıtmak/saçmak/dağıtmak, parçalamak, gümüş, geniş/bol/büyük/cömert yapmak, dağınık haldeki az sayıda insan, felaket/talihsizlik • عرج (Erj) kökü: Tırmanmak, binmek. Topallamak, aksak olmak. • ظهر (Zhr) kökü: Görünmek, belirgin/açık/net/bariz olmak, ortaya çıkmak, yükselmek/tırmanmak, üstün gelmek, bilmek, ayırt etmek, aşikar olmak, ilerlemek, öğleye girmek, ihmal etmek, üstünlük sağlamak, sırta yara açmak • Zuhruf suresi 89 ayettir; bu 33. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).