Akıl Kuran (akilkuran.com)

Zuhruf Suresi

Zuhruf suresi 89 ayetten oluşur. Her ayetin Arapça metnini, Türkçe mealini, okunuşunu ve kelime köklerini bu sayfadan okuyabilirsin.

Zuhruf suresi 89 ayet. Arapça metin, Türkçe meal, transkripsiyon ve kelime kök analizi. Ha, Mim.

Zuhruf Suresi (سورة الزخرف) — 89 ayet.

Zuhruf 43:1

حٰمٓۜ — Ha mim. — Ha, Mim.

Zuhruf 43:2

وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ — Vel kitabil mubini. — Apaçık Kitap'a ant olsun ki!

Zuhruf 43:3

اِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْءٰناً عَرَبِياًّ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَۚ — İnna cealnahu kur'anen arabiyyen leallekum ta'kılun. — Biz onu düşünüp anlayasınız diye Arapça bir kuran yaptık.

Zuhruf 43:4

وَاِنَّهُ ف۪ٓي اُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَك۪يمٌۜ — Ve innehu fi ummil kitabi ledeyna le aliyyun hakim. — Kur'an, nezdimizde Ummu'l Kitap'tadır. Gerçekten yücedir ve hakimdir.

Zuhruf 43:5

اَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحاً اَنْ كُنْتُمْ قَوْماً مُسْرِف۪ينَ — E fe nadribu ankumuz zikre safhan en kuntum kavmen musrifin. — Siz, israf eden bir halk oldunuz diye, size öğüt vermekten vaz mı geçelim?

Zuhruf 43:6

وَكَمْ اَرْسَلْنَا مِنْ نَبِيٍّ فِي الْاَوَّل۪ينَ — Ve kem erselna min nebiyin fil evvelin. — Öncekiler için de nice Nebiler gönderdik.

Zuhruf 43:7

وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ — Ve ma yetihim min nebiyin illa kanu bihi yestehziun. — Onlar, kendilerine gelen her Nebi'yi mutlaka alaya alıyorlardı.

Zuhruf 43:8

فَاَهْلَكْـنَٓا اَشَدَّ مِنْهُمْ بَطْشاً وَمَضٰى مَثَلُ الْاَوَّل۪ينَ — Fe ehlekna eşedde minhum batşen ve meda meselul evvelin. — Biz, güç bakımından onlardan daha üstün olanları yok ettik. Geçmişe ait örnek haline geldiler.

Zuhruf 43:9

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَز۪يزُ الْعَل۪يمُۙ — Ve le in seeltehum men halakas semavati vel arda le yekulunne halakahunnel azizul alim. — Müşriklere: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, kesinlikle: "Onları Mutlak Üstün Olan, Her Şeyi Bilen yarattı." diyecekler.

Zuhruf 43:10

اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْداً وَجَعَلَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلاً لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۚ — Ellezi cealekumul arda mehden ve cealelekum fiha subulen leallekum tehtedun. — O, yeryüzünü sizin için beşik yaptı. Orada sizin için yollar yaptı. Umulur ki hidayete erersiniz.

Zuhruf 43:11

وَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتاًۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ — Vellezi nezzele mines semai maenbi kader, fe enşerna bihi beldetenmeyten, kezalike tuhrecun. — O, bir ölçüye göre gökten su indirendir. Sonra, onunla ölü bir beldeyi canlandırdık. İşte siz de böyle yeniden diriltileceksiniz.

Zuhruf 43:12

وَالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَۙ — Vellezi halakal ezvace kullehave ceale lekum minel fulki vel enami ma terkebun. — Her şeyi çift yarattı. Gemilerden ve hayvanlardan binekler kıldı.

Zuhruf 43:13

لِتَسْتَوُ۫ا عَلٰى ظُهُورِه۪ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَۙ — Li testevu ala zuhurihi summe tezkuru ni'mete rabbikum izesteveytum aleyhi, ve tekulu subhanellezi sehhare lena haza ve ma kunna lehu mukrinin. — Üzerlerine binip, onlardan yararlanınca, Rabb'inizin verdiği nimetleri anarak: "Bunları, hizmetimize veren Allah ne yücedir; yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi." deyin.

Zuhruf 43:14

وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ — Ve inna ila rabbina le munkalibun. — Kuşkusuz biz, sonunda Rabb'imize döneceğiz.

Zuhruf 43:15

وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِه۪ جُزْءاًۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُب۪ينٌۜ — Ve cealu lehu min ibadihi cuz'a, innel insane le kefurun mubin. — Bazı kullarını, O'nun bir parçası saydılar. Gerçekten, o insan, açıkça nankörlük etmektedir.

Zuhruf 43:16

اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفٰيكُمْ بِالْبَن۪ينَ۟ — Emittehaze mimma yahluku benatin ve asfakum bil benin. — Yoksa O, yarattıklarından kızları kendisine ayırıp, oğulları size mi bıraktı?

Zuhruf 43:17

وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلاً ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَداًّ وَهُوَ كَظ۪يمٌ — Ve iza buşşire ehaduhum bi ma darabe lir rahmani meselen zalle vechuhu musvedden ve huve kezim. — Onlardan biri, kendisine, Rahman'a layık gördüğü kız çocuğu haberi verildiği zaman, yüzü simsiyah kesilir, içini üzüntü kaplar.

Zuhruf 43:18

اَوَمَنْ يُنَشَّؤُ۬ا فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُب۪ينٍ — E ve men yuneşşeu fil hılyeti ve huve fil hısami gayru mubin. — Ve süs içinde büyütülmekten başka işe yaramayanı mı verdi diye hayıflanır!

Zuhruf 43:19

وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذ۪ينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثاًۜ اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْۜ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ — Ve cealul melaiketellezine hum ibadur rahmani inasa, e şehidu halkahum, setuktebu şehadetuhum ve yus'elun. — Onlar, Rahman'ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaratılışlarına tanık mı oldular? Onların bu tanıklıkları yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.

Zuhruf 43:20

وَقَالُوا لَوْ شَٓاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْۜ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَۜ — Ve kalu lev şaer rahmanu ma abednahum, ma lehum bi zalike min ilmin in hum illa yahrusun. — "Eğer Rahman dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik." dediler. Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca saçmalıyorlar.

Zuhruf 43:21

اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَاباً مِنْ قَبْلِه۪ فَهُمْ بِه۪ مُسْتَمْسِكُونَ — Em ateynahum kitaben min kablihi fe hum bihi mustemsikun. — Yoksa ondan önce, onlara kitap verdik de onlar, ona mı dayanıyorlar?

Zuhruf 43:22

بَلْ قَالُٓوا اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ — Bel kalu inna vecedna abaena ala ummetin ve inna ala asarihim muhtedun. — Hayır! Dediler ki: "Doğrusu, biz, atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, biz de onların izinden gidiyoruz.

Zuhruf 43:23

وَكَذٰلِكَ مَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ — Ve kezalike ma erselna min kablike fi karyetin min nezirin illa kale mutrefuha inna vecedna abaena ala ummetin ve inna ala asarihim muktedun. — Tıpkı bunun gibi, senden önce de ne zaman bir beldeye uyarıcı gönderdiysek, oranın refah içinde olanları: "Biz, atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk. Biz de kesinlikle onların izinden gidiyoruz." dediler.

Zuhruf 43:24

قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ — Kale e ve lev ci'tukum bi ehda mimma vecedtum aleyhi abaekum, kalu inna bi ma ursıltum bihi kafirun. — Size, "Atalarınızı üzerinde bulduğunuz yoldan daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?" deyince, onlar: "Biz, sizinle gönderilene kafirlik ediyoruz." dediler.

Zuhruf 43:25

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟ — Fentekamna minhum fanzur keyfe kane akıbetul mukezzibin. — Bunun üzerine onlara hak ettikleri cezayı verdik. Yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

Zuhruf 43:26

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ٓ اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَۙ — Ve iz kale ibrahimu li ebihi ve kavmihi inneni beraun mimma ta'budun. — Bir zamanlar İbrahim, babasına ve halkına: "Ben sizin kulluk ettiklerinizden uzağım demişti."

Zuhruf 43:27

اِلَّا الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي فَاِنَّهُ سَيَهْد۪ينِ — İllellezi fatarani fe innehu se yehdin. — "Ancak fıtratımı belirleyen başka. Kuşkusuz O beni doğru yola iletecektir."

Zuhruf 43:28

وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً ف۪ي عَقِبِه۪ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ — Ve cealeha kelimeten bakıyeten fi akıbihi leallehum yerciun. — İbrahim, gerçeğe yönelmeleri umuduyla takdir edilmiş hükmü gelecek nesiller için de kalıcı bir ilke yaptı.

Zuhruf 43:29

بَلْ مَتَّعْتُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُب۪ينٌ — Bel metta'tu haulai ve abaehum hatta caehumul hakku ve resulun mubin. — Doğrusu bunları ve atalarını, kendilerine Hakk ve onu açıklayıcı bir Resul gelinceye kadar yararlandırıp yaşattım.

Zuhruf 43:30

وَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ وَاِنَّا بِه۪ كَافِرُونَ — Ve lemma cae humul hakku kalu haza sihrun ve inna bihi kafirun. — Onlara, Hakk geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Biz onu yalanlayanlarız." dediler.

Zuhruf 43:31

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ عَلٰى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظ۪يمٍ — Ve kalu lev la nuzzile hazel kur'anu ala raculin minel karyeteyni azim. — "Bu Kur'an'ın, iki şehrin birinden, bir büyük adama indirilmesi gerekmez miydi?" dediler.

Zuhruf 43:32

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً سُخْرِياًّۜ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ — E hum yaksimune rahmete rabbik, nahnu kasemna beynehum maişetehum fil hayatid dunyave refa'na ba'dahum fevka ba'dın derecatin li yettehıze ba'duhum ba'dan suhriyya, ve rahmetu rabbike hayrun mimma yecmaun. — Rabb'inin rahmetini onlar mı dağıtıyorlar? Dünya hayatındaki geçimliklerini Biz paylaştırdık. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye, onların bir kısmını bir kısmının üzerine derecelerle yükselttik. Rabb'inin rahmeti onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.

Zuhruf 43:33

وَلَوْلَٓا اَنْ يَكُونَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفاً مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَۙ — Ve lev la en yekunen nasu ummeten vahıdeten le cealna limen yekfuru bir rahmani li buyutihim sukufen min fıddatin ve mearice aleyha yazherune. — Şayet insanlar, tek bir ümmet haline gelmeyecek olsalardı, Rahman'ı küfreden kimselerin, evlerinin tavanlarını ve merdivenlerini gümüşten yapardık.

Zuhruf 43:34

وَلِبُيُوتِهِمْ اَبْوَاباً وَسُرُراً عَلَيْهَا يَتَّكِؤُ۫نَۙ — Ve li buyutihim ebvaben ve sururen aleyha yettekiun. — Ve evlerinin kapılarını ve üzerine oturup yaslandıkları koltuklarını da.

Zuhruf 43:35

وَزُخْرُفاًۜ وَاِنْ كُلُّ ذٰلِكَ لَمَّا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَالْاٰخِرَةُ عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُتَّق۪ينَ۟ — Ve zuhrufa, ve in kullu zalike lemma metaul hayatid dunya, vel ahiretu inde rabbike lil muttekin. — Ve altına boğardık. Bunların tamamı, dünya hayatının kazanımından başka bir şey değildir. Ahiret ise Rabb'inin yanında, yalnızca takva sahipleri içindir.

Zuhruf 43:36

وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَاناً فَهُوَ لَهُ قَر۪ينٌ — Ve men ya'şu an zikrir rahmani nukayyıd lehu şeytanen fe huve lehu karin. — Her kim Rahman'ın öğüdüne karşı duyarsız olursa, Biz ona bir şeytan salarız. Artık şeytan onun yakın arkadaşı olur.

Zuhruf 43:37

وَاِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ — Ve innehum le yasuddunehum anis sebili ve yahsebune ennehum muhtedun. — Şeytanlar, onları doğru yoldan saptırdıkları halde, onlar hala kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

Zuhruf 43:38

حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَر۪ينُ — Hatta iza caena kale ya leyte beyni ve beyneke bu'del meşrikayni fe bi'sel karin. — Nihayet o Bize geldiği zaman: "Keşke seninle aramız iki doğu uzaklığı kadar uzak olsaydı." der. Öyleyse bu ne kötü bir arkadaşlıktır.

Zuhruf 43:39

وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ — Ve len yenfeakumul yevme iz zalemtum ennekum fil azabi muşterikun. — Bugün, pişmanlığınız kesinlikle size bir yarar sağlamaz. Kendinize haksızlık yaptınız. Siz azaba da ortaksınız.

Zuhruf 43:40

اَفَاَنْتَ تُسْمِــعُ الصُّمَّ اَوْ تَهْدِي الْعُمْيَ وَمَنْ كَانَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ — E fe ente tusmius summe ev tehdil umye ve men kane fi dalalin mubin. — O halde sağıra sen mi işittireceksin? Veya köre ve apaçık sapkınlıkta olana doğru yolu gösterebilir misin?

Zuhruf 43:41

فَاِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَاِنَّا مِنْهُمْ مُنْتَقِمُونَۙ — Fe imma nezhebenne bike fe inna minhum muntekımun. — Biz, seni bu dünyadan alıp götürsek bile, onlara hak ettikleri cezayı mutlaka vereceğiz.

Zuhruf 43:42

اَوْ نُرِيَنَّكَ الَّذ۪ي وَعَدْنَاهُمْ فَاِنَّا عَلَيْهِمْ مُقْتَدِرُونَ — Ev nuriyennekellezi vaadnahum fe inna aleyhim muktedirun. — Veya onları uyardığımız azabı sana gösteririz. Elbette Biz'im onlara gücümüz yeter.

Zuhruf 43:43

فَاسْتَمْسِكْ بِالَّـذ۪ٓي اُو۫حِيَ اِلَيْكَۚ اِنَّكَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ — Festemsik billezi uhıye ileyk, inneke ala sıratın mustekim. — Öyleyse sen, sana vahyedilene sarılmaya bak. Kuşkusuz sen dosdoğru bir yol üzerindesin.

Zuhruf 43:44

وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَۚ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ — Ve innehu le zikrun leke ve li kavmik, ve sevfe tus'elun. — Kuşkusuz o sana ve halkına bir öğüttür. Ondan sorulacaksınız.

Zuhruf 43:45

وَسْـَٔلْ مَنْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَاۗ اَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِ اٰلِهَةً يُعْبَدُونَ۟ — Ves'el men erselna min kablike min rusulina e cealna min dunir rahmani aliheten yu'bedun. — Senden önce kendilerine Resul gönderdiklerimize sor. Biz, Rahman'dan başka kulluk edilecek ilahlar kılmış mıyız?

Zuhruf 43:46

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَقَالَ اِنّ۪ي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ — Ve lekad erselna musa bi ayatina ila fir'avne ve melaihi fe kale inni resulu rabbil alemin. — Ant olsun ki Biz Musa'yı ayetlerimizle Firavun'a ve onun melelerine gönderdik: "Ben alemlerin Rabb'inin Resul'üyüm." dedi.

Zuhruf 43:47

فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِاٰيَاتِنَٓا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَضْحَكُونَ — Fe lemma caehum bi ayatina izahum minha yadhakun. — Fakat Musa onlara ayetlerimizle gelince, onlar hemen alay etmeye başladılar.

Zuhruf 43:48

وَمَا نُر۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ اِلَّا هِيَ اَكْبَرُ مِنْ اُخْتِهَاۘ وَاَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ — Ve ma nurihim min ayetin illa hiye ekberu min uhtiha ve ehaznahum bil azabi leallehum yerciun. — Onlara gösterdiğimiz her ayet, bir öncekinden daha büyüktü. Ders alırlar diye onlara kimi sıkıntılar yaşattık.

Zuhruf 43:49

وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَ السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ اِنَّـنَا لَمُهْتَدُونَ — Ve kalu ya eyyuhes sahırud'u lena rabbeke bima ahide ındeke innena le muhtedun. — "Ey sihirbaz! Rabb'inin sana verdiği sözün hatırına bizim için dua et. Kuşkusuz biz doğru yola uyarız." dediler.

Zuhruf 43:50

فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ — Fe lemma keşefna an humul azabe iza hum yenkusun. — Fakat onları azaptan kurtarınca da hemen sözlerinden döndüler.

Zuhruf 43:51

وَنَادٰى فِرْعَوْنُ ف۪ي قَوْمِه۪ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَيْسَ ل۪ي مُلْكُ مِصْرَ وَهٰذِهِ الْاَنْهَارُ تَجْر۪ي مِنْ تَحْت۪يۚ اَفَلَا تُبْصِرُونَۜ — Ve nada fir'avnu fi kavmihi kale ya kavmi e leyse li mulku mısra ve hazihil enharu tecri min tahti, e fe la tubsirun. — Firavun, halkına seslendi: "Ey halkım! Mısır'ın egemenliği ve ayaklarımın altından akıp giden şu nehirler benim değil mi? Görmüyor musunuz?"

Zuhruf 43:52

اَمْ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْ هٰذَا الَّذ۪ي هُوَ مَه۪ينٌ وَلَا يَكَادُ يُب۪ينُ — Em ene hayrun min hazellezi huve mehinun ve la yekadu yubin. — "Yoksa ben, ne istediğini bilmeyen şu zavallıdan daha hayırlı değil miyim?"

Zuhruf 43:53

فَلَوْلَٓا اُلْقِيَ عَلَيْهِ اَسْوِرَةٌ مِنْ ذَهَبٍ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ الْمَلٰٓئِكَةُ مُقْتَرِن۪ينَ — Fe lev la ulkıye aleyhi esviretun min zehebin ev cae meahul melaiketu mukterinin. — "Öyleyse ona takılmış altından bilezikler olmalı veya yanında kendisine eşlik eden melekler gelmeli değil miydi?"

Zuhruf 43:54

فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَاَطَاعُوهُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ — Festehaffe kavmehu fe atauh, innehum kanu kavmen fasikin. — Firavun halkını etkisi altına aldı. Bunun üzerine halkı ona itaat etti. Onlar fasık bir toplum oldular.

Zuhruf 43:55

فَلَمَّٓا اٰسَفُونَا انْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ — Fe lemma asefunentekamna minhum fe agraknahum ecmain. — Böylece Bize asilik yaptılar. Biz de onları cezalandırdık. Topluca suda boğduk.

Zuhruf 43:56

فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفاً وَمَثَلاً لِلْاٰخِر۪ينَ۟ — Fe cealnahum selefen ve meselen lil ahırin. — Böylece onları gelecek nesiller için ibret verici bir örnek kıldık.

Zuhruf 43:57

وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلاً اِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ — Ve lemma duribebnu meryeme meselen iza kavmuke minhu yasıddun. — Meryem Oğlu örnek olarak anlatılınca, halkın hemen yaygara yaptı;

Zuhruf 43:58

وَقَالُٓوا ءَاٰلِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَۜ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلاًۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ — Ve kalu e alihetuna hayrun em huve, ma darebuhu leke illa cedela, bel hum kavmun hasımun. — Ve: "Bizim ilahlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa o mu?" dediler. Bu örneği, yalnızca sana muhalefet etmek için verdiler. Doğrusu onlar çok düşmanca davranan bir halktır.

Zuhruf 43:59

اِنْ هُوَ اِلَّا عَبْدٌ اَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلاً لِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪ـلَۜ — İn huve illa abdun en'amna aleyhi ve cealnahu meselen li beni israil. — kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları'na örnek kıldığımız bir kuldur.

Zuhruf 43:60

وَلَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَا مِنْكُمْ مَلٰٓئِكَةً فِي الْاَرْضِ يَخْلُفُونَ — Ve lev neşau le cealna minkum melaiketen fil ardı yahlufun. — Eğer isteseydik sizi yeryüzünde birbirinizin ardı sıra gelen melekler yapardık.

Zuhruf 43:61

وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ — Ve innehu le ilmun lis saati, fe la temterunne biha vettebiuni, haza sıratun mustekim. — Kuşkusuz o, kesinlikle o Sa'at için bir bilgidir. Sakın ondan kuşku duymayın! Bana uyun. Bu, dosdoğru yoldur.

Zuhruf 43:62

وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ — Ve la yasuddennekumuş şeytan, innehu lekum aduvvun mubin. — Sakın şeytan sizi alıkoymasın. Kuşkusuz o, sizin için apaçık bir düşmandır.

Zuhruf 43:63

وَلَمَّا جَٓاءَ ع۪يسٰى بِالْبَيِّنَاتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُمْ بِالْحِكْمَةِ وَلِاُبَيِّنَ لَكُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي تَخْتَلِفُونَ ف۪يهِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِ — Ve lemma cae isa bil beyyinati kale kad ci'tukum bil hikmeti ve li ubeyyine lekum ba'dellezi tahtelifune fih, fettekullahe ve etiuni. — İsa, apaçık beyyinelerle geldiği zaman: "Ben size Hikmet'i getirdim. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim. O halde Allah için takvalı olun ve bana itaat edin." dedi.

Zuhruf 43:64

اِنَّ اللّٰهَ هُوَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ — İnnellahe huve rabbi ve rabbukum fa'buduh, haza sıratun mustekim. — Allah, benim de sizin de Rabb'inizdir. Öyleyse O'na kulluk edin! Bu, dosdoğru yoldur.

Zuhruf 43:65

فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ اَل۪يمٍ — Fahtelefel ahzabu min beynihim, fe veylun lillezine zalemu min azabi yevmin elim. — Sonra gruplar kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Artık acı veren günün azabından dolayı haksızlık yapanların vay haline!

Zuhruf 43:66

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ — Hel yenzurune illes saate en te'tiyehum bagteten ve hum la yeş'urun. — O Sa'at'ın, farkında değillerken, ansızın onlara gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?

Zuhruf 43:67

اَلْاَخِلَّٓاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلَّا الْمُتَّق۪ينَۜ‌۟ — El ehillau yevme izin ba'duhum li ba'din aduvvun illel muttekin. — O Gün, muttakiler dışında, dostlar birbirlerine düşmandırlar.

Zuhruf 43:68

يَا عِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَٓا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَۚ — Ya ibadi la havfun aleykumul yevme ve la entum tahzenun. — "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur. Siz üzülmeyeceksiniz."

Zuhruf 43:69

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا مُسْلِم۪ينَۚ — Ellezine amenu bi ayatina ve kanu muslimin. — "Ayetlerimize iman edenler ve teslim olanlarsınız."

Zuhruf 43:70

اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ اَنْتُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ — Udhulul cennete entum ve ezvacukum tuhberun . — Cennete girin. Siz ve eşleriniz en iyi şekilde ağırlanacaksınız."

Zuhruf 43:71

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَاَكْوَابٍۚ وَف۪يهَا مَا تَشْتَه۪يهِ الْاَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُۚ وَاَنْتُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَۚ — Yutafu aleyhim bi sıhafin min zehebin ve ekvab, ve fiha ma teştehihil enfusu ve telezzul a'yun, ve entum fiha halidun. — Onların etraflarında altından tepsiler ve bardaklarla dolaşılır. Orada, canların çektiği, gözlerin hoşlandığı her şey vardır. Ve siz orada sürekli kalacaksınız.

Zuhruf 43:72

وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ٓي اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ — Ve tilkel cennetulleti uristumuha bi ma kuntum ta'melun. — İşte bu, yaptıklarınıza karşılık, mirasçı kılındığınız Cennet'tir.

Zuhruf 43:73

لَكُمْ ف۪يهَا فَاكِهَةٌ كَث۪يرَةٌ مِنْهَا تَأْكُلُونَ — Lekum fiha fakihetun kesiretun minha te'kulun. — Sizin için orada yiyeceğiniz pek çok meyve vardır.

Zuhruf 43:74

اِنَّ الْمُجْرِم۪ينَ ف۪ي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ — İnnel mucrimine fi azabi cehenneme halidun. — Kuşkusuz mücrimler, Cehennem azabında sürekli kalacak olanlardır.

Zuhruf 43:75

لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَۚ — La yufetteru anhum ve hum fihi mublisun. — Onlardan azap hafifletilmez. Onlar, orada umutlarını kesmiş olanlardır.

Zuhruf 43:76

وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِم۪ينَ — Ve ma zalemnahum ve lakin kanu humuz zalimin. — Biz onlara haksızlık yapmadık. Fakat onlar kendi kendilerine haksızlık yaptılar.

Zuhruf 43:77

وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَۜ قَالَ اِنَّكُمْ مَاكِثُونَ — Ve nadev ya maliku li yakdi aleyna rabbuk, kale innekum makisun. — "Ey malik! Rabb'in bizim aleyhimize hüküm versin." diye seslenirler. "Siz böyle kalacaksınız." dedi.

Zuhruf 43:78

لَقَدْ جِئْنَاكُمْ بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ — Lekad ci'nakum bil hakkı ve lakinne ekserekum lil hakkı karihun. — Ant olsun ki size Hakk'ı getirdik. Ancak çoğunuz Hakk'tan hoşlanmadınız.

Zuhruf 43:79

اَمْ اَبْرَمُٓوا اَمْراً فَاِنَّا مُبْرِمُونَۚ — Em ebremu emren fe inna mubrimun. — Yoksa onlar kesin karar mı verdiler? Biz de kesin kararlıyız!

Zuhruf 43:80

اَمْ يَحْسَبُونَ اَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْۜ بَلٰى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ — Em yahsebune enna la nesmeu sırrehum ve necvahum, bela ve rusuluna ledeyhim yektubun. — Yoksa onların sırlarını ve fısıltılarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır! Onların yanlarında bulunan elçilerimiz her şeyi kaydediyorlar.

Zuhruf 43:81

قُلْ اِنْ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ وَلَدٌۗ فَاَنَا۬ اَوَّلُ الْعَابِد۪ينَ — Kul in kane lir rahmani veledun fe ena evvelul abidin. — De ki: "Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı, ona ilk ben kulluk ederdim."

Zuhruf 43:82

سُبْحَانَ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ — Subhane rabbis semavati vel ardı rabbil arşi amma yasıfun. — Göklerin ve yerin Rabb'i; arşın Rabb'i onların niteledikleri şeylerden münezzehtir.

Zuhruf 43:83

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ — Fe zerhum yahudu ve yel'abu hatta yulaku yevme humullezi yu'adun. — Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.

Zuhruf 43:84

وَهُوَ الَّذ۪ي فِي السَّمَٓاءِ اِلٰهٌ وَفِي الْاَرْضِ اِلٰهٌۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ — Ve huvellezi fis semai ilahun ve fil ardı ilah, ve huvel hakimul alim. — Gökte de yerde de İlah olan O'dur. Ve O, En İyi Hüküm Veren'dir, Her Şeyi Bilen'dir.

Zuhruf 43:85

وَتَبَارَكَ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۚ وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ — Ve tebarekellezi lehu mulkus semavati vel'ardı ve ma beynehuma, ve indehu ilmus saah, ve ileyhi turceun. — Göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin mülkiyeti kendisinin olan Zat ne kutludur. O Sa'at'in bilgisi yalnızca O'nun yanındadır. O'na döndürüleceksiniz.

Zuhruf 43:86

وَلَا يَمْلِكُ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ — Ve la yemlikullezine yed'une min dunihiş şefate illa men şehide bil hakkı ve hum ya'lemun. — Onların, O'nun yanı sıra dua ettikleri kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar.

Zuhruf 43:87

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَۙ — Ve le in se'eltehum men halakahum le yekulunnallahu fe enna yu'fekun. — Onlara, kendilerini kimin yarattığını sorsan, kesinlikle "Allah" diyeceklerdir. Buna rağmen nasıl başka ilahlara yöneliyorlar.

Zuhruf 43:88

وَق۪يلِه۪ يَا رَبِّ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ لَا يُؤْمِنُونَۢ — Ve kilihi ya rabbi inne haulai kavmun la yu'minun. — Nebi'nin sözü: "Ey Rabb'im! Bunlar, inanmayan bir halktır."

Zuhruf 43:89

فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌۜ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ — Fasfah anhum ve kul selam, fe sevfe ya'lemun. — Onları kendi hallerine bırak: "Selam olsun." de. Yakında gerçeği görecekler.

Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).