Tıpkı bunun gibi, senden önce de ne zaman bir beldeye uyarıcı gönderdiysek, oranın refah içinde olanları: "Biz, atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk. Biz de kesinlikle onların izinden gidiyoruz." dediler.
Zuhruf 43:23وَكَذٰلِكَ مَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ • Ve kezalike ma erselna min kablike fi karyetin min nezirin illa kale mutrefuha inna vecedna abaena ala ummetin ve inna ala asarihim muktedun. • Meal: Tıpkı bunun gibi, senden önce de ne zaman bir beldeye uyarıcı gönderdiysek, oranın refah içinde olanları: "Biz, atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk. Biz de kesinlikle onların izinden gidiyoruz." dediler. • Kelime kelime: وَكَذَٰلِكَ ve kezalike ve işte böyle · مَآ ma · أَرْسَلْنَا erselna göndermedik · مِن min · قَبْلِكَ kablike senden önce · فِى fi herhangi · قَرْيَةٍۢ karyetin bir kente · مِّن min hiçbir · نَّذِيرٍ nezirin uyarıcı · إِلَّا illa dışında · قَالَ kale diyenlerden · مُتْرَفُوهَآ mutrafuha oranın zenginleri · إِنَّا inna elbette biz · وَجَدْنَآ vecedna bulduk · ءَابَآءَنَا aba'ena babalarımızı · عَلَىٰٓ ala üzerinde · أُمَّةٍۢ ummetin bir din · وَإِنَّا ve inna ve biz de · عَلَىٰٓ ala · ءَاثَـٰرِهِم asarihim onların izlerine · مُّقْتَدُونَ muktedune uyarız • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • قري (qry) kökü: Bir misafiri ağırlamak, bir misafirin ağırlandığı şey. Toplamak, içine/içeri koşmak. Keşfetmek; araştırmak; çok ve özenli bir aramayla şehri/kasabayı incelemek. • نذر (npr) kökü: adamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden. • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • ترف (trf) kökü: Yumuşak, rahat, nazik bir yaşam sürmek, hayatın güzel şeylerinden zevk almak, hayatın güzel şeylerini bahşetmek. • وجد (wjd) kökü: kaybolan bir şeyi bulmak, algılamak, elde etmek, herhangi bir kişiyi veya şeyi (şöyle veya böyle) bulmak • ابو (Abw) kökü: baba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek • امم (Amm) kökü: ammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı… • اثر (Avr) kökü: İz bırakmak, etki etmek, tesir etmek, işaret bırakmak, iz sürmek, nakletmek, rivayet etmek, tercih etmek, seçmek • قدو (qdw) kökü: Yaklaşmak, tat ve koku bakımından hoş ve lezzetli olmak. İktida (8. kip) - taklit etmek, kopyalamak, uygun şekilde takip etmek. • Zuhruf suresi 89 ayettir; bu 23. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).