Akıl Kuran (akilkuran.com)

Hucurat Suresi 11. Ayet Meali

Ey İman Edenler! Bir halk başka bir halkla alay etmesin. Belki alay edilenler, alay edenlerden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Belki alay edilen kadınlar, alay edenlerden daha iyidirler. Birbirinizde kusur aramayın. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. İmandan sonra fasık olarak nitelendirilmek ne kötüdür. Kim tevbe etmezse işte onlar zalimdirler.

Hucurat 49:11 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Ey İman Edenler!
Hucurat 49:11
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُونُوا خَيْراً مِنْهُمْ وَلَا نِسَٓاءٌ مِنْ نِسَٓاءٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُنَّ خَيْراً مِنْهُنَّۚ وَلَا تَلْمِزُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِۜ بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْا۪يمَانِۚ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ • Ya eyyuhellezine amenu la yeshar kavmun min kavmin asa en yekunu hayren minhum ve la nisaun min nisain asa en yekunne hayren minhunn, ve la telmizu enfusekum ve la tenabezu bil elkab, bi'sel ismul fusuku ba'del iman, ve men lem yetub, fe ulaike humuz zalimun. • Meal: Ey İman Edenler! Bir halk başka bir halkla alay etmesin. Belki alay edilenler, alay edenlerden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Belki alay edilen kadınlar, alay edenlerden daha iyidirler. Birbirinizde kusur aramayın. Birbirinize kötü lakaplar takmayın. İmandan sonra fasık olarak nitelendirilmek ne kötüdür. Kim tevbe etmezse[1] işte onlar zalimdirler. • Dipnot 1: Yaptıklarından vazgeçmezse. • Kelime kelime: يَـٰٓأَيُّهَا ya eyyuha ey · ٱلَّذِينَ ellezine kimseler · ءَامَنُوا۟ amenu inanan(lar) · لَا la · يَسْخَرْ yeshar alay etmesin · قَوْمٌۭ kavmun bir topluluk · مِّن min (başka bir) · قَوْمٍ kavmin toplulukla · عَسَىٰٓ asa belki · أَن en · يَكُونُوا۟ yekunu olurlar · خَيْرًۭا hayran daha iyi · مِّنْهُمْ minhum kendilerinden · وَلَا ve la ve ne de · نِسَآءٌۭ nisa'un kadınlar · مِّن min (başka) · نِّسَآءٍ nisa'in kadınlarla · عَسَىٰٓ asa belki · أَن en · يَكُنَّ yekunne olurlar · خَيْرًۭا hayran daha iyi · مِّنْهُنَّ ۖ minhunne onlar kendilerinden · وَلَا ve la ve · تَلْمِزُوٓا۟ telmizu kusur aramayın · أَنفُسَكُمْ enfusekum birbirinizde · وَلَا ve la ve · تَنَابَزُوا۟ tenabezu birbirinizi çağırmayın · بِٱلْأَلْقَـٰبِ ۖ bil-elkabi kötü lakaplarla · بِئْسَ bi'se ne kötü bir şeydir · ٱلِٱسْمُ l-iismu adı · ٱلْفُسُوقُ l-fusuku fısk · بَعْدَ bea'de sonra · ٱلْإِيمَـٰنِ ۚ l-imani inandıktan · وَمَن ve men ve kim · لَّمْ lem · يَتُبْ yetub tevbe etmezse · فَأُو۟لَـٰٓئِكَ feulaike işte · هُمُ humu onlar · ٱلظَّـٰلِمُونَ z-zalimune zalimdirler • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • سخر (sxr) kökü: Alay etmek, dalga geçmek, eğlenmek, küçümsemek, maskaraya almak, kullanmak, hizmetine almak, emrine vermek, buyruğu altına almak, zorla çalıştırmak, sömürmek • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • عسي (Esy) kökü: Umulur ki, olabilir ki, belki, olabilir, çok geçmeden olacak, umut edilir ki • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • خير (xyr) kökü: İyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak… • نسو (nsw) kökü: Kadınlar. Bu kelimenin tekil hali yoktur. • لمز (lmz) kökü: Göz kırpmak, göz veya el ile işaret yapmak, karalamak, kınamak, suçlamak, kusur bulmak, kötü konuşmak, iftiracı olmak, vurmak, itmek, kötülemek. • نفس (nfs) kökü: nefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan • نبز (nbz) kökü: Ad takmak, lakap vermek, kötülemek, isim değiştirmek, ayıplama adı • لقب (lqb) kökü: Başkasına lakap takmak, hakaret etmek, kötü adla anmak, birine lakap/mahlas/soyadı ile seslenmek. • باس (bAs) kökü: Güçlü/kuvvetli, sıkıntı/talihsizlik/felaket, yoksulluk durumu, kötü/fena, çok kötü, sahte alçakgönüllülük/itaatkarlık, ceza, deneme/keder durumu, cesaret/yiğitlik/kahramanlık • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • فسق (fsq) kökü: İtaatsizlik yapmak, yoldan çıkmak, emre karşı gelmek, ahlaksızca yaşamak, düzensizlik içinde olmak, kötü olmak, ahlaksız olmak, ahlaksızlık yapmak, sapkın olmak, dinsiz olmak, kötülük yapmak. • بعد (bEd) kökü: sonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikme • توب (twb) kökü: Dönmek; tövbe etmek; pişmanlıkla kendini çevirmek (ila ile veya olmadan), merhametle dönmek (ala ile), uyum sağlamak. • ظلم (Zlm) kökü: karanlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak • Hucurat suresi 18 ayettir; bu 11. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).