Sizin veliniz; ancak Allah, O'nun Resul'ü ve "salatı ikame edip ruku halinde zekat yapan" Mü'minlerdir.
Maide 5:55اِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ • İnnema veliyyukumullahu ve resuluhu vellezine amenullezine yukimunes salate ve yu'tunez zekate ve hum rakıun. • Meal: Sizin veliniz; ancak Allah, O'nun Resul'ü ve "salatı ikame edip ruku halinde zekat yapan[1]" Mü'minlerdir. • Dipnot 1: Bu cümleye, kimi çevirilerde, "namaz kılan, zekat veren ve ruku eden" şeklinde verilen anlam doğru değildir. Ayette, kelime anlamı itibariyle "salatı ikame edip ruku halinde zekat yapan" demek olan bu terkip; şirkten arınmış bir bilinçle Allah'a yönelmek, O'na kulluk etmek ve bunu, Allah'a bağlılığı ortaya koyarak, buyruklarına içtenlikle teslim olarak; arınmış, temizlenmiş bir benlikle yapmak demektir. • Kelime kelime: إِنَّمَا innema ancak · وَلِيُّكُمُ veliyyukumu sizin veliniz · ٱللَّهُ llahu Allah(tır) · وَرَسُولُهُۥ ve rasuluhu ve Elçisi(dir) · وَٱلَّذِينَ vellezine · ءَامَنُوا۟ amenu ve mü'minlerdir · ٱلَّذِينَ ellezine öyle ki · يُقِيمُونَ yukimune ayakta tutan · ٱلصَّلَوٰةَ s-salate salatı · وَيُؤْتُونَ ve yu'tune ve veren · ٱلزَّكَوٰةَ z-zekate zekatlarını · وَهُمْ ve hum ve onlar · رَٰكِعُونَ rakiune rüku'a varan • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • صلو (Slw) kökü: Hayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • زكو (zkw) kökü: Arttı/çoğaldı, gelişti/iyi büyüdü/gelişti/serpildi ve meyve verdi, saf/temiz oldu/hale geldi, arınma/temizlenme, iyilik/doğruluk, bolluk içinde/rahat/yumuşak/narin bir yaşam sürmek, iyi/doğru bir duruma/koşula sokmak… • ركع (rkE) kökü: Eğilmiş, bükülmüş, eğmek, alçakgönüllülük, kendini alçaltmak, başını eğmek, yüzüstü düştü, sendeledi • Maide suresi 120 ayettir; bu 55. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).