Ey Resul! Rabb'inden sana her indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan, O'nun mesajını tebliğ etmemiş sayılırsın. Allah, seni insanlardan koruyor. Kuşkusuz, Allah, Kafirleri doğru yola iletmez.
Maide 5:67يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّـغْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۜ وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ • Ya eyyuherresulu bellıg ma unzile ileyke min rabbik ve in lem tef'al fema bellagte risaleteh vallahu ya'sımuke minen nas innallahe la yehdil kavmel kafirin. • Meal: Ey Resul! Rabb'inden sana her indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan, O'nun mesajını tebliğ etmemiş sayılırsın. Allah, seni insanlardan koruyor. Kuşkusuz, Allah, Kafirleri doğru yola iletmez. • Kelime kelime: يَـٰٓأَيُّهَا ya eyyuha ey · ٱلرَّسُولُ r-rasulu Elçi · بَلِّغْ bellig duyur · مَآ ma şeyi · أُنزِلَ unzile indirilen · إِلَيْكَ ileyke sana · مِن min -den · رَّبِّكَ ۖ rabbike Rabbin- · وَإِن ve in ve eğer · لَّمْ lem · تَفْعَلْ tef'al bunu yapmazsan · فَمَا fema · بَلَّغْتَ bellegte duyurmamış olursun · رِسَالَتَهُۥ ۚ risaletehu O'nun mesajını · وَٱللَّهُ vallahu Allah · يَعْصِمُكَ yea'simuke seni korur · مِنَ mine -dan · ٱلنَّاسِ ۗ n-nasi insanlar- · إِنَّ inne doğrusu · ٱللَّهَ llahe Allah · لَا la · يَهْدِى yehdi yola iletmez · ٱلْقَوْمَ l-kavme toplumunu · ٱلْكَـٰفِرِينَ l-kafirine kafirler • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • بلغ (blg) kökü: Ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, olgunlaşmak, büluğa ermek, bir haberi iletmek, tebliğ etmek, bildirmek, duyurmak, tesir etmek, izlenimde bulunmak • نزل (nzl) kökü: inmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy… • ربب (rbb) kökü: Usta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren… • فعل (fEl) kökü: bir şey yapmak, onu yaptı, bir eylemin etkisini yaşamak veya almak, gerçekleştirmek, bir yapma eylemi, bir alışkanlık/adet/tarz/alışılmış durum • عصم (ESm) kökü: Korumak/savunmak/muhafaza etmek/sakınmak/kurtarmak, birini kötülükten güvende tutmak, engellemek/önlemek, sıkıca tutmak, resmi olarak sığınmak. İsmatun - savunma, vesayet, önleme, koruma, muhafaza, günahtan muafiyet… • نوس (nws) kökü: sallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler. • هدي (hdy) kökü: Yol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye. • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • Maide suresi 120 ayettir; bu 67. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).