Eğer kendilerine bir ayet gelirse, ona inanacaklarına dair kesin bir yeminle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Ayetler ancak Allah'ın yanındadır." O ayet gelmiş olsa da onların yine de iman etmeyeceklerinin bilincinde değil misiniz?
Enam 6:109وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَتْهُمْ اٰيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَاۜ قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْۙ اَنَّـهَٓا اِذَا جَٓاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ • Ve aksemu billahi cehde eymanihim le in caethum ayetun le yu'minunne bih, kul innemel ayatu indallahi ve ma yuş'irukum enneha iza caet la yu'minun. • Meal: Eğer kendilerine bir ayet[1] gelirse, ona[2] inanacaklarına dair kesin bir yeminle[3] Allah'a yemin ettiler. De ki: "Ayetler[4] ancak Allah'ın yanındadır." O ayet gelmiş olsa da onların yine de iman etmeyeceklerinin bilincinde değil misiniz? • Dipnot 1: Kur'an'ın mesajına. • Dipnot 2: Bütün güçleri ile • Dipnot 3: Mucize, kanıt, gösterge. • Dipnot 4: Mucizeler, kanıtlar, göstergeler. • Kelime kelime: وَأَقْسَمُوا۟ ve eksemu ve yemin ettiler · بِٱللَّهِ billahi Allah'a · جَهْدَ cehde güçlü · أَيْمَـٰنِهِمْ eymanihim yeminleriyle · لَئِن lein eğer · جَآءَتْهُمْ ca'ethum kendilerine gelirse · ءَايَةٌۭ ayetun bir mu'cize · لَّيُؤْمِنُنَّ leyu'minunne mutlaka inanacaklarına · بِهَا ۚ biha ona · قُلْ kul de ki · إِنَّمَا innema ancak · ٱلْـَٔايَـٰتُ l-ayatu Mu'cizeler · عِندَ inde katındadır · ٱللَّهِ ۖ llahi Allah · وَمَا ve ma değil misiniz? · يُشْعِرُكُمْ yuş'irukum şuurunda · أَنَّهَآ enneha o (mu'cize) · إِذَا iza ne zaman · جَآءَتْ ca'et gelmiş olsa · لَا la · يُؤْمِنُونَ yu'minune onlar inanmazlar • قسم (qsm) kökü: Bölmek, düzenlemek, ayırmak, pay etmek, dağıtmak. Qasamun - yemin. Qismatun - bölme, ayrım, bölüştürme, pay etme. Maqsumun - bölünmüş/belirgin. Muqassimun (fiil 2) - yemin eden, pay eden kişi. Qasama (fiil 3) - yemin… • جهد (jhd) kökü: Çabalamak veya emek vermek veya didinmek, kendini veya gücünü veya çabalarını kullanmak, kendini tutkuyla veya özenle veya gayretle işe vermek, ekstra çaba göstermek, kendini zorluğa veya yorgunluğa sokmak, birini veya… • يمن (ymn) kökü: Sağ taraf, sağ, sağ el, yemin, kutsama, sağa yönlendirmek, bereket sebebi olmak, müreffeh/şanslı/talihli. • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • ايي (Ayy) kökü: İmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • عند (End) kökü: Edat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve… • شعر ($Er) kökü: bilmek/algılamak/anlamak, tanıtmak, duyularla algılamak, şuurunda olmak, şiir, edebi söz • Enam suresi 165 ayettir; bu 109. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).