İlkin ona inanmadıkları gibi, onların gönüllerini ve basiretlerini tersyüz ederiz ve onları azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız.
Enam 6:110وَنُقَلِّبُ اَفْـِٔدَتَهُمْ وَاَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِه۪ٓ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ۟ • Ve nukallibu ef'idetehum ve ebsarehum kema lem yu'minu bihi evvele merretin ve nezeruhum fi tugyanihim ya'mehun. • Meal: İlkin ona inanmadıkları gibi,[1] onların gönüllerini ve basiretlerini[2] tersyüz ederiz ve onları azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız. • Dipnot 1: Mucizeyi görseler yine de inanmazlar. • Dipnot 2: Bkz. 6:104. ayetin 1. dipnotu. • Kelime kelime: وَنُقَلِّبُ ve nukallibu ve ters çeviririz · أَفْـِٔدَتَهُمْ ef'idetehum gönüllerini · وَأَبْصَـٰرَهُمْ ve ebsarahum ve gözlerini · كَمَا kema gibi · لَمْ lem · يُؤْمِنُوا۟ yu'minu inanmadıkları · بِهِۦٓ bihi ona · أَوَّلَ evvele ilk · مَرَّةٍۢ merratin defasında · وَنَذَرُهُمْ ve nezeruhum ve bırakırız onları · فِى fi içinde · طُغْيَـٰنِهِمْ tugyanihim azgınlıkları · يَعْمَهُونَ yea'mehune bocalayıp dururlar • قلب (qlb) kökü: kalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulp • فاد (fAd) kökü: Kalpte incinmek, kalp hastalığına yakalanmak, kalpten vurulmak. Hareket, harekete geçirme. Yakıt söz konusu olduğunda; yanmak, yanıp tükenmek, parlak veya şiddetli yanmak, alevlenmek veya alev almak: ve kalp için… • بصر (bSr) kökü: görme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısı • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • اول (Awl) kökü: ilk, birinci, önce, evvel, baş, önceki, ön, başlangıç • مرر (mrr) kökü: Geçmek veya yanından geçmek veya ötesine geçmek, ilerlemek, boyunca gitmek veya içinden geçmek veya üzerinden geçmek, uzaklaşmak veya yok olmak, koşmak veya akmak (yani su), bir şeyin üzerinden geçmek, başına gelmek… • وذر (wpr) kökü: Terk etmek/vazgeçmek/ihmal etmek, üzerine düşmek, yaralamak, dilimlere ayırmak, izin vermek, vazgeçmek • طغي (Tgy) kökü: aşmak, taşmak, yayılmak, yörüngesinden çıkmak, sınırı aşmak, başıboş, yükselmek, taşmak, kudurmuş olmak, sapmak, meraklı olmamak, yaramaz, dinsiz, zorba, aşırı, isyankâr, aşırı derecede fena, kabalık, haksızlık… • عمه (Emh) kökü: şaşkın/şaşırmış/afallamış/perişan/karıştırmış olmak, körü körüne dolaşmak, sağa sola sendelemek, doğru yolu bulmada güçlük çekmek, zihinsel körlük • Enam suresi 165 ayettir; bu 110. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).