"Ey Musa! Gönderdiklerimle ve Kelamımla seni insanlar arasında üstün kıldım. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!" dedi.
Araf 7:144قَالَ يَا مُوسٰٓى اِنِّي اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّاسِ بِرِسَالَات۪ي وَبِكَلَام۪يۘ فَخُذْ مَٓا اٰتَيْتُكَ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ • Kale ya musa innistafeytuke alen nasi bi risalati ve bi kelami fe huz ma ateytuke ve kun mineş şakirin. • Meal: "Ey Musa! Gönderdiklerimle ve Kelamımla seni insanlar arasında üstün kıldım.[1] Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!" dedi. • Dipnot 1: Seni insanlar üzerine seçtim. • Kelime kelime: قَالَ kale dedi ki · يَـٰمُوسَىٰٓ ya musa Musa · إِنِّى inni şüphesiz ben · ٱصْطَفَيْتُكَ stafeytuke seni seçtim · عَلَى ala üzeine · ٱلنَّاسِ n-nasi insanlar · بِرِسَـٰلَـٰتِى birisalati mesajlarımla · وَبِكَلَـٰمِى ve bikelami ve konuşmamla · فَخُذْ fehuz al · مَآ ma şeyi · ءَاتَيْتُكَ ateytuke sana verdiğim · وَكُن ve kun ve ol · مِّنَ mine -den · ٱلشَّـٰكِرِينَ ş-şakirine şükredenler- • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • صفو (Sfw) kökü: Berraklaşmak/durulmak (genellikle içecekler için kullanılır), Kaf-Dal-Ra'nın zıttı, bulanıklıktan/kalınlıktan/çamurdan arınmak, karışımlardan arınmak, bulutsuz hale gelmek (hava/atmosfer için söylenir, aynı zamanda… • نوس (nws) kökü: sallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler. • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • كلم (klm) kökü: Konuşmak, ifade etmek. • اخذ (Axp) kökü: eline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • شكر ($kr) kökü: Teşekkür etmek, minnettar olmak, birinin iyiliğini fark etmek veya kabul etmek, övmek. Şükür - teşekkür etme, minnettarlık. Şakir - teşekkür eden veya minnettar olan, takdir edilen ve ödülde cömert olan. • Araf suresi 206 ayettir; bu 144. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).