"Kovulmuş ve kınanmış olarak oradan çık. Onlardan kim sana uyarsa, Cehennem'i onlarla dolduracağım." dedi.
Araf 7:18قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُ۫ماً مَدْحُوراًۜ لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ اَجْمَع۪ينَ • Kalehruc minha mez'umen medhura, le men tebiake minhum leemleenne cehenneme minkum ecmain. • Meal: "Kovulmuş ve kınanmış olarak oradan çık. Onlardan kim sana uyarsa, Cehennem'i onlarla dolduracağım." dedi. • Kelime kelime: قَالَ kale buyurdu · ٱخْرُجْ hruc haydi çık · مِنْهَا minha oradan · مَذْءُومًۭا mez'umen yerilmiş olarak · مَّدْحُورًۭا ۖ medhuran ve kovulmuş olarak · لَّمَن lemen andolsun kim · تَبِعَكَ tebiake sana uyarsa · مِنْهُمْ minhum onlardan · لَأَمْلَأَنَّ leemleenne dolduracağım · جَهَنَّمَ cehenneme cehennemi · مِنكُمْ minkum sizin · أَجْمَعِينَ ecmeiyne hepinizle • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • خرج (xrj) kökü: Çıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak… • ذام (pAm) kökü: Sürmek, kovmak, suçlamak, hor görmek, rezil etmek, aşağılanmış, karşılık vermek/ödemek, korkutmak/dehşete düşürmek, kusur/hata/eksiklik • دحر (dHr) kökü: Sürmek, itmek, uzaklaştırmak, çıkarmak, kapatmak, atmak, kovmak. • تبع (tbE) kökü: takip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda… • ملا (mlA) kökü: Doldurmak, tatmin etmek, yardım etmek. Gençliğin özsuyu veya canlılığı bir kişide daha dolu bir şekilde ortaya çıktı. Tatmin etmek/doymak. Yardım etmek, desteklemek, bir şeyi yapmak için uyum sağlamak. Toplantı. En üst… • جمع (jmE) kökü: Toplamak veya bir araya getirmek, birleştirmek, toplanmak veya bir araya gelmek, birleşmek veya bağlanmak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek, uzlaştırmak veya barıştırmak, bir şey giymek [giysi]… • Araf suresi 206 ayettir; bu 18. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).