En iyi isimler Allah'ındır. Öyleyse O'nu, onlarla çağırın. Ona yakışmayan isimlerle çağıran kimseleri bırakın. Onlar, yaptıklarının cezasını görecekler.
Araf 7:180وَلِلّٰهِ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى فَادْعُوهُ بِهَاۖ وَذَرُوا الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اَسْمَٓائِه۪ۜ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ • Ve lillahil esmaul husna fed'uhu biha ve zerullezine yulhıdune fi esmaih, se yuczevne ma kanu ya'melun. • Meal: En iyi isimler[1] Allah'ındır. Öyleyse O'nu, onlarla çağırın. Ona yakışmayan isimlerle çağıran kimseleri bırakın. Onlar, yaptıklarının cezasını görecekler. • Dipnot 1: En güzel isimler şeklinde yapılan çeviriler doğru değildir. Zira ayette " husna/iyi" kelimesi geçiyor. Buna "cemil/güzel" diye anlam verilerek yanlış yapılıyor. "İyi" kelimesi niteliği, kaliteyi, üstünlüğü yani nitelik ifade ederken, güzel kelimesi görüntüyü, dış görünüşü ifade etmektedir. Söz konusu "iyi isimler" terkibi Allah'ın sahip olduğu nitelikleri ifade etmektedir. • Kelime kelime: وَلِلَّهِ velillahi ve Allah'ındır · ٱلْأَسْمَآءُ l-esma'u isimler · ٱلْحُسْنَىٰ l-husna en güzel · فَٱدْعُوهُ fed'uhu o halde O'na du'a edin · بِهَا ۖ biha onlarla · وَذَرُوا۟ ve zeru ve bırakın · ٱلَّذِينَ ellezine kimseleri · يُلْحِدُونَ yulhidune eğriliğe sapan(ları) · فِىٓ fi hakkında · أَسْمَـٰٓئِهِۦ ۚ esmaihi O'nun isimleri · سَيُجْزَوْنَ seyuczevne onlar cezasını çekeceklerdir · مَا ma şeylerin · كَانُوا۟ kanu oldukları · يَعْمَلُونَ yea'melune yapıyor(lar) • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • حسن (Hsn) kökü: Yakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya… • دعو (dEw) kökü: aramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmek • وذر (wpr) kökü: Terk etmek/vazgeçmek/ihmal etmek, üzerine düşmek, yaralamak, dilimlere ayırmak, izin vermek, vazgeçmek • لحد (lHd) kökü: Bir ceset için oyuk veya hazne, siper yapmak • جزي (jzy) kökü: Tatmin etmek/vermek, yeterli kılmak, borç ödemek, mücadele etmek, karşılığını ödemek/telafi etmek, ödüllendirmek • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • عمل (Eml) kökü: iş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel… • Araf suresi 206 ayettir; bu 180. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).