Gerçek şu ki, cinnden ve insten çoğalttıklarımızın çoğu Cehennem'liktir. Ki onların kalpleri vardır onunla kavramazlar, gözleri vardır onunla görmezler, kulakları vardır onunla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da bilinçsizdirler. İşte gafil olanlar bunlardır.
Araf 7:179وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَث۪يراً مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۘ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ • Ve lekad zere'na li cehenneme kesiren minel cinni vel insi lehum kulubun la yefkahune biha ve lehum a'yunun la yubsırune biha ve lehum azanun la yesmeune biha, ulaike kel en'ami bel hum edallu, ulaike humul gafilun. • Meal: Gerçek şu ki, cinnden[1] ve insten[1] çoğalttıklarımızın[2] çoğu Cehennem'liktir.[3] Ki onların kalpleri[4] vardır onunla kavramazlar, gözleri vardır onunla görmezler, kulakları vardır onunla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da bilinçsizdirler. İşte gafil olanlar bunlardır. • Dipnot 1: Bkz.7:38. ayetin dipnotu. • Dipnot 2: Çevirilerde çoğaltama yerine "yaratma" olarak anlam verilen "zera'na" kelimesinin anlamı, "yaratma" değil, "çoğaltmadır". Zera'na yaratılmış olan bir şeyin, üreyerek çoğalması demektir. "Zirat," yani ekin ekme kelimesi de buradan türemiştir. Ayette yaratmadan değil, "çoğalmadan" söz edilmektedir. Şayet "yaratmak" kast edilseydi, "haleka" kelimesi kullanılmış olunurdu. • Dipnot 3: Çevirilerde, çoğunlukla bu ayete: "Ben insanların ve cinnlerin çoğunu cehennem için yarattım." şeklinde yanlış anlam verilmektedir. Yaratılmış olanların birçoğunun Cehennem'lik olacağının bilgisinin verilmesi ile yaratılmış olanların çoğunun Cehennem için yaratıldığını söylemek aynı şey değildir. (Bkz. 23:79 sizi yeryüzünde çoğaltan O'dur. Ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.) • Dipnot 4: İlahi cevher. İdrak etmenin, düşüncenin merkezi. Kur'an'da kalp, düşünme, akletme, anlama, kavrama, şeylerin hakikatini bilme melekesi/yetisi anlamında kullanılmaktadır. Kur'an'da akletme/düşünme fiili kalbe ait olarak görülmüş; düşünmenin ve anlamanın kalbin bir işlevi olduğu belirtilmiştir. Kalp, bu özelliklerinden dolayı ilahi hitaba muhataptır, yükümlü ve sorumludur. Son yıllarda kalp ile beyin arasındaki iletişim üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda kalbin beyin fonksiyonlarını etkilediğine dair bulgular elde edilmiştir. Tıpkı göz, kulak vs. ile beyin arasındaki iletişim gibi. • Kelime kelime: وَلَقَدْ velekad ve andolsun · ذَرَأْنَا zera'na yarattık · لِجَهَنَّمَ licehenneme cehennem için · كَثِيرًۭا kesiran birçok · مِّنَ mine · ٱلْجِنِّ l-cinni cin · وَٱلْإِنسِ ۖ vel'insi ve insan · لَهُمْ lehum vardır · قُلُوبٌۭ kulubun kalbleri · لَّا la · يَفْقَهُونَ yefkahune fakat anlamazlar · بِهَا biha onlarla · وَلَهُمْ velehum vardır · أَعْيُنٌۭ ea'yunun gözleri · لَّا la · يُبْصِرُونَ yubsirune fakat görmezler · بِهَا biha onlarla · وَلَهُمْ velehum ve vardır · ءَاذَانٌۭ azanun kulakları · لَّا la · يَسْمَعُونَ yesmeune fakat işitmezler · بِهَآ ۚ biha onlarla · أُو۟لَـٰٓئِكَ ulaike işte onlar · كَٱلْأَنْعَـٰمِ kalen'aami hayvanlar gibidir · بَلْ bel hatta · هُمْ hum onlar · أَضَلُّ ۚ edellu daha da sapıktır · أُو۟لَـٰٓئِكَ ulaike işte · هُمُ humu onlardır · ٱلْغَـٰفِلُونَ l-gafilune gafiller • ذرا (prA) kökü: Üretmek, yaratmak, dağıtmak, çoğaltmak, yaymak, ekmek, çok sayıda, çocuklar, döller. • كثر (kvr) kökü: Sayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer… • جنن (jnn) kökü: örtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlık • انس (Ans) kökü: sosyalleşmek, arkadaş canlısı olmak, sohbete yatkın olmak, muhabbete ve arkadaşlığa meyilli olmak, dostça, samimi veya teklifsiz olmak. Neşelenmek, sevinmek veya neşeli, şen ya da keyifli olmak. Rahat veya huzurlu… • قلب (qlb) kökü: kalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulp • فقه (fqh) kökü: İlahi kanunda öğrenmiş, yetenekli, kavrayışlı olmak, bir şeyi anlamak. • عين (Eyn) kökü: Göze zarar vermek, birinin gözüne nazar değdirmek, gözyaşı dökmek, casus olmak. Aayan - görünmek, yüzleşmek. 'Ainun - göz, bakış, ağaç kovuğu, casus, üç harfli kelimenin ortasındaki harf, su kaynağı, baş, bir yerin… • بصر (bSr) kökü: görme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısı • اذن (Apn) kökü: kulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasret • سمع (smE) kökü: duymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak • نعم (nEm) kökü: Rahat bir hayat sürmek, hayatın konfor ve kolaylıklarından zevk almak, neşeli olmak, konforlar/zevkler, kolay/yumuşak/bol/hoş/iyi/gelişen olmak, iyice yoğurmak/pişirmek. in'aam - iyilik, bir kişiye yapılan iyilik/lütuf… • ضلل (Dll) kökü: Yanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş. • غفل (gfl) kökü: Dikkatsiz, unutkan, ihmalkar, gafil, kasıtlı olarak ihmal eden veya bırakan veya uzaklaşan • Araf suresi 206 ayettir; bu 179. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).