Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Allah, bunu Mü'minleri iyi bir sınavla sınava tabi tutmak için yaptı. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Enfal 8:17فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ قَتَلَهُمْۖ وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰىۚ وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِن۪ينَ مِنْهُ بَلَٓاءً حَسَناًۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ • Fe lem taktuluhum ve lakinnallahe katelehum, ve ma remeyte iz remeyte ve lakinnallahe rema, ve li yubliyel mu'minine minhu belaen hasena, innallahe semiun alim. • Meal: Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı.[1] Allah, bunu Mü'minleri iyi bir sınavla sınava tabi tutmak için yaptı. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir. • Dipnot 1: Allah, savaş kazanma başarısı coşkusu içinde olan Mü'minlere demek istemektedir ki: Sakın elde ettiğiniz başarı sizi şımartmasın. Unutmayın ki: Sahip olduğunuz gücü ve onu kullanacak aklı, düşmanı görecek gözü, oku atacak eli size veren Ben'im. Sahip olduğunuz hiçbir şeyin yaratıcısı, gerçek sahibi siz değilsiniz. Her neye sahipseniz, onların tamamını size veren Ben'im. Sahip olduklarınızı size verenin Benim olduğum gerçeğini sakın hiçbir zaman göz ardı etmeyin. Sakın! Sahip olduklarınızla şımarıp bencilleşmeyin. Benliğinizin tutsağı olmayın. Üstünlük, düşmanı yenmeniz değil, sahip olduklarınızı size vereni, sahip olduklarınızın gerçek sahibini unutmayarak mütevazi olmaktır; takva sahibi olmaktır. Buradan da anlaşılacağı üzere, insan; güç, makam, zenginlik, şöhret kısacası sahip olduğu her ne varsa onların gerçek sahibin kendisi olmadığının, onları Allah'ın verdiği bilincine sahip olursa, sahip oldukları ile kendisini başkasından üstün göremez. Aksine, sahip olduğu nimetlerin şükrünün bilincinde olarak, daha çok erdemli ve mütevazi olur. • Kelime kelime: فَلَمْ fe lem · تَقْتُلُوهُمْ tektuluhum onları siz öldürmediniz · وَلَـٰكِنَّ velakinne fakat · ٱللَّهَ llahe Allah · قَتَلَهُمْ ۚ katelehum onları öldürdü · وَمَا ve ma · رَمَيْتَ rameyte sen atmadın · إِذْ iz zaman · رَمَيْتَ rameyte attığın · وَلَـٰكِنَّ velakinne fakat · ٱللَّهَ llahe Allah · رَمَىٰ ۚ rama attı · وَلِيُبْلِىَ veliyubliye sınamak için · ٱلْمُؤْمِنِينَ l-mu'minine Mü'minleri · مِنْهُ minhu kendinden · بَلَآءً bela'en bir imtihanla · حَسَنًا ۚ hasenen güzel · إِنَّ inne doğrusu · ٱللَّهَ llahe Allah · سَمِيعٌ semiun işitendir · عَلِيمٌۭ alimun bilendir • قتل (qtl) kökü: öldürmek, idam etmek, suçlanmak, katletmek/öldürmek/boğazlamak/kesip biçmek, öldürmeye teşebbüs etmek, kişiyi öldürülmüş gibi göstermek, savaşmak/çarpışmak/mücadele etmek, ustalaşmak, mücadele etmek/dövüşmek, ölümcül… • رمي (rmy) kökü: atmak, fırlatmak, atarak vurmak, suçlamak, yüklemek, suç atmak • بلو (blw) kökü: Denemek, test etmek, sınamak, imtihan etmek • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • حسن (Hsn) kökü: Yakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya… • سمع (smE) kökü: duymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • Enfal suresi 75 ayettir; bu 17. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).