Akıl Kuran (akilkuran.com)

Enfal Suresi 32. Ayet Meali

Bir de dediler ki: "Allah'ım! Eğer bu Senin tarafından gelen bir gerçekse, gökten üzerimize taş yağdır veya bize can yakıcı bir azap ver."

Enfal 8:32 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Bir de dediler ki: "Allah'ım!
Enfal 8:32
وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَٓاءِ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ • Ve iz kalullahumme in kane haza huvel hakka min indike fe emtir aleyna hıcareten mines semai evi'tina bi azabin elim. • Meal: Bir de dediler ki: "Allah'ım! Eğer bu Senin tarafından gelen bir gerçekse,[1] gökten üzerimize taş yağdır veya bize can yakıcı bir azap ver." • Dipnot 1: Mademki Senden geldiği iddia ediliyor. • Kelime kelime: وَإِذْ ve iz ve hani · قَالُوا۟ kalu demişlerdi · ٱللَّهُمَّ llahumme Allah'ım · إِن in eğer · كَانَ kane ise · هَـٰذَا haza bu · هُوَ huve (kişi) · ٱلْحَقَّ l-hakka bir gerçek · مِنْ min · عِندِكَ indike senin yanından gelmiş · فَأَمْطِرْ feemtir yağdır · عَلَيْنَا aleyna başımıza · حِجَارَةًۭ hicaraten taş · مِّنَ mine · ٱلسَّمَآءِ s-semai gökten · أَوِ evi yahut · ٱئْتِنَا 'tina bize getir · بِعَذَابٍ biazabin bir azab · أَلِيمٍۢ elimin acıklı • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • حقق (Hqq) kökü: Adaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca… • عند (End) kökü: Edat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve… • مطر (mTr) kökü: Gökyüzü, yağmur, sağanak, hızlıca gitti veya acele etti. • حجر (Hjr) kökü: Mahrum bırakmak, sertleştirmek, gizlemek, direnmek, yasaklamak, engellemek, önlemek, (bir yere) erişimi yasaklamak. Bir kişi veya şeyden alıkoymak/engellemek/men etmek/esirgemek/kısıtlamak, yasaklamak/yasak… • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • عذب (Epb) kökü: cezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel… • الم (Alm) kökü: acı çekmiş, ıstırap çekmiş, acı/keder/üzüntü ifade etmiş, ağıt dile getirmiş • Enfal suresi 75 ayettir; bu 32. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).