Diğer bir kısmı da suçlarını itiraf ettiler. Onlar, iyi bir ameli kötü bir amelle karıştırmışlardı. Belki Allah, onların tevbesini kabul eder. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Tevbe 9:102وَاٰخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلاً صَالِحاً وَاٰخَرَ سَيِّئاًۜ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ • Ve aharuna'terefu bi zunubihim haletu amelen salihan ve ahare seyyia, asallahu en yetube aleyhim, innallahe gafurun rahim. • Meal: Diğer bir kısmı da suçlarını itiraf ettiler. Onlar, iyi bir ameli kötü bir amelle karıştırmışlardı. Belki Allah, onların tevbesini[1] kabul eder. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir. • Dipnot 1: Dönüş yapmak, Allah'a yönelmektir. (13:30) Bağışlanmaya konu olan şeyleri terk etmektir. Yapılan kötülükten, yanlıştan, haksızlıktan, günahtan kesin olarak vazgeçmek ve yaptığını düzeltmektir. Pişmanlığın sözle ifade edilmesi tevbe değildir. Tevbe etmek, bağışlanma dilemek değildir; "bağışlanma dilemek" "istiğfar"da bulunmaktır. • Kelime kelime: وَءَاخَرُونَ ve aharune ve başka bir kısmı da · ٱعْتَرَفُوا۟ a'terafu itiraf ettiler · بِذُنُوبِهِمْ bizunubihim günahlarını · خَلَطُوا۟ haletu birbirine karıştırdılar · عَمَلًۭا amelen ameli · صَـٰلِحًۭا salihen iyi · وَءَاخَرَ ve ahara diğer · سَيِّئًا seyyien kötüsüyle · عَسَى asa belki · ٱللَّهُ llahu Allah · أَن en · يَتُوبَ yetube tevbesini kabul eder · عَلَيْهِمْ ۚ aleyhim onların · إِنَّ inne çünkü · ٱللَّهَ llahe Allah · غَفُورٌۭ gafurun bağışlayandır · رَّحِيمٌ rahimun esirgeyendir • اخر (Axr) kökü: geri çekilmek, gerilemek/geri dönmek/çekilmek, ertelemek/geciktirmek/ertelemek/ertelemek, son/arka kısım • عرف (Erf) kökü: O bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen… • ذنب (pnb) kökü: İzlemek, hikaye yapmak, ek eklemek, yakından takip etmek, benek oluşmak • خلط (xlT) kökü: Karıştırmak/harmanlamak/birleştirmek/harmanlamak, bir şeyle birleştirmek, karıştırmak/şaşırtmak/düzensizleştirmek, şaşırtmak veya rahatsız etmek, ilişkiye girmek (örneğin bir adamın karısıyla veya bir kadınla), içine… • عمل (Eml) kökü: iş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel… • صلح (SlH) kökü: doğru/iyi/dürüst/sağlam/erdemli olmak, uygun olmak. aslaha - bir şeyi düzeltmek, reform etmek, iyi yapmak. saalihaat - iyi işler, uygun ve uygun eylemler, düzeltmeye yönelik iş yapmak. aslaha (vb. 4) - bütün sağlam… • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • عسي (Esy) kökü: Umulur ki, olabilir ki, belki, olabilir, çok geçmeden olacak, umut edilir ki • توب (twb) kökü: Dönmek; tövbe etmek; pişmanlıkla kendini çevirmek (ila ile veya olmadan), merhametle dönmek (ala ile), uyum sağlamak. • غفر (gfr) kökü: korumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemek • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • Tevbe suresi 129 ayettir; bu 102. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).