Mü'minlerin toptan seferber olmaları uygun değildir. Dinde bilgi edinmek için her grubun içinden birtakım kimseler gitmeli ve döndüklerinde halklarını bilgilendirmelidirler. Umulur ki onlar sakınırlar.
Tevbe 9:122وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَٓافَّةًۜ فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَٓائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدّ۪ينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُٓوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ۟ • Ve ma kanel mu'minune li yenfiru kaffeh, fe lev la nefere min kulli firkatin minhum taifetun li yetefekkahu fid dini ve li yunziru kavmehum iza receu ileyhim leallehum yahzerun. • Meal: Mü'minlerin toptan seferber olmaları uygun değildir. Dinde bilgi[1] edinmek için her grubun içinden birtakım kimseler gitmeli ve döndüklerinde halklarını bilgilendirmelidirler. Umulur ki onlar sakınırlar. • Dipnot 1: Bu ayete: "Dini iyi bilenler(alimler), savaşa gitmesinler ki, savaşa gidenler, döndüklerinde onlara dini anlatsınlar." şeklinde verilen anlamlar doğru değildir. Çünkü ayette savaştan söz edilmemektedir. Nebi'den ve Mü'minlerden dini öğrenmek için Mekke'den Medine'ye gidenlere: "Dininizi öğrenmek amacıyla hep birlikte gitmeyin, her gruptan birkaç kişi gitsin." denmektedir. Zira yol boyunca düşmanın saldırı yapması riski vardır. • Kelime kelime: وَمَا ve ma ve değillerdi · كَانَ kane · ٱلْمُؤْمِنُونَ l-mu'minune inananlar · لِيَنفِرُوا۟ liyenfiru sefere çıkacak · كَآفَّةًۭ ۚ kaffeten hepsi toptan · فَلَوْلَا felevla gerekmez mi? · نَفَرَ nefera geri kalmaları · مِن min · كُلِّ kulli her · فِرْقَةٍۢ firkatin kabileden · مِّنْهُمْ minhum içlerinden · طَآئِفَةٌۭ taifetun bir cemaatin · لِّيَتَفَقَّهُوا۟ liyetefekkahu iyice öğrenmek için · فِى fi · ٱلدِّينِ d-dini dini · وَلِيُنذِرُوا۟ veliyunziru ve uyarmaları için · قَوْمَهُمْ kavmehum kavimlerine · إِذَا iza zaman · رَجَعُوٓا۟ raceu dönüp geldikleri · إِلَيْهِمْ ileyhim onlara · لَعَلَّهُمْ leallehum belki · يَحْذَرُونَ yehzerune sakınırlar diye • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • نفر (nfr) kökü: Savaştan kaçmak, herhangi bir işten çekilmek (savaştan olduğu gibi), yürümek, vahşileşmek, huysuzlaşmak. • كفف (kff) kökü: El tutmak, vazgeçmek, sakınmak, geri çekilmek, geri tutmak, eli uzatmak. • كلل (kll) kökü: 1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin… • فرق (frq) kökü: Ayırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya… • طوف (Twf) kökü: Gitme/yürüme eylemi, etrafta gezinme, dolaşma, seyahat etme, ona gelme, üzerine gelme, ziyaret, yaklaşma, yakınına gelme, sıkça etrafında dönme, kuşatma • فقه (fqh) kökü: İlahi kanunda öğrenmiş, yetenekli, kavrayışlı olmak, bir şeyi anlamak. • دين (dyn) kökü: İtaat/teslimiyet, kulluk/kölelik, din, yüce/yüksek/asil/şanlı rütbe/durum/hal, borç almak/kredi kullanmak, borçlanmak, borç altında olmak, borç yükümlülüğü altında olmak, borç almak/yapmak, borcu geri ödemek/tazmin… • نذر (npr) kökü: adamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden. • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • رجع (rjE) kökü: geri dönmek, kapatmak, (bir kimseye) itham etmek, geri gelmek, tekrarlamak, cevap vermek, cevap getirmek, geri getirilmek. raji'un - geri dönen. murji'un - dönüş, sonuç. taraja'a (vb. 6) - birbirine dönmek. • حذر (Hpr) kökü: Sakınmak, dikkat etmek, ihtiyatlı/tedbirli/uyanık olmak, özen göstermek, üstünde durmak, hazırlıklı olmak, korkmak veya korkuda olmak, öfkelenmek ve kendini zarara hazırlamak, bir araya toplanmak, kudurtulmak. • Tevbe suresi 129 ayettir; bu 122. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).