Eğer siz ona yardım etmezseniz, iyi bilin ki Allah ona yardım etmişti. Hani Kafirler onu çıkardıklarında iki kişiden ikincisiydi. İkisi mağaradayken, o, arkadaşına: "Üzülme, kuşkusuz Allah bizimle beraberdir." demişti. Bunun üzerine Allah, üzerlerine dinginlik ve güven indirmişti. Onu, sizin görmediğiniz güçlerle desteklemişti. Ve küfredenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise en yüce olandır. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Tevbe 9:40اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِي الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِه۪ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَاۚ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا السُّفْلٰىۜ وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَاۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ • İlla tensuruhu fe kad nasarahullahu iz ahrecehullezine keferu saniyesneyni iz huma fil gari iz yekulu li sahibihi la tahzen innallahe meana, fe enzelallahu sekinetehu aleyhi ve eyyedehu bicunudin lem terevha ve ceale kelimetellezine keferus sufla, ve kelimetullahi hiyel ulya vallahu azizun hakim . • Meal: Eğer siz ona yardım etmezseniz, iyi bilin ki Allah ona yardım etmişti. Hani Kafirler[1] onu çıkardıklarında iki kişiden ikincisiydi. İkisi mağaradayken, o, arkadaşına: "Üzülme, kuşkusuz Allah bizimle beraberdir." demişti. Bunun üzerine Allah, üzerlerine dinginlik ve güven indirmişti. Onu, sizin görmediğiniz güçlerle desteklemişti.[2] Ve küfredenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise en yüce olandır. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir. • Dipnot 1: Bkz. 9:17. ayetin 1. dipnotu. • Dipnot 2: Ayette açıkça "onu, sizin görmediğiniz güçlerle desteklemişti" denmektedir, dolayısı ile "örümceklerin mağara kapısına ağ ördüğü, güvercinlerin de yuva yaptıkları" şeklindeki anlatının Kur'an'da yeri yoktur. • Kelime kelime: إِلَّا illa eğer · تَنصُرُوهُ tensuruhu siz ona yardım etmezseniz · فَقَدْ fekad iyi bilin ki · نَصَرَهُ nesarahu ona yardım etmişti · ٱللَّهُ llahu Allah · إِذْ iz hani · أَخْرَجَهُ ehracehu çıkardıklarında · ٱلَّذِينَ ellezine kimseler · كَفَرُوا۟ keferu inkar eden(ler) · ثَانِىَ saniye ikincisiydi · ٱثْنَيْنِ sneyni iki kişiden · إِذْ iz iken · هُمَا huma ikisi · فِى fi · ٱلْغَارِ l-gari mağarada · إِذْ iz hani · يَقُولُ yekulu diyordu · لِصَـٰحِبِهِۦ lisahibihi arkadaşına · لَا la · تَحْزَنْ tehzen üzülme · إِنَّ inne şüphesiz · ٱللَّهَ llahe Allah · مَعَنَا ۖ meana bizimle beraberdir · فَأَنزَلَ feenzele (İşte o zaman) indirdi · ٱللَّهُ llahu Allah · سَكِينَتَهُۥ sekinetehu sekinesini · عَلَيْهِ aleyhi onun üzerine · وَأَيَّدَهُۥ ve eyyedehu ve onu destekledi · بِجُنُودٍۢ bicunudin askerlerle · لَّمْ lem · تَرَوْهَا teravha sizin görmediğiniz · وَجَعَلَ ve ceale ve kıldı · كَلِمَةَ kelimete sözünü · ٱلَّذِينَ ellezine kimselerin · كَفَرُوا۟ keferu inanmayan(ların) · ٱلسُّفْلَىٰ ۗ s-sufla alçak · وَكَلِمَةُ vekelimetu ve sözü ise · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · هِىَ hiye o · ٱلْعُلْيَا ۗ l-ulya yüce olandır · وَٱللَّهُ vallahu ve Allah · عَزِيزٌ azizun daima üstündür · حَكِيمٌ hakimun hüküm ve hikmet sahibidir • نصر (nSr) kökü: yardım etmek/destek olmak, imdada yetişmek, korumak • خرج (xrj) kökü: Çıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak… • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • ثني (vny) kökü: Bükmek/katlamak, ikiye katlamak, bir şeyin bir parçasını diğerinin üzerine çevirmek, iki ucundan birini diğerine çekmek, bir şeyi diğerine birleştirmek veya eklemek, birini yolundan veya istediği şeyden döndürmek… • غور (gwr) kökü: Alçak arazi veya ülke, hızlıca gitmiş, derinlemesine girmiş, detaylı incelemek, çökmek veya bunalıma girmek; bahşetmek; öğle vakti uyumak veya konaklamak; acele etmek, itmek, bastırmak, hızlıca; ani, beklenmedik… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • صحب (SHb) kökü: eşlik etmek, ilişkilendirmek, arkadaş veya yoldaş olmak. saahibun (çoğul: sahbuun ve ashaabun) - yoldaş, ortak, herhangi bir niteliğin veya şeyin sahibi, herhangi bir şeyle yakın ilişki içinde olan, arkadaş ve herhangi… • حزن (Hzn) kökü: Üzülmek, yas tutmak/ağlamak/inlemek, kederli/üzgün/mutsuz olmak, bir kişinin üzülmesine veya mutsuz ya da kederli olmasına neden olmak, engebeli veya sert olmak [bir yer veya zemin için], ayrıca (bir hayvan için)… • نزل (nzl) kökü: inmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy… • سكن (skn) kökü: Sakin olmak, durgun olmak, hareketsiz kalmak, dinmek, yatışmak, sükûnet bulmak, yerleşmek, oturmak, ikamet etmek, yuva kurmak, huzur bulmak, sessizleşmek • ايد (Ayd) kökü: El, kol, güç, kuvvet, kudret, yardım, destek, arka çıkma, malik olma • جند (jnd) kökü: Orduları toplamak veya bir araya getirmek, ordu hazırlamak, Jundun [savaş için hazırlanmış toplanan askerler; yardımcı kuvvetler]. • راي (rAy) kökü: görmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir)… • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • كلم (klm) kökü: Konuşmak, ifade etmek. • سفل (sfl) kökü: Alçak olmak, aşağı olmak, aşağıya inmek, aşağıda bulunmak, düşmek, alçalmak, bayağılaşmak • علو (Elw) kökü: Yüksek olmak, yükseltilmiş olmak, yüce olmak, yüceltilmek, yükselmek, üstesinden gelmek, gururlu olmak, üstünde olmak, yukarı çıkmak, yükselmek, rütbe veya onurda yükselmek, kaldırmak, yukarı almak, binmek, üstüne çıkmak • عزز (Ezz) kökü: güçlü/kudretli/kuvvetli, soylu/onurlu/şanlı, direndi/dayandı, yenilmez, alt etmek (örn. tartışmada), yüceltmek, galip gelmek, çok saygı duyulan, değerli, ihtişam, kibir, mükemmel, gururlu ve sert tavır, katı/sert • حكم (Hkm) kökü: Engellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli… • Tevbe suresi 129 ayettir; bu 40. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).