"Allah'a iman edin, Resul'ü ile birlikte cihad edin." diye bir sure indirildiği zaman, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler: "Bırak bizi oturanlarla beraber oturalım." dediler.
Tevbe 9:86وَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ اَنْ اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَجَاهِدُوا مَعَ رَسُولِهِ اسْتَأْذَنَكَ اُو۬لُوا الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَعَ الْقَاعِد۪ينَ • Ve iza unzilet suretun en aminu billahi ve cahidu mearesulihiste'zeneke ulut tavli minhum ve kaluzerna nekun meal ka'ıdin. • Meal: "Allah'a iman edin, Resul'ü ile birlikte cihad edin." diye bir sure indirildiği zaman, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler: "Bırak bizi oturanlarla beraber oturalım." dediler. • Kelime kelime: وَإِذَآ ve iza zaman · أُنزِلَتْ unzilet indirildiği · سُورَةٌ suratun bir sure · أَنْ en diye · ءَامِنُوا۟ aminu inanın · بِٱللَّهِ billahi Allah'a · وَجَـٰهِدُوا۟ ve cahidu ve cihadedin · مَعَ mea beraber · رَسُولِهِ rasulihi Elçisiyle · ٱسْتَـْٔذَنَكَ ste'zeneke senden izin istediler · أُو۟لُوا۟ ulu sahibi olanlar · ٱلطَّوْلِ t-tavli servet · مِنْهُمْ minhum içlerinden · وَقَالُوا۟ ve kalu ve dediler · ذَرْنَا zerna bizi bırak · نَكُن nekun olalım · مَّعَ mea beraber · ٱلْقَـٰعِدِينَ l-kaidine oturanlarla • نزل (nzl) kökü: inmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy… • سور (swr) kökü: Sur, duvar, şehir duvarı, çit, kale duvarı, atlayıp üstünden geçmek, aşmak, tırmanmak, saldırmak, hücum etmek • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • جهد (jhd) kökü: Çabalamak veya emek vermek veya didinmek, kendini veya gücünü veya çabalarını kullanmak, kendini tutkuyla veya özenle veya gayretle işe vermek, ekstra çaba göstermek, kendini zorluğa veya yorgunluğa sokmak, birini veya… • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • اذن (Apn) kökü: kulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasret • اول (Awl) kökü: ilk, birinci, önce, evvel, baş, önceki, ön, başlangıç • طول (Twl) kökü: Uzun olmak, uzun süre devam etmek, kalıcı olmak, uzatılmak. taulu - bol servet, kişisel sosyal ve maddi imkanların yeterliliği, güç. tuulun - yükseklik. tawiilun - uzun. tatawala - yayılmak, uzatılmak/uzamak. • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • وذر (wpr) kökü: Terk etmek/vazgeçmek/ihmal etmek, üzerine düşmek, yaralamak, dilimlere ayırmak, izin vermek, vazgeçmek • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • قعد (qEd) kökü: Oturmak, geride kalmak, geri tutmak, oyalanmak, pusu kurmak, hareketsiz oturmak, yerinde kalmak, vazgeçmek, sakınmak, geri durmak, tuzak kurmak, tuzak hazırlamak, ihmal etmek, oturma eylemi, temel/baz, çocuk doğurma… • Tevbe suresi 129 ayettir; bu 86. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).