"Ben size, "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır." demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Yine "Ben meleğim." de demiyorum. Hor gördüğünüz kimseler için, "Allah, onlara hiçbir hayır vermeyecektir." de demiyorum. İçlerinde olanı Allah daha iyi bilir. Böyle bir şey yaptığım takdirde zalimlerden olurum."
Hud 11:31وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْراًۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ اِنّ۪ٓي اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ • Ve la ekulu lekum indi hazainullahi ve la a'lemul gaybe ve la ekulu inni melekun ve la ekulu lillezine tezderi a'yunukum len yu'tiyehumullahu hayra, allahu a'lemu bima fi enfusihim, inni izen le minez zalimin. • Meal: "Ben size, "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır." demiyorum. Ben[1] gaybı da bilmem. Yine "Ben meleğim." de demiyorum. Hor gördüğünüz kimseler için, "Allah, onlara hiçbir hayır vermeyecektir." de demiyorum. İçlerinde olanı Allah daha iyi bilir. Böyle bir şey yaptığım takdirde zalimlerden olurum." • Dipnot 1: Nuh Nebi. • Kelime kelime: وَلَآ ve la · أَقُولُ ekulu ben demiyorum · لَكُمْ lekum size · عِندِى indi benim yanımdadır · خَزَآئِنُ hazainu hazineleri · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · وَلَآ ve la ve · أَعْلَمُ ea'lemu bilmiyorum · ٱلْغَيْبَ l-gaybe gaybı · وَلَآ ve la ve · أَقُولُ ekulu demiyorum · إِنِّى inni şüphesiz ben · مَلَكٌۭ melekun meleğim (diye) · وَلَآ ve la ve · أَقُولُ ekulu diyemem · لِلَّذِينَ lillezine kimseler için · تَزْدَرِىٓ tezderi küçük gördükleri · أَعْيُنُكُمْ ea'yunukum gözlerinizin · لَن len · يُؤْتِيَهُمُ yu'tiyehumu onlara vermeyecektir · ٱللَّهُ llahu Allah · خَيْرًا ۖ hayran bir hayır · ٱللَّهُ llahu Allah · أَعْلَمُ ea'lemu daha iyi bilir · بِمَا bima olanı · فِىٓ fi içlerinde · أَنفُسِهِمْ ۖ enfusihim onların kendi · إِنِّىٓ inni ben gerçekten · إِذًۭا izen o zaman · لَّمِنَ lemine kimselerden olurum · ٱلظَّـٰلِمِينَ z-zalimine zulmeden • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • عند (End) kökü: Edat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve… • خزن (xzn) kökü: Bir şeyi bir yerde saklamak/depolamak/korumak/muhafaza etmek, bir şeyi birinden saklamak veya gizlemek, fakirlikten sonra zengin/yeterli olmak, bir şeyin en yakınını almak. • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • غيب (gyb) kökü: uzak/ulaşılamaz/gizli/saklı, algıların veya zihinsel algının kapsamı dışında veya ötesinde, görünmez, karalama, gizli gerçek, kayıp olan kişi • ملك (mlk) kökü: Hükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık. • زري (zry) kökü: Onu veya yaptığını suçladı, kusur buldu, küçümsedi, azarladı, ona kızdı, alay etti/dalga geçti/küçük düşürdü, önemsemedi veya hakir gördü. • عين (Eyn) kökü: Göze zarar vermek, birinin gözüne nazar değdirmek, gözyaşı dökmek, casus olmak. Aayan - görünmek, yüzleşmek. 'Ainun - göz, bakış, ağaç kovuğu, casus, üç harfli kelimenin ortasındaki harf, su kaynağı, baş, bir yerin… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • خير (xyr) kökü: İyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak… • نفس (nfs) kökü: nefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan • ظلم (Zlm) kökü: karanlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak • Hud suresi 123 ayettir; bu 31. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).