Allah için haccı ve umreyi tam yapın. Eğer engellenirseniz, o zaman hediyeden kolayınıza gelen şeyi gönderin! Ancak hediye yerine ulaşıncaya kadar başınızı tıraş etmeyin. Sizden hasta olan veya başından bir rahatsızlığı bulunan; oruç tutmalı veya sadaka vermeli ya da nusuktan sayılacak bir fidye vermeli! Emin olduğunuz vakitte; kim, hacc vaktine kadar umre ile faydalanmak isterse, hediyeden kolayına geleni göndermeli! Fakat kim bulamazsa, hacc günlerinde üç, döndükten sonra da yedi gün olmak üzere toplam on gün oruç tutsun. Bu, ailesi Mescid-i Haram çevresinde oturmayanlar içindir. Allah'a karşı takvalı davranın. Ve bilin ki Allah'ın cezası çok şiddetlidir.
Bakara 2:196وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِۜ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضاً اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟ • Ve etimmul hacce vel umrete lillah, fe in uhsirtum fe mesteysera minel hedyi ve la tahliku ruusekum hatta yeblugal hedyu mahilleh, fe men kane minkum maridan ev bihi ezen min ra'sihi fe fidyetun min sıyamin ev sadakatin ev nusuk fe iza emintum, fe men temettea bil umreti ilel haccı fe mesteysera minel hedyi, fe men lem yecid fe sıyamu selaseti eyyamin fil haccı ve seb'atin iza reca'tum tilke aşaratun kamileh, zalike li men lem yekun ehluhu hadırıl mescidil haram, vettekullahe va'lemu ennellahe şedidul ikab. • Meal: Allah için haccı ve umreyi tam yapın. Eğer engellenirseniz, o zaman hediyeden[1] kolayınıza gelen şeyi gönderin! Ancak hediye yerine ulaşıncaya kadar başınızı tıraş etmeyin[2]. Sizden hasta olan veya başından bir rahatsızlığı bulunan; oruç tutmalı veya sadaka vermeli ya da nusuktan[3] sayılacak bir fidye[4] vermeli! Emin olduğunuz vakitte; kim, hacc vaktine kadar umre ile faydalanmak isterse, hediyeden kolayına geleni göndermeli! Fakat kim bulamazsa, hacc günlerinde üç, döndükten sonra da yedi gün olmak üzere toplam on gün oruç tutsun. Bu, ailesi Mescid-i Haram çevresinde oturmayanlar içindir. Allah'a karşı takvalı davranın. Ve bilin ki Allah'ın cezası çok şiddetlidir. • Dipnot 1: Bir yükümlülükten kurtulmak için ödenen bedel. • Dipnot 2: Kurbanlık. • Dipnot 3: Kurbanlıktan. • Dipnot 4: İhramdan çıkmayın. (Başı tıraş etmek, haccın tamamlanmasını, ihram sürresinin bitişini ifade eden bir uygulamadır.) • Kelime kelime: وَأَتِمُّوا۟ ve etimmu ve tamamlayın · ٱلْحَجَّ l-hacce haccı · وَٱلْعُمْرَةَ vel'umrate ve ömreyi · لِلَّهِ ۚ lillahi Allah için · فَإِنْ fe in eğer · أُحْصِرْتُمْ uhsirtum engellenmiş olursanız · فَمَا fema şeyi (kesin) · ٱسْتَيْسَرَ steysera kolayınıza gelen · مِنَ mine -dan · ٱلْهَدْىِ ۖ l-hedyi kurban- · وَلَا ve la · تَحْلِقُوا۟ tehliku tıraş etmeyin · رُءُوسَكُمْ ru'usekum başlarınızı · حَتَّىٰ hatta kadar · يَبْلُغَ yebluga varıncaya · ٱلْهَدْىُ l-hedyu kurban · مَحِلَّهُۥ ۚ mehillehu yerine · فَمَن femen kim (varsa) · كَانَ kane olan · مِنكُم minkum içinizden · مَّرِيضًا meridan hasta · أَوْ ev ya da · بِهِۦٓ bihi bulunan · أَذًۭى ezen bir rahatsızlığı · مِّن min -ndan · رَّأْسِهِۦ ra'sihi başı- · فَفِدْيَةٌۭ fefidyetun fidye (versin) · مِّن min · صِيَامٍ siyamin siyamdan · أَوْ ev veya · صَدَقَةٍ sadekatin sadakadan · أَوْ ev veya · نُسُكٍۢ ۚ nusukin kurbandan · فَإِذَآ feiza zaman · أَمِنتُمْ emintum güvene kavuştuğunuz · فَمَن femen kimse · تَمَتَّعَ temettea faydalanmak isteyen · بِٱلْعُمْرَةِ bil-umrati ömre ile · إِلَى ila kadar · ٱلْحَجِّ l-hacci hac (zamanın)a · فَمَا fema şeyi (kessin) · ٱسْتَيْسَرَ steysera kolayına geleni · مِنَ mine -dan · ٱلْهَدْىِ ۚ l-hedyi kurban- · فَمَن femen kimse · لَّمْ lem · يَجِدْ yecid (kurban) bulamayan · فَصِيَامُ fesiyamu savm eder · ثَلَـٰثَةِ selaseti üç · أَيَّامٍۢ eyyamin gün · فِى fi · ٱلْحَجِّ l-hacci hacda · وَسَبْعَةٍ ve seb'atin ve yedi gün · إِذَا iza zaman · رَجَعْتُمْ ۗ racea'tum döndüğünüz · تِلْكَ tilke böylece · عَشَرَةٌۭ aşeratun on (gündür) · كَامِلَةٌۭ ۗ kamiletun tamamı · ذَٰلِكَ zalike bu · لِمَن limen kimseler içindir · لَّمْ lem · يَكُنْ yekun olmayanlar · أَهْلُهُۥ ehluhu ailesi · حَاضِرِى hadiri hazır · ٱلْمَسْجِدِ l-mescidi Mescid-i · ٱلْحَرَامِ ۚ l-harami Haram'da · وَٱتَّقُوا۟ vetteku sakının · ٱللَّهَ llahe Allah'tan · وَٱعْلَمُوٓا۟ vea'lemu ve bilin ki · أَنَّ enne gerçekten · ٱللَّهَ llahe Allah'ın · شَدِيدُ şedidu şiddetlidir · ٱلْعِقَابِ l-ikabi cezası • تمم (tmm) kökü: Tam/bütün olmak, çiçek açmak, yetişkin, eksiksiz, mükemmel, yerine getirilmiş, başarmak. • حجج (Hjj) kökü: Delil getirmek, kanıt göstermek, tartışmak, münazara etmek, yönelmek, ziyaret etmek, hac yapmak, kastetmek, amaçlamak, niyetlenmek • عمر (Emr) kökü: İkamet etmek, oturmak, onarmak, tamir etmek/canlandırmak, bakmak, inşa etmek, desteklemek, yetiştirmek, yaşanabilir hale getirmek, iyileştirmek, geliştirmek, nüfuslandırmak, hizmet etmek/desteklemek/gözetmek/saymak… • حصر (HSr) kökü: Dar olmak, kısıtlanmak, engellenmek. Birini sıkıştırmak ve kuşatmak/çevrelemek, birinin işine gitmesini engellemek, birini kuşatmak/sarmak/sınırlamak, birini hapsetmek/alıkoymak/tutmak/kısıtlamak/engellemek/saklamak… • يسر (ysr) kökü: Yumuşak/uysal/yönetilebilir/kolay/itaatkar/liberal olmak, miktar olarak azalmak/değersiz olmak, soldan gelmek, parçalara/bölümlere ayırmak, kolaylaştırmak/pürüzsüzleştirmek, uyarlamak/uyum sağlamak, kumar oklarıyla… • هدي (hdy) kökü: Yol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye. • حلق (Hlq) kökü: Soymak, sıyırmak, çıkarmak, tıraş etmek, rahatsız etmek, şanssız, tamamen yok etmek veya kesmek, zırh, daire çizmek veya döndürmek, birinin maaşını/ödeneğini/tahsisatını iptal etmek, hale, yüksek oldu/olmuş, azalmak ve… • راس (rAs) kökü: Baş, reis/komutan/hükümdar/vali/prens, kafasına vurmak, birini yönetici yapmak, yüksek rütbe/duruma gelmek, en yüksek veya en üst kısım, paranın ana/temel miktarı, başlangıç veya ilk kısım, kalabalık ve güçlü insan… • بلغ (blg) kökü: Ulaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, olgunlaşmak, büluğa ermek, bir haberi iletmek, tebliğ etmek, bildirmek, duyurmak, tesir etmek, izlenimde bulunmak • حلل (Hll) kökü: Çözmek/açmak (düğüm), affetmek (günah), çözmek (zorluk/problem/bilmece), çözmek, affetmek, eritmek/sıvılaştırmak. Bir şeyi analiz etmek. Bir yerde ikamet etmek/konaklamak/yerleşmek, bir yer almak veya işgal etmek… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • مرض (mrD) kökü: Hasta olmak/rahatsız olmak, hastalıklı, zayıf veya güçsüz, eksiklik, kusurlu veya yetersiz, yargı veya görüşte doğru veya neredeyse doğru olmak • اذي (Apy) kökü: O rahatsız edildi/sıkıldı/acı çekti, hoş olmayan şeyler yaşadı/deneyimledi, rahatsızlık durumu. • فدي (fdy) kökü: O bir şey verdi, fidye, satın alma, onu serbest bıraktı veya özgür kıldı, müfadat - bir adamı verip karşılığında bir adam alma, bir koleksiyon. • صوم (Swm) kökü: Oruç tutmak, aç durmak, perhiz yapmak, yememek içmemek, kendini tutmak, susmak • صدق (Sdq) kökü: doğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü… • نسك (nsk) kökü: Dindar bir yaşam sürmek, dindar olmak, tanrıya ibadet etmek/hizmet etmek, kurban etmek, kurban olarak hayvan kesmek, ibadet/kulluk eylemi, bu tür eylemleri gerçekleştirenler/gözlemleyenler, ibadet ayini, yıkamak ve… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • متع (mtE) kökü: Faydalanmak/yararlanmak, hediye, faydalı/avantajlı herhangi bir şey, eşya (örn. mutfak eşyası, mobilya), mal/ürün. • وجد (wjd) kökü: kaybolan bir şeyi bulmak, algılamak, elde etmek, herhangi bir kişiyi veya şeyi (şöyle veya böyle) bulmak • ثلث (vlv) kökü: Üçe bölünmek veya sayıca üç olmak, bir şeyin üçte biri, üçte bir, üçer üçer, herhangi bir sayının üçte biri. • يوم (ywm) kökü: Gün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyeci • سبع (sbE) kökü: Yedi, yırtıcı hayvan, aslan, vahşi hayvan, parçalamak, vahşice saldırmak • رجع (rjE) kökü: geri dönmek, kapatmak, (bir kimseye) itham etmek, geri gelmek, tekrarlamak, cevap vermek, cevap getirmek, geri getirilmek. raji'un - geri dönen. murji'un - dönüş, sonuç. taraja'a (vb. 6) - birbirine dönmek. • عشر (E$r) kökü: Onda birini almak, dokuza bir ekleyerek on yapmak, onuncu olmak. ashrun/asharun (d.), asharatun/ashratun (e.): on, onyıl, üçten ona kadar olan dönem. Yirmiden sonra dişil ve eril arasında fark yoktur. ashara… • كمل (kml) kökü: Tamamıyla, toplamda, hepsi, mükemmel şekilde başarılmış. • اهل (Ahl) kökü: sahip/insanlar/halk, okuyan/ezberleyen kişi, yönetici/sahip, ev halkı/aile/evde yaşayanlar • حضر (HDr) kökü: Hazır bulunmak, var olmak, huzurunda durmak, zarar vermek, el altında olmak. Gelmek veya varmak, hazır veya hazırlanmış olmak, birinin yanında olmak veya birinin huzuruna gelmek, kendini bir şeye veya kişiye takdim… • سجد (sjd) kökü: Secde etmek, boyun eğmek, itaat etmek, saygıyla eğilmek • حرم (Hrm) kökü: Yasaklamak, engellemek, önlemek, yasadışı ilan etmek veya yapmak, mahrum bırakmak, kutsal/dokunulmaz/saygı veya hürmet veya onura layık olmak, bir şeyi reddetmek veya inkar etmek, birini umutsuzluğa sürüklemek, refahtan… • وقي (wqy) kökü: korumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden… • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • شدد ($dd) kökü: sıkıca bağlamak, sıkıştırmak, sağlamca güçlendirmek, koşmak, kurmak, sağlamlaştırmak, sert yapmak, güçlü yapmak, (gün) ilerlemiş olmak, yoğun olmak. ushdud - sertleştirmek, güçlendirmek. shadiid (çoğul: shidaad &… • عقب (Eqb) kökü: Başarmak, yerini almak, sonra gelmek, topuğuna vurmak, topukta gelmek, birini yakından takip etmek. Aqqaba - tekrar tekrar çabalamak, geri dönmek, cezalandırmak, karşılık vermek, adımlarını geri izlemek. Aqab - ölmek… • Bakara suresi 286 ayettir; bu 196. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).