Akıl Kuran (akilkuran.com)

Bakara Suresi 256. Ayet Meali

Dinde zorlama yoktur. Artık, doğru olan yanlış olandan kesin olarak ayrılmıştır. Kim tağutu reddedip, Allah'a iman edersa, kuşkusuz ki kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuş olur. Allah, Her Şeyi İşiten ve Her Şeyi Bilen'dir.

Bakara 2:256 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Dinde zorlama yoktur.
Bakara 2:256
لَٓا اِكْرَاهَ فِي الدّ۪ينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَاۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ • La ikrahe fid dini kad tebeyyener ruşdu minel gayy, fe men yekfur bit taguti ve yu'min billahi fe kadistemseke bil urvetil vuska, lenfisame leha, vallahu semiun alim. • Meal: Dinde zorlama yoktur. Artık, doğru olan yanlış olandan kesin olarak ayrılmıştır. Kim tağutu[1] reddedip, Allah'a iman edersa, kuşkusuz ki kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuş olur. Allah, Her Şeyi İşiten ve Her Şeyi Bilen'dir. • Dipnot 1: Allah'a isyan etmek anlamına gelen "tağa" kökünden türemiştir. Despot, azgın, sapkın, kötülük önderi, zorba, şeytan, put, kahin; kaba kuvvetle hükmeden kişi, kurum veya yönetim demektir. • Kelime kelime: لَآ la yoktur · إِكْرَاهَ ikrahe zorlama · فِى fi · ٱلدِّينِ ۖ d-dini Dinde · قَد kad elbette · تَّبَيَّنَ tebeyyene seçilip belli olmuştur · ٱلرُّشْدُ r-ruşdu doğruluk · مِنَ mine · ٱلْغَىِّ ۚ l-gayyi sapıklıktan · فَمَن femen kim · يَكْفُرْ yekfur inkar eder · بِٱلطَّـٰغُوتِ bit-taguti tağut (şeytan)ı · وَيُؤْمِنۢ ve yu'min ve inanırsa · بِٱللَّهِ billahi Allah'a · فَقَدِ fekadi muhakkak ki o · ٱسْتَمْسَكَ stemseke yapışmıştır · بِٱلْعُرْوَةِ bil-urveti bir kulpa · ٱلْوُثْقَىٰ l-vuska sağlam · لَا la · ٱنفِصَامَ nfisame kopmayan · لَهَا ۗ leha · وَٱللَّهُ vallahu Allah · سَمِيعٌ semiun işitendir · عَلِيمٌ alimun bilendir • كره (krh) kökü: Zor bulmak, hoşlanmamak, onaylamamak, tiksinti duymak, isteksiz olmak, tiksinmek, nefret etmek, iğrenmek, nefret etmek, isteksiz olmak • دين (dyn) kökü: İtaat/teslimiyet, kulluk/kölelik, din, yüce/yüksek/asil/şanlı rütbe/durum/hal, borç almak/kredi kullanmak, borçlanmak, borç altında olmak, borç yükümlülüğü altında olmak, borç almak/yapmak, borcu geri ödemek/tazmin… • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • رشد (r$d) kökü: Doğru yolu takip etmek, iyi yönlendirilmiş olmak, gerçek yön, doğru hareket kuralı, dürüstlük, bir çocuğun/zekanın olgunluğu, kişinin işlerini yönetme kapasitesi. • غوي (gwy) kökü: Hata yapmak, sapmak veya yolunu kaybetmek, dikkatsiz, ihmalkar, dalgın, kasıtsız, düşüncesiz, umursamaz, unutkan; yanıltılmak/baştan çıkarılmak, hayal kırıklığına uğramak, karanlıkta yolculuk etmek, orada uzağa gitmek… • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • طغي (Tgy) kökü: aşmak, taşmak, yayılmak, yörüngesinden çıkmak, sınırı aşmak, başıboş, yükselmek, taşmak, kudurmuş olmak, sapmak, meraklı olmamak, yaramaz, dinsiz, zorba, aşırı, isyankâr, aşırı derecede fena, kabalık, haksızlık… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • مسك (msk) kökü: Tutmak, alıkoymak, sürdürmek, inatçı veya cimri olmak, bir şeyi sıkıca tutmak, bir şeyi durdurmak, bir kişiyi kısıtlamak/alıkoymak/hapsetmek, bir şeyden kendini alıkoymak veya uzak durmak, bir şeyi… • عرو (Erw) kökü: Bir kişiye gelmek, başına gelmek, bunaltmak, vurmak, acı vermek. İ'tara - üzerine inmek. Urwatun - destek, sap/kulp, kalıcı, değerli mülk. • وثق (wvq) kökü: Birine güvenmek, dayanmak, bağlanmak. • فصم (fSm) kökü: kırılmak veya çatlamak fakat ayrılmamak. • سمع (smE) kökü: duymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • Bakara suresi 286 ayettir; bu 256. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).