Akıl Kuran (akilkuran.com)

Bakara Suresi 87. Ayet Meali

Ant olsun ki Musa'ya Kitap'ı verdik. Ardı sıra Resuller gönderdik. Meryem Oğlu İsa'ya da beyyinatı verdik ve onu Kudus'un Ruhu ile destekledik. Ne zaman bir elçi hoşunuza gitmeyen bir şey getirdiyse, büyüklük taslayarak kimini yalanlayıp, kimini de öldürmediniz mi?

Bakara 2:87 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Ant olsun ki Musa'ya Kitap'ı verdik.
Bakara 2:87
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِه۪ بِالرُّسُلِ وَاٰتَيْنَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِۜ اَفَكُلَّمَا جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْۚ فَفَر۪يقاً كَذَّبْتُمْۘ وَفَر۪يقاً تَقْتُلُونَ • Ve lekad ateyna musal kitabe ve kaffeyna min ba'dihi bir rusuli ve ateyna isabne meryemel beyyinati ve eyyednahu bi ruhil kudus, e fe kullema caekum resulun bima la tehva enfusukumustekbertum, fe ferikan kezzebtum ve ferikan taktulun. • Meal: Ant olsun ki Musa'ya Kitap'ı verdik. Ardı sıra Resuller gönderdik. Meryem Oğlu İsa'ya da beyyinatı[1] verdik ve onu Kudus'un Ruhu[2] ile destekledik. Ne zaman bir elçi hoşunuza gitmeyen bir şey getirdiyse, büyüklük taslayarak kimini yalanlayıp, kimini de öldürmediniz mi? • Dipnot 1: Kanıt içeren, açıklayıcı, açığa çıkarıcı olan. • Dipnot 2: Allah'ın Ruhu ile. Ruhu'l Kudus, "Ruh" ve "Kudus" kelimelerinden bir araya gelmiş belirtili isim tamlamasıdır; "Kudusun Ruhu" demektir. Sıfat tamlaması olarak, "Kutsal Ruh" diye anlam verilmesi doğru değildir. Kur'an'da dört yerde geçmektedir. Ruhu'l Kudus" tamlaması, "Allah'ın ruhu, Allah'ın vahyi, Allah'tan gelen bilgi anlamlarına gelmektedir. Ruh Kelimesi; Kur'an'da, kelime anlamı olan, "can", "vücuda hayat veren cevher" anlamının yanı sıra "insanın ve toplumların hayatını diri, sağlıklı kılan vahiy" anlamında da kullanılmaktadır. Kur'an'da geçen Ruhu'l-Kudus ifadesi "Vahiy, Allah'tan gelen temiz, sağlam bilgiler" demektir." Ruhu'l Kudus ifadesinin geçtiği ayetler: 2: 87, 253; 5:110; 59:23. • Kelime kelime: وَلَقَدْ velekad ve andolsun · ءَاتَيْنَا ateyna verdik · مُوسَى musa Musa'ya · ٱلْكِتَـٰبَ l-kitabe Kitabı · وَقَفَّيْنَا ve kaffeyna birbiri ardınca gönderdik · مِنۢ min -ndan · بَعْدِهِۦ bea'dihi arkası- · بِٱلرُّسُلِ ۖ bir-rusuli resuller · وَءَاتَيْنَا ve ateyna ve verdik · عِيسَى iysa Îsa'ya · ٱبْنَ bne oğlu · مَرْيَمَ meryeme Meryem · ٱلْبَيِّنَـٰتِ l-beyyinati açık deliller · وَأَيَّدْنَـٰهُ ve eyyednahu ve onu destekledik · بِرُوحِ biruhi Ruh ile (Ruh'ül-Kudüs) · ٱلْقُدُسِ ۗ l-kudusi Kudüs (Ruh'ül-Kudüs) · أَفَكُلَّمَا efekullema öyle mi? · جَآءَكُمْ ca'ekum size gelse · رَسُولٌۢ rasulun bir resul · بِمَا bima şey ile · لَا la · تَهْوَىٰٓ tehva istemediği · أَنفُسُكُمُ enfusukumu canınızın · ٱسْتَكْبَرْتُمْ stekbertum büyüklük taslayarak · فَفَرِيقًۭا feferikan kimini · كَذَّبْتُمْ kezzebtum yalanlayacak · وَفَرِيقًۭا ve ferikan kimini de · تَقْتُلُونَ tektulune öldüreceksiniz • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • كتب (ktb) kökü: yazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey… • قفو (qfw) kökü: Takip etmek, peşinden gitmek, arkasından yürümek, izinden gitmek, ayak izlerini takip etmek, takip etmesine veya başarılı olmasına neden olmak. • بعد (bEd) kökü: sonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikme • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • بني (bny) kökü: inşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • ايد (Ayd) kökü: El, kol, güç, kuvvet, kudret, yardım, destek, arka çıkma, malik olma • روح (rwH) kökü: Ruh, bilgi, can, nefes, hava, esinti, hayat, yaşam özü, ilham, öz • قدس (qds) kökü: Saf, kutsal, lekesiz olmak. Kudsun - saflık, kutsallık. El Kuddüs - kutsal olan, tüm kötülüklerin üstünde ve karşısında olan, olumlu iyilikle dolu olan. Mukaddes - kutsal. Toprak veya ahşap kap. • كلل (kll) kökü: 1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin… • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • هوي (hwy) kökü: Kuş gibi avına doğru dik inmek, yok olmak, mahvolmak, yıkmak, yok etmek, ortadan kaybolmak, özlem duymak, hayal etmek, kandırmak, baştan çıkarmak, savrulmak, düşük tutkuyla ilham vermek, arzular/hayaller • نفس (nfs) kökü: nefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan • كبر (kbr) kökü: Sert olmak, büyümek, büyük/geniş/iri olmak, ergenliğe ulaşmak, saygınlık veya rütbece yükselmek, bir şeyi büyütmek, büyüklük konusunda biriyle rekabet etmek/çekişmek, kendini yüceltmek, gururlu/kibirli/küstah davranmak… • فرق (frq) kökü: Ayırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya… • كذب (kpb) kökü: Yalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak. • قتل (qtl) kökü: öldürmek, idam etmek, suçlanmak, katletmek/öldürmek/boğazlamak/kesip biçmek, öldürmeye teşebbüs etmek, kişiyi öldürülmüş gibi göstermek, savaşmak/çarpışmak/mücadele etmek, ustalaşmak, mücadele etmek/dövüşmek, ölümcül… • Bakara suresi 286 ayettir; bu 87. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).