O Gün, şefaat fayda vermez. Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse hariç.
Taha 20:109يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً • Yevme izin la tenfauş şefaatu illa men ezine lehur rahmanu ve radıye lehu kavla. • Meal: O Gün, şefaat fayda vermez. Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse hariç.[1] • Dipnot 1: Yani, Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseye şefaat/yardım edilecek. Diğer bir anlatımla; ayet, "şefaat edecek" kimselerden değil, kimlere "şefaat edileceğinden" söz etmektedir. Şefaat edilecek, yani yardım görecek olan kimseler, yüzlerce ayette de ifade edildiği gibi "iman eden ve salihatı yapan" kimseler olacaktır. Ayette sözü edilen, "Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseler," dünya hayatlarında iman eden ve salihatı yapan kimselerden başkası değildir. Diğer bir ifade ile ayet, "torpilin" olacağından değil, olmayacağından söz etmektedir. Bu ayete, çevirilerin büyük bir çoğunluğunda: "O Gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz." şeklinde anlam verilmektedir. "Birilerinin şefaat edeceği" şeklinde verilen bu anlam kesinlikle bir ön yargının sonucudur ve yanlıştır. Lafız olarak da anlam olarak da birilerinin "şefaat edeceğinden" değil; Allah'ın kimlere şefaat edeceğinden, yani işlerini kolaylaştıracağından, yardım edeceğinden söz edilmektedir. Kur'an, Allah'ın yanı sıra başka birilerinin "şefaat" edebileceği anlayış ve inancını kesin ve açık bir şekilde reddetmektedir. Kur'an'a göre Allah'ın yanı sıra başka birilerinin şefaat edebileceğine inanmak kesinlikle şirktir. • Kelime kelime: يَوْمَئِذٍۢ yevmeizin o gün · لَّا la yoktur · تَنفَعُ tenfeu faydası · ٱلشَّفَـٰعَةُ ş-şefaatu şefa'atinin · إِلَّا illa başkasının · مَنْ men kimseden · أَذِنَ ezine izin verdiği · لَهُ lehu kendisine · ٱلرَّحْمَـٰنُ r-rahmanu Rahman'ın · وَرَضِىَ ve radiye ve hoşlandığı · لَهُۥ lehu onun · قَوْلًۭا kavlen sözünden • نفع (nfE) kökü: Fayda sağlamak, iyilik yapmak, faydalı olmak, yararlı olmak. • شفع ($fE) kökü: Tek olanı çift yapmak, ikiye katlamak, eşleştirmek, bir şeyi çiftin biri yapmak, benzerine eklemek, yalnız olan bir şeye başka bir şey sağlamak, korumak, arabuluculuk yapmak, aracılık etmek, bir arabulucu olmak. shaf'un… • اذن (Apn) kökü: kulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasret • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • رضو (rDw) kökü: Ondan memnundu/hoşnuttu/tatmin olmuştu; ona iyi niyet veya lütuf ile baktı ya da onu sevdi veya onayladı, seçti/tercih etti, rıza gösterdi, uygun/kabul edilebilir buldu, sevdi, hoşlandı, ona meyletmişti, onu arzuladı… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • Taha suresi 135 ayettir; bu 109. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).