Akıl Kuran (akilkuran.com)

Enbiya Suresi 87. Ayet Meali

Ve Zu'n-Nun'u da an! Hani öfkelenerek gitmişti de kendisini sıkıntıda bırakmayacağımızı sanmıştı. Sonra karanlıklar içinde, "Senden başka ilah yoktur! Sen yüceler yücesisin. Ben haksızlık yaptım!" diye seslenmişti.

Enbiya 21:87 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Ve Zu'n-Nun'u da an!
Enbiya 21:87
وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِباً فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ • Ve zennuni iz zehebe mugadıben fe zanne en len nakdire aleyhi fe nada fiz zulumati en la ilahe illa ente subhaneke inni kuntu minez zalimin. • Meal: Ve Zu'n-Nun'u[1] da an! Hani öfkelenerek gitmişti de kendisini sıkıntıda bırakmayacağımızı sanmıştı. Sonra karanlıklar içinde, "Senden başka ilah yoktur! Sen yüceler yücesisin. Ben haksızlık yaptım!" diye seslenmişti. • Dipnot 1: Yunus Nebi'yi. (Balık karnına girmiş olan.) • Kelime kelime: وَذَا ve za ve Zü(nnun'u) · ٱلنُّونِ n-nuni (ve Zün)nun'u · إِذ iz zira · ذَّهَبَ zehebe gitmişti · مُغَـٰضِبًۭا mugadiben kızarak · فَظَنَّ fe zenne sanmıştı · أَن en diye · لَّن len asla · نَّقْدِرَ nekdira güç yetiremeyeceğiz · عَلَيْهِ aleyhi kendisine · فَنَادَىٰ fenada nihayet yalvardı · فِى fi içinde · ٱلظُّلُمَـٰتِ z-zulumati karanlıklar · أَن en diye · لَّآ la yoktur · إِلَـٰهَ ilahe tanrı · إِلَّآ illa başka · أَنتَ ente senden · سُبْحَـٰنَكَ subhaneke senin şanın yücedir · إِنِّى inni muhakkak ben · كُنتُ kuntu oldum · مِنَ mine · ٱلظَّـٰلِمِينَ z-zalimine zalimlerden • نون (nwn) kökü: Balık efendisi (Yunus Peygamber'in lakabı) • ذهب (phb) kökü: gitmek, uzaklaşmak, ayrılmak, almak veya uzaklaşmak, tüketmek, almak, iletmek, ölmek, sona ermek • غضب (gDb) kökü: öfke/gazap/sertlik, hoşnutsuzluk, kızgınlık, çabuk sinirlenen, tutku, yoğun/derin kızarıklık • ظنن (Znn) kökü: Düşünmek, varsaymak, şüphe etmek, farz etmek, zannetmek, inanmak, bilmek, hayal etmek, şüphelenmek, varsayımsal olmak, kişinin gözlemlerine dayanarak bir şeyden emin olmak. Genel bir kural olarak bu fiil çoğunlukla… • قدر (qdr) kökü: ölçmek/kararlaştırmak/belirlemek/sınırlamak/daraltmak, güce sahip olmak, muktedir olmak, bir ölçü, araç, yetenek, bir süre/karar, kader, yazgı, ölçülü, kararlaştırılmış • ندو (ndw) kökü: İlan etmek, çağırmak, çağrıda bulunmak, davet etmek, herhangi birine bir şey iletmek için çağırmak, selamlamak, sesli çağırmak, sesi yükseltmek, toplantı • ظلم (Zlm) kökü: karanlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak • اله (Alh) kökü: hizmet etmek, ibadet etmek veya tapınmak; korumak, sığınma vermek, muhafaza etmek, kurtarmak, özgür kılmak; ibadet objesi yani Tanrı; (Alif-Lam-Lam-ha) Allah, tüm mükemmel ilahi isimleri kapsayan tek gerçek Tanrı; var… • سبح (sbH) kökü: Yüzmek, bir şeyi akıtmak, suda hareket etmek, akıp gitmek, serbest kalmak, boşlukta süzülmek, Allah'ı tesbih etmek, Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmek, Allah'ı yüceltmek • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • Enbiya suresi 112 ayettir; bu 87. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).