Korku içinde etrafı kollayarak şehirde sabahladı. Bir de baktı ki dün yardım isteyen kişi yine yardım istiyor. Musa: "Sen apaçık bir azgınsın!" dedi.
Kasas 28:18فَاَصْبَحَ فِي الْمَد۪ينَةِ خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُۜ قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُب۪ينٌ • Fe asbaha fil medineti haifen yeterakkabu fe izellezistensarahu bil emsi yestasrihuh, kale lehu musa inneke le gaviyyun mubin. • Meal: Korku içinde etrafı kollayarak şehirde sabahladı. Bir de baktı ki dün yardım isteyen kişi yine yardım istiyor. Musa: "Sen apaçık bir azgınsın!" dedi. • Kelime kelime: فَأَصْبَحَ feesbeha sabahladı · فِى fi · ٱلْمَدِينَةِ l-medineti şehirde · خَآئِفًۭا haifen korku içinde · يَتَرَقَّبُ yeterakkabu gözetleyerek · فَإِذَا feiza bir de baktı ki · ٱلَّذِى llezi · ٱسْتَنصَرَهُۥ stensarahu kendisinden yardım isteyen · بِٱلْأَمْسِ bil-emsi dün · يَسْتَصْرِخُهُۥ ۚ yestesrihuhu yine feryadediyor · قَالَ kale dedi · لَهُۥ lehu ona · مُوسَىٰٓ musa Musa · إِنَّكَ inneke gerçekten sen · لَغَوِىٌّۭ legaviyyun bir azgınsın · مُّبِينٌۭ mubinun belli ki • صبح (SbH) kökü: Sabahleyin ziyaret etmek veya selamlamak. Subhun/sabahun/isbaahun - sabah. Misbaahun (çoğulu masaabih) - lamba. Sabbah (fiil 2) - gelmek, ulaşmak, selamlamak, sabahleyin içmek. Asbaha - sabah vaktine girmek, ortaya… • مدن (mdn) kökü: şehir • خوف (xwf) kökü: Korkmak, korkmak/ürkmek/dehşete düşmek, birine korku vermek, azaltmak veya eksiltmek veya almak, bir şeyden azar azar almak, bir şeyin kenarlarından almak, katletmek veya savaşmak • رقب (rqb) kökü: Korumak, gözlemlemek, izlemek, saygı duymak, dikkate almak, beklemek, boynundan bağlamak, uyarmak, korkmak, kontrol etmek. Raqib - muhafız, gözlemci, gözcü. Yataraqqab - gözlemleme, bekleme, etrafı kollama, izleme… • نصر (nSr) kökü: yardım etmek/destek olmak, imdada yetişmek, korumak • صرخ (Srx) kökü: Yüksek sesle bağırmak, yardım/destek için ağlamak/yalvarmak, imdat istemek. • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • غوي (gwy) kökü: Hata yapmak, sapmak veya yolunu kaybetmek, dikkatsiz, ihmalkar, dalgın, kasıtsız, düşüncesiz, umursamaz, unutkan; yanıltılmak/baştan çıkarılmak, hayal kırıklığına uğramak, karanlıkta yolculuk etmek, orada uzağa gitmek… • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • Kasas suresi 88 ayettir; bu 18. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).