Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı gönderdik. Şu'ayb: "Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Ahiret gününü umut edin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!" dedi.
Ankebut 29:36وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْباًۙ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ • Ve ila medyene ehahum şuayben fe kale ya kavmi'budullahe vercul yevmel ahıre ve la ta'sev fil ardı mufsidin. • Meal: Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı gönderdik. Şu'ayb: "Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Ahiret gününü umut edin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!" dedi. • Kelime kelime: وَإِلَىٰ ve ila ve · مَدْيَنَ medyene Medyen'e · أَخَاهُمْ ehahum kardeşleri · شُعَيْبًۭا şuayben Şuayb'i (gönderdik) · فَقَالَ fe kale dedi · يَـٰقَوْمِ ya kavmi kavmim · ٱعْبُدُوا۟ a'budu kuluk edin · ٱللَّهَ llahe Allah'a · وَٱرْجُوا۟ vercu ve umun · ٱلْيَوْمَ l-yevme gününü · ٱلْـَٔاخِرَ l-ahira ahiret · وَلَا ve la ve asla · تَعْثَوْا۟ tea'sev karışıklık çıkarmayın · فِى fi · ٱلْأَرْضِ l-erdi yeryüzünde · مُفْسِدِينَ mufsidine bozgunculukla • اخو (Axw) kökü: Başka biriyle aynı ebeveynlere sahip olan veya sadece bir ebeveyni ortak olan erkek kişi; aynı soy/toprak/inanç/inanca sahip kişi; erkek kardeş; arkadaş; yoldaş; eş; çift halindeki parçalardan biri; akraba; yakından… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • عبد (Ebd) kökü: hizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmek • رجو (rjw) kökü: Ummak/beklemek, mutluluk sebebi olacak bir olayın gerçekleşmesini gerektiren bir görüş; halihazırda gerçekleşmiş bir olaydan avantaj elde etme beklentisi, beklemede tutmak, ertelemek, kenara koymak, tehir… • يوم (ywm) kökü: Gün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyeci • اخر (Axr) kökü: geri çekilmek, gerilemek/geri dönmek/çekilmek, ertelemek/geciktirmek/ertelemek/ertelemek, son/arka kısım • عثو (Evw) kökü: Kötülük yapmak, suç işlemek, yozlaşmış/kötü şekilde davranmak. • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • فسد (fsd) kökü: yozlaşmak/bozulmak, geçersiz, çürümüş, kötü/taze olmayan/kirlenmiş, yanlış, kötü niyetli, hileli iş yapmak veya kötülük yapmak. fasad - yozlaşma/şiddet. • Ankebut suresi 69 ayettir; bu 36. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).