Akıl Kuran (akilkuran.com)

Ahzab Suresi 20. Ayet Meali

Onlar, düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlardı. Eğer birlikler gelseler, çölde yaşayan Arapların arasına karışıp, ne halde bulunduğunuzu sormak isterler. Eğer sizin aranızda olsalardı, pek azı hariç, savaşmazlardı.

Ahzab 33:20 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Onlar, düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlardı.
Ahzab 33:20
يَحْسَبُونَ الْاَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُواۚ وَاِنْ يَأْتِ الْاَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ اَنَّهُمْ بَادُونَ فِي الْاَعْرَابِ يَسْـَٔلُونَ عَنْ اَنْبَٓائِكُمْۜ وَلَوْ كَانُوا ف۪يكُمْ مَا قَاتَلُٓوا اِلَّا قَل۪يلاً۟ • Yahsebunel ahzabe lem yezhebu, ve in ye'til ahzabu yeveddu lev ennehum badune fil a'rabi yes'elune an enbaikum, ve lev kanu fikum ma katelu illa kalila. • Meal: Onlar, düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlardı. Eğer birlikler gelseler,[1] çölde yaşayan Arapların arasına karışıp, ne halde bulunduğunuzu sormak isterler.[2] Eğer sizin aranızda olsalardı, pek azı hariç, savaşmazlardı. • Dipnot 1: Yenilgi haberlerinizi beklerler. • Dipnot 2: Düşman birlikleri tekrar saldıracak olsalar. • Kelime kelime: يَحْسَبُونَ yehsebune sanıyorlardı · ٱلْأَحْزَابَ l-ehzabe orduların · لَمْ lem · يَذْهَبُوا۟ ۖ yezhebu gitmediklerini · وَإِن ve in eğer · يَأْتِ ye'ti gelseler · ٱلْأَحْزَابُ l-ehzabu ordular · يَوَدُّوا۟ yeveddu arzu ederlerdi · لَوْ lev keşke · أَنَّهُم ennehum kendileri · بَادُونَ badune çölde bulunmayı · فِى fi arasında · ٱلْأَعْرَابِ l-ea'rabi Araplar · يَسْـَٔلُونَ yeselune sorup öğrenmeyi · عَنْ an --den · أَنۢبَآئِكُمْ ۖ enbaikum sizin haberleriniz- · وَلَوْ velev ve şayet · كَانُوا۟ kanu bulunsalardı · فِيكُم fikum içinizde · مَّا ma · قَـٰتَلُوٓا۟ katelu dövüşmezlerdi · إِلَّا illa dışında · قَلِيلًۭا kalilen pek azı • حسب (Hsb) kökü: Düşünmek, göz önünde bulundurmak, varsaymak, hayal etmek, görüşünde olmak. Bir şeyi saymak/hesaplamak/hesap etmek/hesaplamak, hesaplamak, ölçmek, bir şeyi hesaba katmak veya değerlendirmek, bir şeyin öyle olduğunu… • حزب (Hzb) kökü: Başına gelmek ve sıkıntıya sokmak, bölmek, bir şey tarafından şiddetli/ağır şekilde bastırılmak, aniden veya beklenmedik şekilde daralmak veya böyle bir şey tarafından alt edilmek, insanları toplamak/bir araya… • ذهب (phb) kökü: gitmek, uzaklaşmak, ayrılmak, almak veya uzaklaşmak, tüketmek, almak, iletmek, ölmek, sona ermek • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • ودد (wdd) kökü: Sevmek, istemek, arzulamak, hoşlanmak, dilemek, özlemek • بدو (bdw) kökü: Görünmek, ortaya çıkmak, açığa çıkmak, belirmek, başlamak, gözükmek, belli olmak, meydana çıkmak, çöl hayatı yaşamak, göçebe hayatı sürmek • عرب (Erb) kökü: saf, açık, sade, yalın, pürüzsüz, hatadan-kusurdan uzak, berrak su; farklı-ayırt edici, fasih, açıklayıcı konuşmak, fesahat; tutkulu, aşk dolu, neşeli, hayat dolu, coşkulu akan nehir; Arap, Arapça, Araplaşmak • سال (sAl) kökü: akmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek • نبا (nbA) kökü: yüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • قتل (qtl) kökü: öldürmek, idam etmek, suçlanmak, katletmek/öldürmek/boğazlamak/kesip biçmek, öldürmeye teşebbüs etmek, kişiyi öldürülmüş gibi göstermek, savaşmak/çarpışmak/mücadele etmek, ustalaşmak, mücadele etmek/dövüşmek, ölümcül… • قلل (qll) kökü: Az sayıda olmak, küçük miktarda olmak, nadir olmak. qalilun - az, küçük, nadir, seyrek. aqall - daha az, daha fakir. qallala - az görünmek. • Ahzab suresi 73 ayettir; bu 20. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).