Onlar, düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlardı. Eğer birlikler gelseler, çölde yaşayan Arapların arasına karışıp, ne halde bulunduğunuzu sormak isterler. Eğer sizin aranızda olsalardı, pek azı hariç, savaşmazlardı.
Ahzab 33:20يَحْسَبُونَ الْاَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُواۚ وَاِنْ يَأْتِ الْاَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ اَنَّهُمْ بَادُونَ فِي الْاَعْرَابِ يَسْـَٔلُونَ عَنْ اَنْبَٓائِكُمْۜ وَلَوْ كَانُوا ف۪يكُمْ مَا قَاتَلُٓوا اِلَّا قَل۪يلاً۟ • Yahsebunel ahzabe lem yezhebu, ve in ye'til ahzabu yeveddu lev ennehum badune fil a'rabi yes'elune an enbaikum, ve lev kanu fikum ma katelu illa kalila. • Meal: Onlar, düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlardı. Eğer birlikler gelseler,[1] çölde yaşayan Arapların arasına karışıp, ne halde bulunduğunuzu sormak isterler.[2] Eğer sizin aranızda olsalardı, pek azı hariç, savaşmazlardı. • Dipnot 1: Yenilgi haberlerinizi beklerler. • Dipnot 2: Düşman birlikleri tekrar saldıracak olsalar. • Kelime kelime: يَحْسَبُونَ yehsebune sanıyorlardı · ٱلْأَحْزَابَ l-ehzabe orduların · لَمْ lem · يَذْهَبُوا۟ ۖ yezhebu gitmediklerini · وَإِن ve in eğer · يَأْتِ ye'ti gelseler · ٱلْأَحْزَابُ l-ehzabu ordular · يَوَدُّوا۟ yeveddu arzu ederlerdi · لَوْ lev keşke · أَنَّهُم ennehum kendileri · بَادُونَ badune çölde bulunmayı · فِى fi arasında · ٱلْأَعْرَابِ l-ea'rabi Araplar · يَسْـَٔلُونَ yeselune sorup öğrenmeyi · عَنْ an --den · أَنۢبَآئِكُمْ ۖ enbaikum sizin haberleriniz- · وَلَوْ velev ve şayet · كَانُوا۟ kanu bulunsalardı · فِيكُم fikum içinizde · مَّا ma · قَـٰتَلُوٓا۟ katelu dövüşmezlerdi · إِلَّا illa dışında · قَلِيلًۭا kalilen pek azı • حسب (Hsb) kökü: Düşünmek, göz önünde bulundurmak, varsaymak, hayal etmek, görüşünde olmak. Bir şeyi saymak/hesaplamak/hesap etmek/hesaplamak, hesaplamak, ölçmek, bir şeyi hesaba katmak veya değerlendirmek, bir şeyin öyle olduğunu… • حزب (Hzb) kökü: Başına gelmek ve sıkıntıya sokmak, bölmek, bir şey tarafından şiddetli/ağır şekilde bastırılmak, aniden veya beklenmedik şekilde daralmak veya böyle bir şey tarafından alt edilmek, insanları toplamak/bir araya… • ذهب (phb) kökü: gitmek, uzaklaşmak, ayrılmak, almak veya uzaklaşmak, tüketmek, almak, iletmek, ölmek, sona ermek • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • ودد (wdd) kökü: Sevmek, istemek, arzulamak, hoşlanmak, dilemek, özlemek • بدو (bdw) kökü: Görünmek, ortaya çıkmak, açığa çıkmak, belirmek, başlamak, gözükmek, belli olmak, meydana çıkmak, çöl hayatı yaşamak, göçebe hayatı sürmek • عرب (Erb) kökü: saf, açık, sade, yalın, pürüzsüz, hatadan-kusurdan uzak, berrak su; farklı-ayırt edici, fasih, açıklayıcı konuşmak, fesahat; tutkulu, aşk dolu, neşeli, hayat dolu, coşkulu akan nehir; Arap, Arapça, Araplaşmak • سال (sAl) kökü: akmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek • نبا (nbA) kökü: yüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • قتل (qtl) kökü: öldürmek, idam etmek, suçlanmak, katletmek/öldürmek/boğazlamak/kesip biçmek, öldürmeye teşebbüs etmek, kişiyi öldürülmüş gibi göstermek, savaşmak/çarpışmak/mücadele etmek, ustalaşmak, mücadele etmek/dövüşmek, ölümcül… • قلل (qll) kökü: Az sayıda olmak, küçük miktarda olmak, nadir olmak. qalilun - az, küçük, nadir, seyrek. aqall - daha az, daha fakir. qallala - az görünmek. • Ahzab suresi 73 ayettir; bu 20. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).