Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde de olsanız, ölüm gelir sizi bulur. Onlara, bir iyilik isabet etse, "Bu Allah'tandır." derler. Onlara, bir kötülük isabet etse, "Bu senin yüzündendir." derler. De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu halka ne oluyor ki söylenen sözü anlamaya yanaşmıyorlar!
Nisa 4:78اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ ف۪ي بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍۜ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هٰذِه۪ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۚ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هٰذِه۪ مِنْ عِنْدِكَۜ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ فَمَالِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَد۪يثاً • Eyne ma tekunu yudrikkumul mevtu ve lev kuntum fi burucin muşeyyedeh. Ve in tusıbhum hasenetun yekulu hazihi min indillah, ve in tusıbhum seyyietun yekulu hazihi min indike. Kul kullun min indillah. Fe mali haulail kavmi la yekadune yefkahune hadisa. • Meal: Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde de olsanız, ölüm gelir sizi bulur. Onlara, bir iyilik isabet etse, "Bu Allah'tandır." derler. Onlara, bir kötülük isabet etse, "Bu senin yüzündendir." derler. De ki: "Hepsi Allah'tandır.[1]" Bu halka ne oluyor ki söylenen sözü anlamaya yanaşmıyorlar! • Dipnot 1: Allah'ın koyduğu kuralların, yasaların sonucudur. • Kelime kelime: أَيْنَمَا eynema nerede · تَكُونُوا۟ tekunu olsanız · يُدْرِككُّمُ yudrikkumu yine sizi bulur · ٱلْمَوْتُ l-mevtu ölüm · وَلَوْ velev ve eğer · كُنتُمْ kuntum bulunsanız · فِى fi içinde · بُرُوجٍۢ burucin kaleler · مُّشَيَّدَةٍۢ ۗ muşeyyedetin sağlam · وَإِن ve in ve eğer · تُصِبْهُمْ tusibhum onlara erişirse · حَسَنَةٌۭ hasenetun bir iyilik · يَقُولُوا۟ yekulu derler · هَـٰذِهِۦ hazihi bu · مِنْ min -ındandır · عِندِ indi taraf- · ٱللَّهِ ۖ llahi Allah · وَإِن ve in eğer · تُصِبْهُمْ tusibhum onlara erişirse · سَيِّئَةٌۭ seyyietun bir kötülük · يَقُولُوا۟ yekulu derler · هَـٰذِهِۦ hazihi bu · مِنْ min -dendir · عِندِكَ ۚ indike senin yüzün- · قُلْ kul de ki · كُلٌّۭ kullun hepsi · مِّنْ min -ındandır · عِندِ indi taraf- · ٱللَّهِ ۖ llahi Allah · فَمَالِ femali ne oluyor ki · هَـٰٓؤُلَآءِ ha'ula'i bu · ٱلْقَوْمِ l-kavmi topluma · لَا la · يَكَادُونَ yekadune yanaşmıyorlar · يَفْقَهُونَ yefkahune anlamaya · حَدِيثًۭا hadisen söz • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • درك (drk) kökü: Takip etmek, izlemek, yakından takip etmek. • موت (mwt) kökü: Ölmek, dünyevi hayattan ayrılmak, hayattan mahrum olmak, duyusal yeteneklerden yoksun kalmak, zihinsel yeteneklerden yoksun kalmak, hareketsiz olmak, sessiz/sakin olmak, uyumak, cansız, yatışmak, yeryüzü tarafından… • برج (brj) kökü: Kule, kasır, hisar, burç, köşk, çıkıntı, yüksek bina, gözcü kulesi, yüksek yer, zodyak burcu, yıldız kümesi • شيد ($yd) kökü: Duvar sıvamak veya kaplamak, bina yükseltmek, yüksek, tahkim etmek, inşa edilmiş bina, sıvalı duvar/bina • صوب (Swb) kökü: dökmek, isabet etmek, inmek. asaaba - yetişmek, başına gelmek, üzerine düşmek, irade etmek, etkilemek, felakete uğratmak, maksatlamak, dilemek. sawaabun - doğru şey, doğru yol. musiibun - başına gelen şey. musiibatun… • حسن (Hsn) kökü: Yakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • عند (End) kökü: Edat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve… • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • كلل (kll) kökü: 1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin… • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • كود (kwd) kökü: neredeyse, az daha (?) • فقه (fqh) kökü: İlahi kanunda öğrenmiş, yetenekli, kavrayışlı olmak, bir şeyi anlamak. • حدث (Hdv) kökü: Yeni bir şey/yakın zamanda, o (bir şey) varlığa geldi, var olmaya başladı, ortaya çıktı, bir başlangıcı oldu, ilk kez yeni var oldu, söylemi aktarmak • Nisa suresi 176 ayettir; bu 78. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).