Akıl Kuran (akilkuran.com)

Mümin Suresi 37. Ayet Meali

"Göklerin sebeplerine. Böylece Musa'nın ilahını görürüm. Çünkü ben onun yalancı olduğunu sanıyorum." dedi. Ve işte böylece Firavun'a, yaptığı kötü iş iyi gösterildi ve doğru yoldan çıkarıldı. Firavunun planı, hüsrandan başka bir şeye yaramadı.

Mümin 40:37 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. "Göklerin sebeplerine.
Mümin 40:37
اَسْبَابَ السَّمٰوَاتِ فَاَطَّلِعَ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنّ۪ي لَاَظُنُّهُ كَاذِباًۜ وَكَذٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُٓوءُ عَمَلِه۪ وَصُدَّ عَنِ السَّب۪يلِۜ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ اِلَّا ف۪ي تَبَابٍ۟ • Esbabes semavati fe attalia ila ilahi musa ve inni le ezunnuhu kaziba, ve kezalike zuyyine li fir'avne suu amelihi ve sudde anis sebil, ve ma keydu fir'avne illa fi tebab. • Meal: "Göklerin sebeplerine. Böylece Musa'nın ilahını görürüm. Çünkü ben onun yalancı olduğunu sanıyorum." dedi. Ve işte böylece Firavun'a, yaptığı kötü iş iyi gösterildi ve doğru yoldan çıkarıldı. Firavunun planı, hüsrandan başka bir şeye yaramadı. • Kelime kelime: أَسْبَـٰبَ esbabe sebeplerine · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ s-semavati göklerin · فَأَطَّلِعَ feettalia böylece bakayım · إِلَىٰٓ ila · إِلَـٰهِ ilahi tanrısına · مُوسَىٰ musa Musâ'nın · وَإِنِّى ve inni çünkü ben · لَأَظُنُّهُۥ leezunnuhu onu sanıyorum · كَـٰذِبًۭا ۚ kaziben yalancıdır · وَكَذَٰلِكَ ve kezalike ve böylece · زُيِّنَ zuyyine süslü gösterildi · لِفِرْعَوْنَ lifir'avne Fir'avn'a · سُوٓءُ su'u kötü · عَمَلِهِۦ amelihi işi · وَصُدَّ ve sudde ve çıkarıldı · عَنِ ani · ٱلسَّبِيلِ ۚ s-sebili yoldan · وَمَا ve ma ve değildi · كَيْدُ keydu tuzağı · فِرْعَوْنَ fir'avne Fir'avn'ın · إِلَّا illa başka · فِى fi · تَبَابٍۢ tebabin hüsrandan • سبب (sbb) kökü: Sebep, neden, vesile, bahane, yol, vasıta, ip, halat, bağ, araç • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • طلع (TlE) kökü: Yükselmek, yukarı çıkmak, öğrenmek, yaklaşmak, birine doğru gelmek, başlamak, tırmanmak, ulaşmak, filizlenmek, fark etmek, bakmak, aramak, incelemek, açığa çıkarmak, açıklamak, görünmek, bilgilendirmek, meydana gelmek… • اله (Alh) kökü: hizmet etmek, ibadet etmek veya tapınmak; korumak, sığınma vermek, muhafaza etmek, kurtarmak, özgür kılmak; ibadet objesi yani Tanrı; (Alif-Lam-Lam-ha) Allah, tüm mükemmel ilahi isimleri kapsayan tek gerçek Tanrı; var… • ظنن (Znn) kökü: Düşünmek, varsaymak, şüphe etmek, farz etmek, zannetmek, inanmak, bilmek, hayal etmek, şüphelenmek, varsayımsal olmak, kişinin gözlemlerine dayanarak bir şeyden emin olmak. Genel bir kural olarak bu fiil çoğunlukla… • كذب (kpb) kökü: Yalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak. • زين (zyn) kökü: Süslemek, donatmak. Süslemek, zarafet katmak, onurlandırmak [bir eylem, nitelik veya söz için]. Dili süsledi, donattı veya düzenledi. Süsledi [örn. Yeryüzü veya toprak, bitki örtüsüyle süslendi], süsledi, dekore etti… • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • عمل (Eml) kökü: iş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel… • صدد (Sdd) kökü: Uzaklaştırmak, saptırmak, engellemek, önlemek. Sadiidan - bir şeyden kaçınmak, geri çekilmek, yükseltmek, gürültü yapmak, bağırmak, yüksek sesle haykırmak. Saddun - engelleme, saptırma veya uzaklaştırma eylemi. Sadiid… • سبل (sbl) kökü: yol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep • كيد (kyd) kökü: Üzere olmak, tam noktasında olmak, neredeyse olmak, niyet etmek, dilemek, hileli bir düzen uygulamak, arzu etmek, bir şey planlamak/düzenlemek/tasarlamak, bir şey üzerinde çalışmak veya emek vermek, bir şeyi gizlice… • تبب (tbb) kökü: Kayıp/zarar görmek, azalmak, yenik/ezilmiş/kaybolmuş olmak, yaşlanmak, yok olmak, çöküş, ölüm, zayıflamış/bozulmuş olmak, kesmek, kısaltmak, mahkum olmak, yıkım/kayıp/mahvolma. • Mümin suresi 85 ayettir; bu 37. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).