İman Edenlere, "Biz sizinle beraber değil miydik?" diye seslenirler. İman Edenler, "Evet, ama siz kendinizi fitneye düşürdünüz, bekleyip, kuşku duydunuz. Allah'ın emri gelinceye kadar tutku ve kuruntularınız sizi aldattı. Ve o ğarur da sizi Allah ile aldattı." dediler.
Hadid 57:14يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنَّكُمْ فَـتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِيُّ حَتّٰى جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ وَغَرَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ • Yunadunehum e lem nekun meakum, kalu bela ve lakinnekum fe tentum enfusekum ve terebbastum vertebtum ve garret kumul emaniyyu hatta cae emrullahi ve garrekum billahil garur. • Meal: İman Edenlere, "Biz sizinle beraber değil miydik?" diye seslenirler. İman Edenler, "Evet, ama siz kendinizi fitneye düşürdünüz,[1] bekleyip, kuşku duydunuz.[2] Allah'ın emri gelinceye kadar[3] tutku ve kuruntularınız sizi aldattı. Ve o ğarur[4] da sizi Allah ile aldattı.[5]" dediler. • Dipnot 1: İns ve cinnden şeytanlar, her türlü aldatıcı. • Dipnot 2: Kendi kendinizi aldattınız. • Dipnot 3: Hep şüphe ile yaşadınız. • Dipnot 4: Ölüm gelip çatıncaya dek. • Dipnot 5: Sizi, "Nasıl olsa Allah, merhametli ve bağışlayıcıdır, sizi affeder." diyerek aldattı. • Kelime kelime: يُنَادُونَهُمْ yunadunehum onlara seslenirler · أَلَمْ elem · نَكُن nekun değil miydik? · مَّعَكُمْ ۖ meakum sizinle beraber · قَالُوا۟ kalu derler ki · بَلَىٰ bela evet · وَلَـٰكِنَّكُمْ velakinnekum ama siz · فَتَنتُمْ fetentum kötülük ettiniz · أَنفُسَكُمْ enfusekum kendi canlarınıza · وَتَرَبَّصْتُمْ ve terabbestum ve beklediniz · وَٱرْتَبْتُمْ vertebtum ve kuşkulandınız · وَغَرَّتْكُمُ ve garratkumu ve sizi aldattı · ٱلْأَمَانِىُّ l-emaniyyu kuruntular · حَتَّىٰ hatta kadar · جَآءَ ca'e gelinceye · أَمْرُ emru emri (ölüm) · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · وَغَرَّكُم ve garrakum ve sizi aldattı · بِٱللَّهِ billahi Allah(ın affı) ile · ٱلْغَرُورُ l-garuru çok aldatıcı (şeytan) • ندو (ndw) kökü: İlan etmek, çağırmak, çağrıda bulunmak, davet etmek, herhangi birine bir şey iletmek için çağırmak, selamlamak, sesli çağırmak, sesi yükseltmek, toplantı • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • فتن (ftn) kökü: Denemek veya kanıtlamak, zulmetmek, yakmak, denemek, sıkıntıya ve zorluğa sokmak, katletmek, hataya sürüklemek, herhangi bir yolla imandan saptırmak, yanıltmak, görüş ayrılığı veya anlaşmazlık yaratmak, kötülük… • نفس (nfs) kökü: nefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan • ربص (rbS) kökü: Beklemek, pusuya yatmak, yapışmak, fırsat kollamak, bir beklenti, bir şeyden vazgeçmek, bir şeyi gözetlemek, birinin başına gelmek, bekleyen kişi, alıkoyan kişi veya pahalı zamanı bekleyerek buğday gibi şeyleri toplayan… • ريب (ryb) kökü: belirsizliğe düşürmek, şüpheye düşürmek, felaket, şüphe, rahatsız etmek, şüphe uyandırmak, zihinsel huzursuzluk yaratmak, sıkıntı vermek, kötü bir kanı oluşturmak, yalan isnat etmek • غرر (grr) kökü: Aldatılmış, kandırılmış, işlerde deneyimsiz veya cahil, çocuksu davranmak, bilmeden yok olmaya veya yıkıma maruz kalmak, tehlike, risk; eksiklik, kusurlu performans; boş şeyler, boş işler • مني (mny) kökü: Birini denemek veya kanıtlamak, arabuluculuk yapmak, dilemek veya arzulamak. • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • امر (Amr) kökü: emretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak • Hadid suresi 29 ayettir; bu 14. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).