Ki Allah, pis olanı temiz olandan ayırsın, pis olanları birbirinin üzerine koyup, hepsini bir araya getirsin, sonra hepsini Cehennem'e doldursun. İşte onlar hüsrana uğrayanlardır.
Enfal 8:37لِيَم۪يزَ اللّٰهُ الْخَب۪يثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَيَجْعَلَ الْخَب۪يثَ بَعْضَهُ عَلٰى بَعْضٍ فَيَرْكُمَهُ جَم۪يعاً فَيَجْعَلَهُ ف۪ي جَهَنَّمَۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ۟ • Li yemizallahul habise minet tayyibi ve yec'alel habise ba'dahu ala ba'dın fe yerkumehu cemian fe yec'alehu fi cehennem, ulaike humul hasirun. • Meal: Ki Allah, pis olanı temiz olandan ayırsın, pis olanları birbirinin üzerine koyup, hepsini bir araya getirsin, sonra hepsini Cehennem'e doldursun. İşte onlar hüsrana uğrayanlardır. • Kelime kelime: لِيَمِيزَ liyemiyze ayıklasın diye · ٱللَّهُ llahu Allah · ٱلْخَبِيثَ l-habise murdarı · مِنَ mine · ٱلطَّيِّبِ t-tayyibi temizden · وَيَجْعَلَ ve yec'ale ve koyup · ٱلْخَبِيثَ l-habise bütün murdarları · بَعْضَهُۥ bea'dehu birini · عَلَىٰ ala üzerine · بَعْضٍۢ bea'din diğerinin · فَيَرْكُمَهُۥ fe yerkumehu yığsın da · جَمِيعًۭا cemian hepsini · فَيَجْعَلَهُۥ fe yec'alehu atsın · فِى fi · جَهَنَّمَ ۚ cehenneme cehenneme · أُو۟لَـٰٓئِكَ ulaike işte · هُمُ humu onlardır · ٱلْخَـٰسِرُونَ l-hasirune ziyana uğrayanlar • ميز (myz) kökü: Bir şeyi ayırmak, uzaklaştırmak veya kenara koymak, bir şeyi çıkarmak veya ayırmak, koparmak, ayırt etmek/ayrım yapmak/ayırt etmek/farklı olmak, parçalamak, bir şeyden çekilmek, kaydırmak veya ayrılmak. • خبث (xbv) kökü: Kötü/iğrenç/tiksindirici/yozlaşmış/şeytani/aldatıcı, hileli/kurnaz/sinsi/açıkgöz, kötü huylu/zararlı, kirli/pis/murdar, ahlaksız/onaylanmayan/nefret edilen/yasadışı/nahoş/suçlu/itaatsiz, en kötü veya en şeytani, kötülük. • طيب (Tyb) kökü: İyi, hoş, uygun, yasal olmak. tibna - kadınların kendi özgür iradeleriyle ve size karşı iyi olmaları. tuuba - neşe, mutluluk, imrenilecek bir mutluluk hali. tayyib - iyi/temiz/sağlıklı/nazik/mükemmel/adil/yasal. • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • بعض (bED) kökü: bir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, biraz • ركم (rkm) kökü: Yığmak, toplamak, biriktirmek, üst üste koymak. Rukam - yığın, birikmiş, yığılmış bulutlar. • جمع (jmE) kökü: Toplamak veya bir araya getirmek, birleştirmek, toplanmak veya bir araya gelmek, birleşmek veya bağlanmak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek, uzlaştırmak veya barıştırmak, bir şey giymek [giysi]… • خسر (xsr) kökü: Kayıp veya azalma yaşamak, aldatılmak/kandırılmak/baştan çıkarılmak/atlatılmak, hata yapmak/yoldan çıkmak/doğru yoldan sapmak/doğru yolu kaçırmak, yok olmak veya ölmek, bir şeyi kusurlu veya eksik yapmak, yok etmek veya… • Enfal suresi 75 ayettir; bu 37. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).