Akıl Kuran (akilkuran.com)

Tevbe Suresi 5. Ayet Meali

Haram aylar çıktığı zaman, artık "o Müşrikleri" nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp hapsedin, bütün geçit yerlerinde onları gözetleyin. Eğer tevbe edip, salatı ikame eder, zekatı yaparlarsa diledikleri yolu seçsinler. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.

Tevbe 9:5 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Haram aylar çıktığı zaman, artık "o Müşrikleri" nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp hapsedin, bütün…
Tevbe 9:5
فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ • Fe izenselehal eşhurul hurumu faktulul muşrikine haysu vecedtumuhum ve huzuhum vahsuruhum vak'udu lehum kulle marsad , fe in tabu ve ekamus salate ve atuz zekate fe hallu sebilehum, innallahe gafurun rahim. • Meal: Haram aylar[1] çıktığı zaman, artık "o Müşrikleri" nerede bulursanız öldürün,[2] onları yakalayıp hapsedin, bütün geçit yerlerinde onları gözetleyin. Eğer tevbe edip,[3] salatı ikame eder, zekatı yaparlarsa[4] diledikleri yolu seçsinler. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir. • Dipnot 1: Ayetin, sadece "O Müşrikleri nerede bulursanız öldürün." cümlesi cımbızlanıp, "İslam dini inanmayan herkesi öldürmeyi emrediyor." denerek, İslam'a büyük bir iftira atılmaktadır. Oysaki ayetin tamamı dikkate alındığında, bunun kesinlikle büyük bir iftira olduğu açıkça görülmektedir: "Bulundukları yerde öldürülecek olanlar," Müşriklerin tamamı değil; "O Müşrikler" denilerek, belli olan, bilinen kimselerden söz edilmektedir. Yanı antlaşmanın hükümlerine uymayan, antlaşmayı bozan, düşmanla işbirliği yapan, Mü'minleri arkalarından vuran Müşriklerden söz edilmektedir. Bir önceki ayette, bunların kimler oldukları bildirilmektedir. Bir sonraki ayette de öldürülmeleri istenen "O Müşrikler"in savaşmaktan ve düşmanla iş birliği yapmaktan vazgeçmeleri durumunda, kendilerine korunma sağlanması ve güven içinde istedikleri yere ulaştırılmaları istenmektedir. Bu da "İnanmayanları yakaladığınız yerde öldürün." söyleminin ne denli büyük bir iftira olduğunu açıkça göstermektedir. • Dipnot 2: Savaşmanın haram olduğu aylar (Bkz. 9:2). • Dipnot 3: Savaşmaktan vazgeçerlerse. • Dipnot 4: Eğer tevbe edip, salatı ikame eder, zekatı yaparlarsa" ile söylenmek istenen şey, Farsça deyimi ile bildiğimiz anlamda namaz kılmak ve zekat vermek değildir. Salatın ikame edilmesi, destek ve dayanışma içinde olmak anlamında, zekat ise içten bir pişmanlık duymak, kötülüklerinden arınmak anlamındadır. Zira zekat mali yardım demek değil, arınmak anlamındadır. Salatı ikame etmek ve zekatı vermek ile ilgili geniş açıklama için Bkz. 9:11. ayetinin dipnotu. • Kelime kelime: فَإِذَا feiza zaman · ٱنسَلَخَ nseleha geçtiği · ٱلْأَشْهُرُ l-eşhuru aylar · ٱلْحُرُمُ l-hurumu haram · فَٱقْتُلُوا۟ fektulu öldürün · ٱلْمُشْرِكِينَ l-muşrikine ortak koşanları · حَيْثُ haysu nerede · وَجَدتُّمُوهُمْ vecedtumuhum bulursanız onları · وَخُذُوهُمْ ve huzuhum ve onları yakalayın · وَٱحْصُرُوهُمْ vehsuruhum ve hapsedin · وَٱقْعُدُوا۟ vek'udu ve otur(up) bekleyin · لَهُمْ lehum onları · كُلَّ kulle her · مَرْصَدٍۢ ۚ mersadin gözetleme yerinde · فَإِن fein eğer · تَابُوا۟ tabu tevbe ederlerse · وَأَقَامُوا۟ ve ekamu ve ayakta tutarlarsa · ٱلصَّلَوٰةَ s-salate salatı · وَءَاتَوُا۟ ve atevu ve verirlerse · ٱلزَّكَوٰةَ z-zekate zekatı · فَخَلُّوا۟ fehallu serbest bırakın · سَبِيلَهُمْ ۚ sebilehum yollarını · إِنَّ inne çünkü · ٱللَّهَ llahe Allah · غَفُورٌۭ gafurun bağışlayandır · رَّحِيمٌۭ rahimun esirgeyendir • سلخ (slx) kökü: Soymak, yüzmek, derisini çıkarmak, koparıp almak, ayırmak, sıyırmak, çıkarmak, atmak, geçmek, geçip gitmek • شهر ($hr) kökü: Dikkat çekici/tanınır/belirgin/kamusal/kötü şöhretli yapmak (iyi veya kötü anlamda), bir aylığına kiralamak/sözleşme yapmak, bir ay kalmak, bir aylık, ay, yeni ay, dolunay, yazarını utandıran kötü bir şey, kusur/hata… • حرم (Hrm) kökü: Yasaklamak, engellemek, önlemek, yasadışı ilan etmek veya yapmak, mahrum bırakmak, kutsal/dokunulmaz/saygı veya hürmet veya onura layık olmak, bir şeyi reddetmek veya inkar etmek, birini umutsuzluğa sürüklemek, refahtan… • قتل (qtl) kökü: öldürmek, idam etmek, suçlanmak, katletmek/öldürmek/boğazlamak/kesip biçmek, öldürmeye teşebbüs etmek, kişiyi öldürülmüş gibi göstermek, savaşmak/çarpışmak/mücadele etmek, ustalaşmak, mücadele etmek/dövüşmek, ölümcül… • شرك ($rk) kökü: yoldaş/ortak olmak, paylaşmak. şirkun - paylaşma, katılım, çok tanrıcılık, putperestlik, Allah'a ortak koşmak. şerik (çoğul: şüreka) - ortak, partner, paylaşımcı. İkinci çekim isimleri, bitişik zamirlerle takip… • حيث (Hyv) kökü: Her yerde, nerede • وجد (wjd) kökü: kaybolan bir şeyi bulmak, algılamak, elde etmek, herhangi bir kişiyi veya şeyi (şöyle veya böyle) bulmak • اخذ (Axp) kökü: eline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek • حصر (HSr) kökü: Dar olmak, kısıtlanmak, engellenmek. Birini sıkıştırmak ve kuşatmak/çevrelemek, birinin işine gitmesini engellemek, birini kuşatmak/sarmak/sınırlamak, birini hapsetmek/alıkoymak/tutmak/kısıtlamak/engellemek/saklamak… • قعد (qEd) kökü: Oturmak, geride kalmak, geri tutmak, oyalanmak, pusu kurmak, hareketsiz oturmak, yerinde kalmak, vazgeçmek, sakınmak, geri durmak, tuzak kurmak, tuzak hazırlamak, ihmal etmek, oturma eylemi, temel/baz, çocuk doğurma… • كلل (kll) kökü: 1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin… • رصد (rSd) kökü: Gözetlemek, pusuya yatmak, gözlemlemek, hazırlanmak, pusu kurmak. Marsadun - pusu yeri, askeri karakol, gözetleme yeri. Mirsad - gözetleme, gözcü. İrsad - hazırlık veya keşif araçları, saklanma yeri, pusu yeri. • توب (twb) kökü: Dönmek; tövbe etmek; pişmanlıkla kendini çevirmek (ila ile veya olmadan), merhametle dönmek (ala ile), uyum sağlamak. • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • صلو (Slw) kökü: Hayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • زكو (zkw) kökü: Arttı/çoğaldı, gelişti/iyi büyüdü/gelişti/serpildi ve meyve verdi, saf/temiz oldu/hale geldi, arınma/temizlenme, iyilik/doğruluk, bolluk içinde/rahat/yumuşak/narin bir yaşam sürmek, iyi/doğru bir duruma/koşula sokmak… • خلو (xlw) kökü: Boş/müştak/metruk/muhtaç/meşgul olmayan, kabahat veya bir şey veya meseleden azade, suçlama veya kuşkudan uzak, yalnız veya refakatsiz, biri ile müştak/meşgul olmayan bir yerde karşılaşmak, geçmek, serbest bırakmak veya… • سبل (sbl) kökü: yol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep • غفر (gfr) kökü: korumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemek • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • Tevbe suresi 129 ayettir; bu 5. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).