Akıl Kuran (akilkuran.com)

Ankebut Suresi 10. Ayet Meali

Allah'a iman ettiğini söyleyen kimi insanlar vardır ki, Allah yolunda bir eziyet gördükleri zaman, insanların fitnesini Allah'ın azabı ile bir tutarlar. Eğer Rabb'lerinden bir yardım gelecek olsa, kesinlikle, "Kuşku yok ki biz sizinle beraberdik." diyeceklerdir. Oysaki Allah, herkesin göğsünde olanı en iyi bilen değil midir?

Ankebut 29:10 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Allah'a iman ettiğini söyleyen kimi insanlar vardır ki, Allah yolunda bir eziyet gördükleri zaman, insanlar…
Ankebut 29:10
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو۫ذِيَ فِي اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِۜ وَلَئِنْ جَٓاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْۜ اَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا ف۪ي صُدُورِ الْعَالَم۪ينَ • Ve minen nasi men yekulu amenna billahi fe iza uziye fillahi ceale fitneten nasi ke azabillah, ve le in cae nasrun min rabbike le yekulunne inna kunna meakum, e ve leysallahu bi a'leme bi ma fi suduril alemin. • Meal: Allah'a iman ettiğini söyleyen kimi insanlar vardır ki, Allah yolunda bir eziyet gördükleri zaman, insanların fitnesini[1] Allah'ın azabı ile bir tutarlar. Eğer Rabb'lerinden bir yardım gelecek olsa,[2] kesinlikle, "Kuşku yok ki biz sizinle beraberdik." diyeceklerdir. Oysaki Allah, herkesin göğsünde olanı en iyi bilen değil midir? • Dipnot 1: Bir zafer elde edilecek olunursa, ganimetten pay almak için. • Dipnot 2: Baskı ve zulümle sınav olmayı. • Kelime kelime: وَمِنَ ve mine ve · ٱلنَّاسِ n-nasi insanlardan · مَن men kimisi · يَقُولُ yekulu der · ءَامَنَّا amenna inandık · بِٱللَّهِ billahi Allah'a · فَإِذَآ feiza fakat · أُوذِىَ uziye eziyet edilince · فِى fi uğrunda · ٱللَّهِ llahi Allah · جَعَلَ ceale sayar · فِتْنَةَ fitnete işkencesini · ٱلنَّاسِ n-nasi insanların · كَعَذَابِ keazabi azabı gibi · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · وَلَئِن velein ama · جَآءَ ca'e gelse · نَصْرٌۭ nesrun bir yardım · مِّن min -den · رَّبِّكَ rabbike Rabbin- · لَيَقُولُنَّ leyekulunne andolsun derler ki · إِنَّا inna elbette biz de · كُنَّا kunna · مَعَكُمْ ۚ meakum sizinle beraberdik · أَوَلَيْسَ eveleyse değil midir? · ٱللَّهُ llahu Allah · بِأَعْلَمَ biea'leme daha iyi bilen · بِمَا bima bulunanı · فِى fi · صُدُورِ suduri göğüslerinde · ٱلْعَـٰلَمِينَ l-aalemine alemlerin • نوس (nws) kökü: sallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler. • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • اذي (Apy) kökü: O rahatsız edildi/sıkıldı/acı çekti, hoş olmayan şeyler yaşadı/deneyimledi, rahatsızlık durumu. • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • فتن (ftn) kökü: Denemek veya kanıtlamak, zulmetmek, yakmak, denemek, sıkıntıya ve zorluğa sokmak, katletmek, hataya sürüklemek, herhangi bir yolla imandan saptırmak, yanıltmak, görüş ayrılığı veya anlaşmazlık yaratmak, kötülük… • عذب (Epb) kökü: cezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel… • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • نصر (nSr) kökü: yardım etmek/destek olmak, imdada yetişmek, korumak • ربب (rbb) kökü: Usta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • ليس (lys) kökü: Değil, yoktur, değildir, bulunmaz, mevcut değildir • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • صدر (Sdr) kökü: Geri dönmek, geri gelmek, ilerlemek, çıkmak veya kaynaklanmak, ileri gitmek, ilerletmek veya teşvik etmek, gerçekleşmek, olmak, kaynaklanmak, göğse/sine vurmak, başlamak. Kişinin önünde duran veya yüzleştiği herhangi… • Ankebut suresi 69 ayettir; bu 10. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).