Sana Sa'at'ten soruyorlar. Ne zaman gerçekleşecek diye. De ki: "Onun bilgisi sadece Rabb'imin yanındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O göklere de, yere de ağır gelecektir. O size ansızın gelecek." Sanki sen biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi sadece Allah'ın yanındadır." Ancak insanların çoğu bu gerçeği bilmez.
Araf 7:187يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪يۚ لَا يُجَلّ۪يهَا لِوَقْتِهَٓا اِلَّا هُوَۜ ثَقُلَتْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا تَأْت۪يكُمْ اِلَّا بَغْتَةًۜ يَسْـَٔلُونَكَ كَاَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَاۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ • Yes'eluneke anis sa'ati eyyane mursaha, kul innema ilmuha inde rabbi, la yucelliha li vaktiha illa huv, sekulet fis semavati vel ard, la te'tikum illa bagtete, yes'eluneke ke enneke hafiyyun anha, kul innema ilmuha indallahi ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun. • Meal: Sana Sa'at'ten soruyorlar. Ne zaman gerçekleşecek diye. De ki: "Onun bilgisi sadece Rabb'imin yanındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. O göklere de, yere de ağır gelecektir. O size ansızın gelecek." Sanki sen biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi sadece Allah'ın yanındadır." Ancak insanların çoğu bu gerçeği bilmez.[1] • Dipnot 1: Bu ayet, Nebi'nin geleceği/gaybi bildiğine dair ve Kıyamet'in kopma zamanına dair söylediği söylenen sözlerin/ hadislerin tamamının uydurma olduğunu apaçık şekilde ortaya koymaktadır. Allah'ın yanı sıra bir başkasının da gaybı bilebileceği inancı Kur'an'a göre şirktir. (Bkz.72:25, 26.) • Kelime kelime: يَسْـَٔلُونَكَ yeseluneke sana soruyorlar · عَنِ ani · ٱلسَّاعَةِ s-saati sa'at(in)den · أَيَّانَ eyyane ne zaman (diye) · مُرْسَىٰهَا ۖ mursaha gelip çatması · قُلْ kul de ki · إِنَّمَا innema ancak · عِلْمُهَا ilmuha onun bilgisi · عِندَ inde yanındadır · رَبِّى ۖ rabbi Rabbimin · لَا la · يُجَلِّيهَا yucelliha Onu açığa çıkaramaz · لِوَقْتِهَآ livektiha tam zamanında · إِلَّا illa başkası · هُوَ ۚ huve O'ndan · ثَقُلَتْ sekulet O ağır gelmiştir · فِى fi · ٱلسَّمَـٰوَٰتِ s-semavati göklere de · وَٱلْأَرْضِ ۚ vel'erdi yere de · لَا la · تَأْتِيكُمْ te'tikum O size gelmez · إِلَّا illa ancak · بَغْتَةًۭ ۗ begteten ansızın · يَسْـَٔلُونَكَ yeseluneke sana soruyorlar · كَأَنَّكَ keenneke sanki sen · حَفِىٌّ hafiyyun biliyormuşsun · عَنْهَا ۖ anha onu · قُلْ kul de ki · إِنَّمَا innema muhakkak · عِلْمُهَا ilmuha onun bilgisi · عِندَ inde yanındadır · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · وَلَـٰكِنَّ velakinne fakat · أَكْثَرَ eksera çoğu · ٱلنَّاسِ n-nasi insanların · لَا la · يَعْلَمُونَ yea'lemune bilmezler • سال (sAl) kökü: akmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek • سوع (swE) kökü: Kötü olmak, fesat çıkarmak, kötülük etmek, günah işlemek, zarar vermek, üzmek, incitmek, fenalık yapmak, kızmak, öfkelenmek, kabalaşmak, çirkinleşmek, hoşa gitmemek, mutsuz etmek, rahatsız etmek, zorlaştırmak • رسو (rsw) kökü: Demir atmak, demirlemek, sabit olmak, sabitlenmek, sağlam durmak, kararlı olmak, yerleşmek, durmak, yanaşmak, limana varmak • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • عند (End) kökü: Edat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve… • ربب (rbb) kökü: Usta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren… • جلو (jlw) kökü: Önünde bulunmak, önüne çıkmak, açığa çıkmak, belirgin olmak, net olmak, berrak olmak, aşikar olmak, parlamak, parlak olmak • وقت (wqt) kökü: Bir şeyi zamana göre sabitlemek, belirlemek/sınırlamak, zaman atamak/bildirmek/tayin etmek, zaman ölçüsü (örn. mevsim). • ثقل (vql) kökü: Ağır/ağırlık olmak, yavaş/donuk/hantal olmak, zor/çetin/üzücü olmak. Thaqalaan (thaqalan'ın ikili hali) - iki büyük ve ağır şey, iki ordu. Athqaal (thiql'in çoğulu) - yük. Thaqiil (çoğulu thiqaal) - ağır. Mithqaal… • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • بغت (bgt) kökü: Ansızın basmak, gafil avlamak, habersiz yakalamak, beklenmedik anda ortaya çıkmak, şaşırtmak • حفو (Hfw) kökü: Yalınayak yürümek, ayağını çıplak bırakmak, kısa kesilmiş olmak, kırkılmak, özen göstermek, ikram etmek, ağırlamak, karşılamak, iyi davranmak, soru sormakta aşırıya kaçmak • كثر (kvr) kökü: Sayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer… • نوس (nws) kökü: sallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler. • Araf suresi 206 ayettir; bu 187. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).