Ant olsun ki, Allah, Nebi'nin ve zor şartlarda ona destek olan Muhacir ve Ensar'ın tevbelerini kabul etti. İçlerinden bir kısmının kalpleri kaymak üzereyken yine de onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Tevbe 9:117لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ ف۪ي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَز۪يغُ قُلُوبُ فَر۪يقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ • Lekad taballahu alen nebiyyi vel muhacirine vel ensarillezinet tebeuhu fi saatil usreti min ba'di ma kade yezigu kulubu ferikın minhum summe tabe aleyhim, innehu bihim raufun rahim. • Meal: Ant olsun ki, Allah, Nebi'nin ve zor şartlarda ona destek olan Muhacir ve Ensar'ın tevbelerini[1] kabul etti. İçlerinden bir kısmının kalpleri kaymak üzereyken yine de onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir. • Dipnot 1: Yaptıkları yanlıştan vazgeçmelerini kabul ederek, hak ettikleri ödülü verdi. • Kelime kelime: لَّقَد lekad andolsun · تَّابَ tabe affetti · ٱللَّهُ llahu Allah · عَلَى ala · ٱلنَّبِىِّ n-nebiyyi nebiyi · وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ velmuhacirine ve Muhacirleri · وَٱلْأَنصَارِ vel'ensari ve Ensarı · ٱلَّذِينَ ellezine · ٱتَّبَعُوهُ ttebeuhu ona uyan · فِى fi · سَاعَةِ saati sa'atinde · ٱلْعُسْرَةِ l-usrati güçlük · مِنۢ min · بَعْدِ bea'di O zaman · مَا ma iken · كَادَ kade neredeyse · يَزِيغُ yezigu kaymağa yüz tutmuş · قُلُوبُ kulubu kalbleri · فَرِيقٍۢ ferikin bir kısmının · مِّنْهُمْ minhum içlerinden · ثُمَّ summe yine de · تَابَ tabe tevbesini kabul etti · عَلَيْهِمْ ۚ aleyhim onların · إِنَّهُۥ innehu çünkü O · بِهِمْ bihim onlara karşı · رَءُوفٌۭ ra'ufun çok şefkatli · رَّحِيمٌۭ rahimun çok merhametlidir • توب (twb) kökü: Dönmek; tövbe etmek; pişmanlıkla kendini çevirmek (ila ile veya olmadan), merhametle dönmek (ala ile), uyum sağlamak. • نبا (nbA) kökü: yüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber • هجر (hjr) kökü: Terk etmek/bırakmak/vazgeçmek/ayrılmak/reddetmek/çekilmek, kendini bir şeyden ayırmak, ilişkiyi kesmek, sakınmak, uzak durmak, bedenen veya dil ile ya da kalben terk etmek, şehvet ve kötü davranışlardan uzaklaşmak. Hijr… • نصر (nSr) kökü: yardım etmek/destek olmak, imdada yetişmek, korumak • تبع (tbE) kökü: takip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda… • سوع (swE) kökü: Kötü olmak, fesat çıkarmak, kötülük etmek, günah işlemek, zarar vermek, üzmek, incitmek, fenalık yapmak, kızmak, öfkelenmek, kabalaşmak, çirkinleşmek, hoşa gitmemek, mutsuz etmek, rahatsız etmek, zorlaştırmak • عسر (Esr) kökü: Zor/güç olmak, birbirine karşı sert olmak, zorluk. • بعد (bEd) kökü: sonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikme • كود (kwd) kökü: neredeyse, az daha (?) • زيغ (zyg) kökü: Geri çekilmek/sapmak/yoldan çıkmak, kenara çekilmiş, şüphe duyan. • قلب (qlb) kökü: kalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulp • فرق (frq) kökü: Ayırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya… • راف (rAf) kökü: Merhametli/nazik/şefkatli olmak, acımak, uzlaştırmak, şefkat, hoşgörülü, yumuşak • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • Tevbe suresi 129 ayettir; bu 117. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).