Onu satın alan Mısırlı, hanımına: "Ona iyi bak, bize faydası olabilir, belki de onu evlat ediniriz." dedi. Böylece Yusuf'u oraya yerleştirdik ki ona kimi hadislerin yorumunu öğretelim. Allah, takdir ettiğini yapandır. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.
Yusuf 12:21وَقَالَ الَّذِي اشْتَرٰيهُ مِنْ مِصْرَ لِامْرَاَتِه۪ٓ اَكْرِم۪ي مَثْوٰيهُ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَٓا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَداًۜ وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۘ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِۜ وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰٓى اَمْرِه۪ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ • Ve kalellezişterahu min mısra limre'etihi ekrimi mesvahu asa en yenfeana ev nettehizehu veleda, ve kezalike mekkenna li yusufe fil ardı ve li nuallimehu min te'vilil ehadis, vallahu galibun ala emrihi ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun. • Meal: Onu satın alan Mısırlı, hanımına: "Ona iyi bak, bize faydası olabilir, belki de onu evlat ediniriz." dedi. Böylece Yusuf'u oraya yerleştirdik ki ona kimi hadislerin[1] yorumunu öğretelim. Allah, takdir ettiğini yapandır. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler. • Dipnot 1: Haberlerin, olayların, sözlerin. • Kelime kelime: وَقَالَ ve kale ve dedi ki · ٱلَّذِى llezi kimse · ٱشْتَرَىٰهُ şterahu onu satın alan · مِن min · مِّصْرَ misra şehirden · لِٱمْرَأَتِهِۦٓ liamraetihi karısına · أَكْرِمِى ekrimi ona kıymet ver · مَثْوَىٰهُ mesvahu iyi bak · عَسَىٰٓ asa belki · أَن en · يَنفَعَنَآ yenfeana bize yararı dokunur · أَوْ ev ya da · نَتَّخِذَهُۥ nettehizehu onu ediniriz · وَلَدًۭا ۚ veleden evlad · وَكَذَٰلِكَ ve kezalike ve böylece · مَكَّنَّا mekkenna bir imkan verdik · لِيُوسُفَ liusufe Yusuf'a · فِى fi · ٱلْأَرْضِ l-erdi o yerde · وَلِنُعَلِّمَهُۥ velinuallimehu ve ona öğrettik · مِن min · تَأْوِيلِ te'vili yorumunu · ٱلْأَحَادِيثِ ۚ l-ehadisi düşlerin · وَٱللَّهُ vallahu ve Allah · غَالِبٌ galibun galip olandır · عَلَىٰٓ ala · أَمْرِهِۦ emrihi işinde · وَلَـٰكِنَّ velakinne ama · أَكْثَرَ eksera çoğu · ٱلنَّاسِ n-nasi insanların · لَا la · يَعْلَمُونَ yea'lemune bilmezler • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • شري ($ry) kökü: satın almak/satmak/değiş tokuş etmek/satın almak, satışı sonuçlandırmak, herhangi bir şeyi vermek veya karşılığında almak, reddetmek, seçmek, tercih etmek, herhangi bir şeyi terk etmek ve başka bir şey almak, başka bir… • مصر (mSr) kökü: O bir şehri iki şey arasında sınır/sınır çizgisi, bölme, engel, sınır, büyük şehir haline getirdi. • مرا (mrA) kökü: Acı olmak, sıkıntılı olmak, zorlamak, tartışmak, münakaşa etmek, şüphe etmek, süt sağmak, geçmek, yürümek, sıvazlamak, kadın • كرم (krm) kökü: Üretken, cömert, değerli, kıymetli, onurlu, asil, En Cömert, En Kerim olmak • ثوي (vwy) kökü: Bir yerde ikamet etmek, durmak, bir yere yerleşmek, birini bir yerde tutmak, konaklamak. mathwa - konut, mesken, kalacak yer, uğrak yeri, dinlenme yeri, konaklama. thaawin (thaawiyun için) - sakin, oturan kişi. • عسي (Esy) kökü: Umulur ki, olabilir ki, belki, olabilir, çok geçmeden olacak, umut edilir ki • نفع (nfE) kökü: Fayda sağlamak, iyilik yapmak, faydalı olmak, yararlı olmak. • اخذ (Axp) kökü: eline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek • ولد (wld) kökü: doğurmak, dünyaya getirmek • مكن (mkn) kökü: Birine yer vermek, bir konuta yerleştirmek veya kurmak, birinin bir şeyi yapmasını sağlamak veya yetkilendirmek • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • اول (Awl) kökü: ilk, birinci, önce, evvel, baş, önceki, ön, başlangıç • حدث (Hdv) kökü: Yeni bir şey/yakın zamanda, o (bir şey) varlığa geldi, var olmaya başladı, ortaya çıktı, bir başlangıcı oldu, ilk kez yeni var oldu, söylemi aktarmak • غلب (glb) kökü: Üstesinden geldi, fethetti, boyun eğdirdi, hâkim oldu, aştı, güç veya kuvvette üstün oldu, zafer kazandı. aghlabu - ağaçlarla kaplı (sık), ghulban - bereketli, verimli. • امر (Amr) kökü: emretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak • كثر (kvr) kökü: Sayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer… • نوس (nws) kökü: sallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler. • Yusuf suresi 111 ayettir; bu 21. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).