Allah, kime hidayet etmişse, işte o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, onun için, O'ndan başka veliler bulamazsın. Kıyamet Günü, onları; kör, sağır ve dilsiz olarak yüzüstü sürünür durumda mahşer yerine toplarız. Onların varacakları yer Cehennem'dir. O ne zaman dinse, onlara ateşi artırırız.
İsra 17:97وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِه۪ۜ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَلٰى وُجُوهِهِمْ عُمْياً وَبُكْماً وَصُماًّۜ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَع۪يراً • Ve men yehdillahu fe huvel muhted, ve men yudlil fe len tecide lehum evliyae min dunih, ve nahşuruhum yevmel kıyameti ala vucuhihim umyen ve bukmen ve summa, me'vahum cehennem, kullema habet zidnahum saira. • Meal: Allah, kime hidayet etmişse,[1] işte o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa,[1] onun için, O'ndan başka veliler bulamazsın. Kıyamet Günü, onları; kör, sağır ve dilsiz olarak yüzüstü sürünür durumda mahşer yerine toplarız. Onların varacakları yer Cehennem'dir. O ne zaman dinse, onlara ateşi artırırız. • Dipnot 1: Bkz. 16:9. ayetin 3. dipnotu. • Kelime kelime: وَمَن ve men ve kime · يَهْدِ yehdi hidayet ederse · ٱللَّهُ llahu Allah · فَهُوَ fehuve işte odur · ٱلْمُهْتَدِ ۖ l-muhtedi doğru yolu bulan · وَمَن ve men kimi de · يُضْلِلْ yudlil sapıklıkta bırakırsa · فَلَن felen artık · تَجِدَ tecide bulamazsın · لَهُمْ lehum onlar için · أَوْلِيَآءَ evliya'e veliler · مِن min · دُونِهِۦ ۖ dunihi O'ndan başka · وَنَحْشُرُهُمْ ve nehşuruhum ve onları süreriz · يَوْمَ yevme günü · ٱلْقِيَـٰمَةِ l-kiyameti kıyamet · عَلَىٰ ala üyerine · وُجُوهِهِمْ vucuhihim yüzleri · عُمْيًۭا umyen kör · وَبُكْمًۭا ve bukmen ve dilsiz · وَصُمًّۭا ۖ ve summen ve sağır · مَّأْوَىٰهُمْ me'vahum varacakları yer · جَهَنَّمُ ۖ cehennemu cehennemdir · كُلَّمَا kullema her seferinde · خَبَتْ habet (ateş) dindiği · زِدْنَـٰهُمْ zidnahum onlara artırırız · سَعِيرًۭا seiyran çılgın alevi • هدي (hdy) kökü: Yol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye. • ضلل (Dll) kökü: Yanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş. • وجد (wjd) kökü: kaybolan bir şeyi bulmak, algılamak, elde etmek, herhangi bir kişiyi veya şeyi (şöyle veya böyle) bulmak • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • دون (dwn) kökü: aşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altında • حشر (H$r) kökü: Toplanmak/bir araya gelmek/bir araya getirmek, ölüleri diriltmek, sürgün etmek, bir yerden başka bir yere sürmek, bir şeyi ince veya narin ya da küçük yapmak, bir şeyi keskin ve sivri yapmak (örneğin mızrak ucu ve… • يوم (ywm) kökü: Gün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyeci • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • وجه (wjh) kökü: Yüzleşmek/karşılaşmak/yüz yüze gelmek, yüz, irade, takip edilen amaç/hedef, gidilen/bakılan yer/yön, bir şeyin yolu, değerlendirme/saygı. • عمي (Emy) kökü: görevinden saptırmak, yoldan sapmak, kör veya cahil ve kapalı olmak, görme yetisinden yoksun bırakmak, karartmak, kör, karanlık, gizlemek. amaḥa - zihinsel körlük, amaya - zihinsel ve fiziksel körlük. • بكم (bkm) kökü: aptal (doğal yapı ya da kendisini ifade edecek kelime bulamama nedeniyle), cevap verecek anlayışa sahip olmama, konuşma yeteneği olsa da iyi cümle kuramama, konuşmayı kasıtlı ya da bilgisizlikten dolayı kesme, konuşması… • صمم (Smm) kökü: sağır olmak, bir şişeyi tıkamak, bir kapağı kapatmak, (kulak deliğinin) tıkanmış olması • اوي (Awy) kökü: Sığınmak, barınmak veya dinlenmek için bir yere gitmek, başvurmak, konaklamak, misafir etmek, konukseverlik göstermek için hamza eklenerek ve mükemmel şekilde ikiye katlanan bir fiil. • كلل (kll) kökü: 1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin… • خبو (xbw) kökü: Dinmek, azalmak, yatışmak, sönmek, düşmek, azalmak. Söndürülmek/yok olmak/hafiflemek/yatıştırılmak. • زيد (zyd) kökü: arttırılmış, aşmış, gereksiz/fazladan kalmış, kalıntı, ilave, abartılmış, ek, fazla • سعر (sEr) kökü: Ateş yakmak, tutuşturmak, alevlendirmek, kızıştırmak, çılgına çevirmek, kudurtmak, fiyatlandırmak, fiyat belirlemek, narh koymak • İsra suresi 111 ayettir; bu 97. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).