Akıl Kuran (akilkuran.com)

Araf Suresi 127. Ayet Meali

Firavun halkının meleleri: "Musa'yı ve yanında yer alanları, yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakacaksın?" dediler. O da: "Oğullarını öldürüp, kadınlarını sağ bırakacağız. Kuşkusuz, biz onların üzerinde kahredicileriz." dedi.

Araf 7:127 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Firavun halkının meleleri: "Musa'yı ve yanında yer alanları, yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve ilah…
Araf 7:127
وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اَتَذَرُ مُوسٰى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَيَذَرَكَ وَاٰلِهَتَكَۜ قَالَ سَنُقَتِّلُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَنَسْتَحْـي۪ نِسَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ • Ve kalel meleu min kavmi fir'avne e tezeru musa ve kavmehu li yufsidu fìl ardı ve yezereke ve aliheteke, kale senukattilu ebnaehum ve nestahyi nisaehum ve inna fevkahum kahirun. • Meal: Firavun halkının meleleri[1]: "Musa'yı ve yanında yer alanları, yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakacaksın?" dediler. O da: "Oğullarını öldürüp, kadınlarını sağ bırakacağız. Kuşkusuz, biz onların üzerinde kahredicileriz." dedi. • Dipnot 1: Halkın ileri gelenleri, imtiyaz sahibi seçkinleri. Din adamları/ruhban sınıfı. • Kelime kelime: وَقَالَ ve kale dedi ki · ٱلْمَلَأُ l-meleu ileri gelen bir topluluk · مِن min -nden · قَوْمِ kavmi kavmi- · فِرْعَوْنَ fir'avne Fir'avn · أَتَذَرُ etezeru bırakacak mısın? · مُوسَىٰ musa Musa'yı · وَقَوْمَهُۥ ve kavmehu ve kavmini · لِيُفْسِدُوا۟ liyufsidu bozgunculuk yapsınlar diye · فِى fi · ٱلْأَرْضِ l-erdi yeryüzünde · وَيَذَرَكَ ve yezerake ve seni terk edip · وَءَالِهَتَكَ ۚ ve aliheteke ve tanrılarını · قَالَ kale dedi · سَنُقَتِّلُ senukattilu biz öldüreceğiz · أَبْنَآءَهُمْ ebna'ehum onların oğullarını · وَنَسْتَحْىِۦ ve nestehyi ve sağ bırakacağız · نِسَآءَهُمْ nisa'ehum kadınlarını · وَإِنَّا ve inna ve biz daima · فَوْقَهُمْ fevkahum onların üstünde · قَـٰهِرُونَ kahirune eziciler olacağız • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • ملا (mlA) kökü: Doldurmak, tatmin etmek, yardım etmek. Gençliğin özsuyu veya canlılığı bir kişide daha dolu bir şekilde ortaya çıktı. Tatmin etmek/doymak. Yardım etmek, desteklemek, bir şeyi yapmak için uyum sağlamak. Toplantı. En üst… • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • وذر (wpr) kökü: Terk etmek/vazgeçmek/ihmal etmek, üzerine düşmek, yaralamak, dilimlere ayırmak, izin vermek, vazgeçmek • فسد (fsd) kökü: yozlaşmak/bozulmak, geçersiz, çürümüş, kötü/taze olmayan/kirlenmiş, yanlış, kötü niyetli, hileli iş yapmak veya kötülük yapmak. fasad - yozlaşma/şiddet. • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • اله (Alh) kökü: hizmet etmek, ibadet etmek veya tapınmak; korumak, sığınma vermek, muhafaza etmek, kurtarmak, özgür kılmak; ibadet objesi yani Tanrı; (Alif-Lam-Lam-ha) Allah, tüm mükemmel ilahi isimleri kapsayan tek gerçek Tanrı; var… • قتل (qtl) kökü: öldürmek, idam etmek, suçlanmak, katletmek/öldürmek/boğazlamak/kesip biçmek, öldürmeye teşebbüs etmek, kişiyi öldürülmüş gibi göstermek, savaşmak/çarpışmak/mücadele etmek, ustalaşmak, mücadele etmek/dövüşmek, ölümcül… • بني (bny) kökü: inşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile • حيي (Hyy) kökü: Yaşamak, hayatta olmak, utanmak, geceyi uyanık geçirmek, toprağı gübrelemek/verimli hale getirmek, birini hayatta tutmak, birini sağ bırakmak, ihtiyatlılığı/ölçülülüğü/utangaçlığı kaldırmak, ölçüsüz/arsız yapmak, iyi… • نسو (nsw) kökü: Kadınlar. Bu kelimenin tekil hali yoktur. • فوق (fwq) kökü: Rütbe veya mükemmellikte üstün olmak, üstesinden gelmek, geçmek, üstünde/üzerinde olmak, üzerinde, üzerine, daha fazla, yüksekte olmak. Fauq - üstünde/üzerinde/daha fazla/üstün anlamında bir edattır. Fawaq - iki… • قهر (qhr) kökü: Ezmek, birine karşı zorlamak, boyun eğdirmek, alt etmek, güç veya kuvvette üstün olmak, baskı altına almak, hakimiyet kurmak, zorlamak, sert davranmak, engellemek. Kahir - efendi, muzaffer, boyun eğdiren. • Araf suresi 206 ayettir; bu 127. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).