Giriş
HAC KONUSUNA GİRİŞ
Günümüz meal ve tefsirlerine göre bazı taşlar, şehirler ve anıtlar kutsallaştırılmış; dinimize şirk sokulmuştur. Bu yazıda hem haccın hem de Kuran'da geçen **aylar (şuhur)** kavramının gerçek anlamını, herhangi bir dış kaynak olmadan yalnızca ayetler ışığında incelemeye çalışacağız.
Hac İbadeti Nedir?
Kitabımızda yanlış anlaşıldığını veya zaman içinde asıl anlamının unutulduğunu düşündüğümüz ibadetlerden birisi de **Hacc** ibadetidir. Günümüz meal ve tefsirlerine göre bazı taşlar, şehirler, anıtlar kutsallaştırılmış ve bazılarınca dine şirk sokulmuştur. İyi niyetli olsalar dahi istemeden şirk batağına düşmüş durumdadırlar. Bu yazıda haccın amacını, haccın nerede ve hangi zamanlarda yapılması gerektiğini ayetler ışığında herhangi bir dış kaynak olmadan incelemeye çalışacağız. Tüm okurlara sevgi ve saygılarımızı içtenlikle sunarız.
Hac Kavramının Geçtiği Ayetler
Bakara 189
el-Bakara 2:189 — يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِۜ قُلْ هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّۜ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ — Sana, ayın evrelerini soruyorlar. De ki: O, insanlar ve hacc için bir zaman ölçüsüdür. Evlerinize arkalarından girmeniz birr değildir; birr, takvalı davranmaktır. Öyleyse evlerinize kapılarından girin. Allah'a karşı takvalı olun ki kurtuluşa erebilesiniz. Ayet 'ehilleti' kelimesinin sorulması ile başlıyor. Bu kelime eski Arap sözlüklerinde 'belirginleşmek' manasında geçer. Ayın gece karanlığında belirdiği ilk ana hilal denmiştir. Çeviride yazan "ayın evreleri" tabiri doğru da olsa tam çeviri hilallerin sorulmasıdır. Rabbimiz cevap olarak ayın hareketlerinin insanlar ve hacc için bir zaman ölçüsü olduğunu söylüyor. Yani haccın zamanının gelip gelmediğini ayın hareketlerine göre yorumlamamız gerekir. Ayetteki diğer bir nokta ise "evlere arkadan değil önden girmek doğru olandır" ifadesidir. Burada geçen bu deyimin manasını şöyle düşünüyoruz; insanlar hacc zamanı ile ilgili farklı yöntemler geliştirmiş olabilirler. Ancak Allah yöntemi verdiğini ve başka yöntemlere gitmenin 'birr' yani hayırlı olmadığını söylüyor. Hayırlı olan bize gönderdiği bilgiler ile yolumuza devam etmekten geçiyor. Bu şekilde takvaya ulaşabiliriz.
Bakara 196
el-Bakara 2:196 — وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِۜ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضاً اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟ — "Allah için haccı ve umreyi tam yapın. Eğer engellenirseniz, o zaman hediyeden kolayınıza gelen şeyi gönderin! Ancak hediye yerine ulaşıncaya kadar başınızı tıraş etmeyin. Sizden hasta olan veya başından bir rahatsızlığı bulunan; oruç tutmalı veya sadaka vermeli ya da nusuktan sayılacak bir fidye vermeli! Emin olduğunuz vakitte; kim, hacc vaktine kadar umre ile faydalanmak isterse, hediyeden kolayına geleni göndermeli! Fakat kim bulamazsa, hacc günlerinde üç, döndükten sonra da yedi gün olmak üzere toplam on gün oruç tutsun. Bu, ailesi Mescid-i Haram çevresinde oturmayanlar içindir. Allah'a karşı takvalı davranın. Ve bilin ki Allah'ın cezası çok şiddetlidir." **Hacc:** Kitabul ayn ve lisanul arab gibi eski sözlüklerde bu kelimenin anlamı kastetmek ve yönelmektir. Haccetü kelimesi bir şeyi delmek ve yaranın içini temizlemek olarak kullanılırdı. Yani soyut anlamında bir şeyi irdeleyerek araştırma manası taşıyor. Ayrıca el hücce ifadesi yine eski kaynaklarda geçmektedir. Hücce ise güçlü deliller ile karşınızdaki kişiyi tartışmada yenmeye çalışmak olarak tanımlanmıştır. Kelimenin yine köklerinden birinde sürekli olarak bir yeri ziyaret etme manası vardır. **Umre:** Bu kelimenin geldiği kök ise bize şu manaları sunuyor; imar etmek, kalkındırmak, canlandırmak veya bir yeri bakımlı tutmak. Ömür kelimesi ruhun insanın içinde imar olduğu sürece yaşamak anlamı ile kullanılmıştır. Hacc ve umre kavramlarının yalnızca kutsal diye nitelendirilen belli başlı yerlere gitmek olduğunu düşünmüyoruz. Hem Kuran'ın koyduğu tavırdan hem de kelimelerin manalarında yapılan tahriflerden yola çıkarak zihinsel ve ruhsal bir yönelim olduğu kanaatindeyiz. Haccın bir yönelim olduğunu söylemiştik. Haccı 'hüccetleşmek' için gidilen yer olarak tanımladık. Bu tartışmaların yapılacağı yer ise Mekke olmak zorunda değildir. Kitabımız bir yeri, bir kişiyi, bir cismi kutsallaştırmayı yasaklamıştır. Kuran ancak maksada hizmet etmemizi öğütlemektedir. Haccın maksadı bilgi konusunda ileri gelenlerin toplandığı ve bilgilerini paylaştıkları, tartışmalar yaptıkları durumdur. Önceden yeri ve zamanı belirlenmiş herhangi bir yerde hacc yapılabilir. Hacc, tıpkı salat gibi bir ritüel değildir. Herhangi bir yapının etrafında dönmek maalesef dinimize Yahudi geleneklerinden geçmedir. Sukot bayramında her gün Tevrat kürsüsünün etrafında dönülür. Son gün ise (Hoşana Raba) bu dönüş 7 defa yapılır. Simha Tora bayramında aynı şekilde 7 defa Tevrat rulosunun etrafında dönülür. Bazı Yahudi geleneklerinde damat 7 defa gelinin etrafında döner. Bazı cenazelerde tabut mezara indirilmeden önce 7 defa etrafında dönülür. Görüldüğü gibi Yahudilerde bu aktivite sıkça görülüyor. Kuran'da tavaf kelimesinin manası kaydırılmıştır. Ayrıca Kuran'da 7 kez tavaf edin diye bir ifade geçmemektedir. Tavaf konusunda daha detaylı değineceğiz. **Hedye:** Bu kelimenin en yaygın kök manası nezaket ile doğru yola iletmek demektir. Hediye kelimesi ise bir şeyi bir yere ulaştırmak demektir. Bu kelimenin kök manaları arasında kurban kelimesi yoktur. Ayetin bağlamından yola çıktığımızda ise kurban okumasının ayette çelişki yarattığı kanaatindeyiz. **1. Çelişki:** İlk olarak Hac ve umre durumundan engellenmiş olan kimseye kurban yollanması emrediliyor. Ancak kişi hastaysa veya başında bir rahatsızlık varsa; fidye olarak siyam veya sadaka veya nusuk yapacak. Kişi hasta olduğunda dahi bir yere kurban göndermesinde bir sakınca yoktur. Bunu sözlü olarak yapabilir. Bu durumda kişinin kurban gönderdiği halde bu sadece hasta olduğu için yukarıda sayılan fidyeleri yapması mantıksızdır. **2. Çelişki:** Diyelim ki orada bahsedilen mevzu hasta olduğu gerekçesi ile kurban yollayamayan kişi olsun. Bu durumda hasta olan kişinin oruç tutması yine mantıklı değildir. Bakara suresinin 184. ayetinde savm için Allah der ki; hasta ya da seferde olanlar onun sayısını başka günlerde tamamlasın. Hasta olan kişinin savm yapması burada doğru bulunmazken hacca gidemeyen hastanın savm yapmasının istenmesi de çelişki yaratmaktadır. **3. Çelişki:** Ayetin devamında güvene kavuştuğunuz zaman kim hac zamanına kadar umre ile yetinmek isterse yine kurban göndersin diye çeviri yapılıyor. Umre de kişi zaten orada olacağı için nereye ne gönderiyor tam olarak? Ayrıca hac vaktine hala vakit varsa kime kurban yolluyor? Kurban yollamanın mantığı hactaki insanların faydalanması için değil mi? Hac vaktine zaman varsa kişi kime kurban yollayacak? **4. Çelişki:** Ayette geçen nusuk kelimesine de kurban anlamı veren çeviriler görmekteyiz. Bu durumda ayet " *hac ve umreden engellenirseniz kurban yollayın ancak hastalık veya başınızdaki bir rahatsızlıktan dolayı kurban yollayamazsanız; siyam yapın veya sadaka verin veya kurban kesin"* demiş olur. Kişi zaten kurban gönderemiyor. Ancak fidye olarak kesmesi isteniyor. Eğer güvenlik nedeni ile kurbanı gönderemediği için kesmesi isteniyor diye bir itiraz gelirse buna da cevap olarak "orada kesilen kurbanın kime ne faydası olacak" sorusuna cevap verilmelidir. **5. Çelişki:** Ayetin ilk kısmında hedye gönderin olarak geçen gönderin kelimesi geçmemektedir. Ayet "Tamamlayın haccı ve umreyi eğer engellenirseniz kolayınıza gelen hedye" şeklindedir. Buradaki kelimenin hareket bildiren unsuru ilk cümledeki tamamlama eylemidir. Buna eksiltili cümle de denir. Bu gibi çelişkiler nedeni ile ayette geçen hedye kelimesinin rasm yani iskelet harflerini de göz önünde bulundurarak "**huda**" olarak okunması gerektiğini kanaatindeyiz. Eğer ayet böyle okunursa haccın ve umrenin amacının çok daha iyi anlaşılacağını düşünüyoruz. **Başınızı tıraş etmeyin:** H-d-y'ye ulaşana/erişene kadar başınızı tıraş etmeyin ifadesi Fetih suresi 27. ayette geçmektedir. Bu ayette Mescid-i Haram'a başlarınız tıraş edilmiş veya saçlarınız kısaltılmış olarak girin ifadesinin mecaz bir anlatım olduğunu düşünüyoruz. Ayetin devamında geçen 'korkmadan' ifadesi ile bu deyimin bağlantısı olduğu kanaatindeyiz. Bu ayete göre başını tıraş eden kişi şüpheden, tereddütten ve korkudan arınmış hale geliyor. Yani bu süreci sonlandırıyor. Bu açıklamadan yola çıkarak Bakara 196 ayetinde geçen hudaya ulaşana kadar başınızı tıraş etmeyin ifadesini şöyle yorumlamak mümkün; haccı ve umreyi yapamayan kişi doğru yola (hudaya) kolayından ulaşmaya çalışacak ve bu ulaşma sürecini yarım bırakmayacak. Elinden geldiğince tek başına hidayet arayacak. Ayetin devamı bu sunulan iddiaya kanıt olacak diye düşünüyoruz. *Sizden hasta olan veya başından bir rahatsızlığı bulunan; oruç tutmalı veya sadaka vermeli ya da nusuktan sayılacak bir fidye vermeli:* Hasta olan bir kimsenin oruç tutması akla yatkın olmayan bir durumdur. Bu durumda ya hastalık fiziksel bir hastalık değildir ya da oruç ifadesi aç kalmaktan farklı manalara gelmektedir. Artık sizden kim hastalanır veya seferde olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun (2:184). Bakara suresinin 184. ayetinde görüldüğü gibi hastalanan veya seferde olan kişinin savm yapması istenmiyor. Hatta başka günlerde yapması isteniyor. Oysa Bakara 196'da hasta veya kafasından bir hastalığı bulunan siyam yapsın deniyor. Bu mantıksal çelişki okumanın yanlış yapılmasından kaynaklanmaktadır. Bakara 184 ayetinin devamında onu tutmaya gücü yetenler, yani buna güç yetirdiği halde tutmayanların buna karşılık bir fidye vermesinin mümkün olduğu söyleniyor. Ayetin sonunda ise savm sizin için daha hayırlıdır deniyor. Bakara 184'te hastayken yapılmayan savm, Bakara 196'da hasta dahi olunsa siyam edilmesi ile belirtiliyor. Şimdi geçen ifadeleri irdeleyelim. Biz Kuran okumalarımızda, ayetlerde gördüğümüz kelimeleri Kuran'ın içinden teyit etmeye çalışıyor ve buna göre manalar veriyoruz. Burada geçen hasta yani marad kelimesinin kitaptaki diğer kullanımlarına baktığımızda fiziksel bir hastalık olarak geçtiği kadar mecaz olarak kullanımının daha fazla olduğunu görüyoruz. Kalbinde hastalık bulunanlardan bahsederken Allah yine marad kelimesini kullanıyor. Buradaki okumanın bu yönde olduğu kanaatindeyiz. Başında rahatsızlık bulunan ifadesini yine mecaz olarak okuduğumuzda mana daha da berraklaşıyor. Baştan alacak olursak; haccı ve umreyi, kısıtlanırsanız huda'yı tamamlayın. Huda'ya erişene kadar (hacc ve umre yapmadığınızdan kaynaklı) başlarınızı tıraş etmeyin. Yani doğru süreci bitirmeyin. Sizden kalbinde hastalık olan veya bu süreci devam ettiremeyen "siyam" (dikkat edin savm değil) yapsın. Çünkü siyam bir süreçtir ve topluluk halinde yapılır. Kişinin siyam ile ıslah edildiğini diğer ayetlerden görebiliyoruz. Ancak bunu yapamıyorsanız 'Sadakatin' yani doğru işler yapın. Bunu da yapmazsanız kendinizi dine adayın (nusuk ibadet veya adanmak demektir). Sadakatin kelimesinin kökeni sadık olmak yani doğru sözlü olmaktan gelir. Ayetin devamında gelen nusukin ise kurban olarak çevrilmiş. Ancak diğer ayetlerde ibadet etmek veya dini sürekli olarak yaşamak manalarını görebilirsiniz. Yani hidayete kolayından erişemeyenler, kalbinde veya süreci tamamlamada problemi olanların bu üç durumu fidye etmesi gerekiyor. Bu üç durumda kişinin içsel düzeni için yapılan durumlardır ve birbirlerine benzer hükümlerdir. (siyam bir aç kalma eylemi değil toplum ile birlikte bir süreç boyunca ıslah edilmek sakınmak ve takva kazanmak için yapılır. Başka bir başlıkta bu konuya değineceğiz.) Güvene erişildiği zaman hacc zamanına kadar umre ile yetinen elinden geldiğince huda'ya ersin. Ancak kim bulamazsa (burada bulamazsa kelimesi hudaya gider. Huda bulamayan kişi umreyi tamamlamamış olur.) hacc zamanında 3 gün siyam ve döndüğünde 7 gün siyam yapsın. Mescid-i Haram: Bu ifade kanaatimizce bir coğrafyadaki bir mescidin adı değildir. Mescidi Haram ifadesi kelime anlamı olarak **"korunmuş, güvenli"** olan secde yeridir. Ayetteki "Mescidi Haramda olanlar hariç" ifadesi güvenli bir secde yerine erişebilenleri ifade etmektedir. Geleneksel çevirilerde buraya ailesi burada oturanlar manası verilmiştir. Ancak bu mana tam olarak doğru değildir. Ayrıca ehil kelimesi ise Bakara 126 dan kontrol edebileceğiniz üzere aile manasında değil çevredeki kişiler manasında kullanılmaktadır. Ayeti böyle okumamızın sebebi Allah'ın kitabında bize öğrettiği yöntem ve mantıktan gelmektedir. Allah kendisinden başka hiçbir şeyi tanrı edinmememiz gerektiğini söylüyor. Ancak hac ibadetine baktığımızda Mekke'nin kutsallaştığını, Kabe'nin örtüsüne dokunmak için birbirini ezenleri, şeytan taşlayanları, Kabe'nin köşesindeki taşa dokunma arzusunu görüyoruz. Bunlar düşünmeden yapılan eylemler maalesef. Kuran öğretisine tamamen zıt olan bu eylemleri hafızalarımızdan silmemiz gerek. Ayetin bize vermek istediği mesaj deliller ile tartışarak doğru bilgilere ulaşmak ve bu bilgileri hayatımıza entegre etmektir. Hac ve umreye bi şekilde ulaşamayan kişi ilk önce tek başına yapabildiği kadar hidayet arar. Sonrasında güven ortamı olduğunda hac vaktine kadar umre yapabilir. Umre bir bölgede yapılacak kalkınma eylemidir. Oraya hizmet edebilir, maddi manevi yardımlar yapılabilir ve bu şekilde bölge tavaf edilmiş olur. En son hac vaktinde ricaller ile tartışma ortamına katılmalı ve orda hidayetini aramalıdır. Ayrıca herhangi bir mescidi harama erişimi yoksa hac zamanında ek olarak siyam da yapmalıdır. Tüm bu anlatılanların en büyük kanıtını bakara suresinin 203. ayeti kanıtlamaktadır. ***Sayılı günlerde Allah'ı anın. Kim acele edip, iki gün içinde dönerse ona günah yoktur. Kim geri kalırsa takvalı olduğu takdirde ona da günah yoktur. Allah'a karşı takvalı olun ve bilin ki O'nun huzurunda toplanacaksınız.*** İfadede geçen kim takvalı kalırsa geride kalsa bile ona günah yoktur diyor. Kim kurban yollarsa denmiyor. Bu ayetten anlıyoruz ki haccın amacı tıpkı siyamda olduğu gibi Allah'ı zikretmek, O'nun öğretilerini öğrenmek ve bu öğretiler ile kendimi ıslah etmektir. Bunu kolayına gelen şekilde yapabilen birisi geride kalsa da günah işlemiş olmaz.
Bakara 197
el-Bakara 2:197 — اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ فَمَنْ فَرَضَ ف۪يهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىۘ وَاتَّقُونِ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ — "Hacc, bilinen aylardır. Kim haccı farz edinirse; o esnada, uygunsuz davranmak, fasıklık yapmak ve kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. Azık edinin. Kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır. Ey selim akıl sahipleri! Bana karşı takvalı olun!" Haccın zamanı bellidir. Bu zamanlarda hacca başlayan kişi istenmeyen davranışlardan kaçınır. Haccın ne zaman yapılacağını ilerleyen bölümlerde açıklayacağız.
Bakara 198 — Arafat ve Meşar-i Haram
el-Bakara 2:198 — لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْۜ فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِۖ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ — "Rabbinizden lütuf istemenizde bir sakınca yoktur. Artık Arafat'tan ayrılıp, akın ettiğinizde Meşar-i Haram'da Allah'ı anın. O, size nasıl doğru yolu gösterdiyse, siz de O'nu öyle anın. Kuşkusuz, O, doğru yolu göstermeden önce siz sapkınlardandınız." **Arafat: **Bu kelime bilgi edinme yeri manasına gelmektedir. Arafat'ta hac, yani tartışmalar yapıldıktan sonra oradan çıkın. **Meşar-i Haram:** Kök manası 'anlamak, algılamak'tır. Bilgi edinilen yerden çıktıktan sonra o idrak ile Allah'ı anın.
Hac 26 — Beytin Temizlenmesi
el-Hac 22:26 — وَاِذْ بَوَّأْنَا لِاِبْرٰه۪يمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ ب۪ي شَيْـٔاً وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْقَٓائِم۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ — Bir zamanlar İbrahim'e beytin yerini göstererek: Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Evimi tavaf edenler, kaim olanlar, ruku edenler, secde edenler için arındır, demiştik. Bu ayet yine bazı yanlış okumalardan dolayı eksik anlaşılmıştır. Bu ayetin bağlantılı olduğu bir diğer ayet olan Bakara 125 ayetidir. Allah Bakara 125 ayetinde bu ayetin aynısını vererek İbrahimden söz almıştık der. Hac 26 ayeti ile bir kelime dışında hüküm tamamen aynıdır. Bunu kontrol ettiğinizde göreceksiniz. Hac 26 ayetinde "vel kaimine" olan kelime Bakara 125 ayetinde "vel akifine" olarak geçer. Geriye kalan tüm kelimeler aynıdır. Allah çok güzel bir ifade sanatı ile iki kelimeyi farklı vererek vermek istediği manayı bizlere göstermektedir. Bu durumda ayetin devamında geçen hiçbir ifade fiziksel hareketler değil aksine akif olanlar, tevazulu olanlar ve saygıyla boyun eğenleri göstermektedir. Bu karşılaştırma ile kelimelerin manasını bulduktan sonra ayet bizim için daha da mana kazanmaktadır. İbrahimin temizlediği "ev" ifadesi aslında geleneğin bulaştığı dindir. İbrahim beyti kendini dine adayanlar, hatasını anlayıp tevbe edenler ve sonunda Allah'ın ayetlerine secde edecekler için temizlemektedir. Yani geleneği, putları, şirki temizlemektedir. Ayette anlatılan yer gösterilmesi sembolik bir toplanma yeri olarak anlaşılmaktadır. Buna delil olan bir diğer ayet ise Bakara suresi 127. ayettir. Bu ayette temellerin beytten yükseltildiği geçer. Burada temel kelimesi olarak kullanılan kavaide kelimesi eski sözlüklerde de bir amaç uğrunda toplanan dirençli kimseleri göstermektedir. Yani temeller olarak çevrilen kelime temizlenmiş beytten yükselir. Bu noktada beyt ifadesinin manevi boyutunu görebiliyoruz ancak daha da emin olmak için ayetin devamına bakmamız gerek. İbrahim nebi kendisinin ve soyunun teslim olanlardan olması için dua ediyor. O soydan Allahın ayetlerini okuyacak, kitabı ve hikmeti öğretecek resuller olmasını diliyor. Devam eden ayetlerde "Allah bu dini size seçti, muslimler olarak ölün" diyor. Tüm anlatılardan beytin Allah'ın İbrahim'e seçmiş olduğu dinin takipçileri için manevi bir güven yeri olduğu anlaşılıyor. Aksi takdirde ibrahim'in eliyle putları kırdıktan sonra kendi yaptığı binanın etrafında insanları döndürmesi akla yatkın değildir. Tavaf kelimesi bir yeri dolaşmak manalarına gelmektedir. Hac ortamında dolaşın ve deliller ile kuran üzerine sohbetler yapın denmek istenmektedir. Tavaf bir binanın etrafında dönmek demek değildir. Bu bir yahudi geleneğidir. Daha önce yazmıştık. Ali imran 26 ayeti şu şekildedir; İnsanlar için kurulan ilk beyt, Bekke'deki, kutlu ve bütün insanlığa yol gösteren (Kabe) dir. verilen meal bu şekilde. Şimdi birkaç soru soralım. İbrahim tarihteki ilk evi mi yaptı? Cevap muhtemelen hayır. Bir bina insanlara hidayet kaynağı olabilir mi? Eğer öyleyse günümüzdeki kabe insanların hidayet kaynağı mıdır? Yoksa hidayet kaynağı Allahın göndermiş olduğu kuranda yazan din midir? Beyt ifadesi kuran çerçevesinde güvenli bir yerde Allahın dininin, ibrahim'e gelen hanif dinin, kuran öğretilerinin sembolik ve manevi bir anlatımıdır.
Hac 27 — İnsanları Hacca Çağır
el-Hac 22:27 — وَأَذِّن فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرٍ — İnsanları Hacca çağır. Ricalen ve damirin üzerinde, uzak-yakın her yerden sana gelsinler. Bu ayetteki kelimeleri özellikle Arapça olarak bıraktık. Çünkü bu ayetin çevirisinde hata olduğunu düşünüyoruz. Rical kelimesi günümüz meallerinin neredeyse tümünde direkt erkek olarak çevriliyor. Bu ayette ise yaya olarak çevrilmiş. Ancak rical kelimesinin asıl anlamı 'ileri gelen' demektir. Hacca çağrılan kişiler konu hakkında bilgi sahibi olan kişiler olduğu anlaşılıyor ayetten. Öğrenmek ve dinlemek isteyenler ise bu konuşmaları dinleyebilirler. Ayette olmamasına rağmen yaya veya binek üzerinde çevirisi yapılıyor. İfadede 'ya da' kesinlikle yoktur. Buradaki damir ifadesi iki şekilde okunabilir. İlki 'zayıf düşmüş hayvan', ikincisi ise 'derinlerinde bir şey taşıyan' manaları vardır. Her iki manada konuyu aynı yere çıkarmaktadır. Yorulmuş binekler üzerinde ricaller olarak gelin veya içinde derinlik taşıyan şeyler üzerinde gelin. Her iki okumada da ricallerin hacca çağrıldığını anlıyoruz.
Safa Ve Merve nedir ?
Bakara 2:158 — اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِۚ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ اَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَاۜ وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْراًۙ فَاِنَّ اللّٰهَ شَاكِرٌ عَل۪يمٌ — Kuşkusuz Safa ile Merve Allah'ın belirlediği nişanelerdir. Kim hacc ya da umre amacıyla Beyt'i ziyaret ederse, ikisini de tavaf etmesinde bir sakınca yoktur. Ve yine kim gönülden bir iyilik yaparsa; kuşkusuz, Allah Karşılık Veren'dir, Her Şeyi Bilen'dir. Safa ve merve kelimeleri kuranda yalnızca bu ayette geçer. Bu kelimelerin kök manalarını inceleyelim. Safa - الصَّفَا (s-f-v): s-f-v → saflık, arılık, berraklık, netlik. "Es-safa" — arınmış, berrak olan. Merve- الْمَرْوَةَ (m-r-v): — sertlik, beyazlık, keskinlik. "El-merve" — sert, keskin, parlak olan. safa kelimesinin geldiği köke yakın bir kök olan "stafa" kelimesi de kuranda sıkça geçmiştir. Bu kelime kök manasında yine safa ile aynı olarak saflaşmak, berraklaşmak manalarına gelmektedir. Ayetin öncesine ve sonrasına baktığımızda "safa ve merve" olarak belirtilen ifadelerin fiziksel iki bölge arasında gidip gelmek olduğunu söylemek mantıklı değildir. Ayrıca kuranın metodolojisine de uymadığını düşünmekteyiz. Yine bir ayet sonra bakara 159 da hidayetten bahsedilmektedir. Hidayet ancak kişinin içsel yönelimiyle erişilebilir. Özetle safa ve merve, iki tepenin ismi olması ve bu tepelerin arasında gidilip gelinmesi kişiyi hidayete götürecek bir eylem olamaz. Kişi ancak kuran ile hidayete ve takvaya erişebilir. Bu da içsel dönüşümden geçer. Kuran insana aynı zamanda içsel bir rehberdir. Kişinin bilincini ayakta tutmaya ve benliğinin ona hükmetmesini engellemeye çalışır. Eğer benlik bilince secde ederse kişi hidayet yoluna girmiş olur. Safa(berraklık) ve merve(keskinlik) arasında tavaf(dolaşın, gidin-gelin) edin. Bu ifade kişinin dengeye gelene kadar yapması gereken bir durumdur. Şiar kelimesi farkındalık manasına da gelmektedir. Kişinin farkındalık kazanabilmesi içsel bir eğitim süreci ile olabilir. Bu ifade de anlatılan konuya bir delildir.
Şuhur (Aylar) Nedir?
Bakara 197'de haccın "bilinen aylar" olduğu ifade edilmektedir. Peki Kuran aylar (şuhur) kavramını nasıl tanımlıyor?
Ayların Temel Yapısı — Tevbe 36
et-Tevbe 9:36 — إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۚ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ۚ ذَٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ ۚ فَلَا تَظْلِمُوا فِيهِنَّ أَنفُسَكُمْ — Şüphesiz Allah katında şehrlerin sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden bu yana Allah'ın kitabında on iki şehr'dir. Onlardan dördü hurumdur. İşte bu, ayakta duran değişmez yasadır. O aylarda nefislerinize zulmetmeyin. **İddet** kelimesi sayılmış, hesaplanmış miktarı ifade eder. **Kitabillah** yazılmış ve sabitlenmiş olanı. Yani bu sayı beşerin belirlediği değil, yaratılışın içine yazılmış bir yasadır.
Ölçüm Birimi — Bakara 189
**El-ehille** (hilaller) kelimesi, her yeni ayı başlatan görsel sinyaldir. Hilal, ayın gece karanlığında belirdiği ilk andır.
Hesap Sistemi — Rahman 5 ve Yunus 5
**Husbaan** kelimesi ح-س-ب kökünden gelir — hesaplamak, saymak demektir. Güneş ve ay rastgele değil, belirlenmiş bir hesap sistemiyle hareket eder. (Rahman 5) Ayın menzilleri takdir edilmiştir — yani ölçülmüş, belirlenmiş konak yerleridir. (Yunus 5) Gece ve gündüzü iki işaret kıldık. Gecenin işaretini sildik, gündüzün işaretini görür kıldık — Rabbinizden rızık arayasınız ve yılların sayısını ve hesabı bilesiniz diye.(isra 12)
Haram Aylar Nedir?
Tevbe 36 — اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّٰهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْراً ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَٓا اَرْبَعَةٌ حُرُمٌۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا ف۪يهِنَّ اَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِك۪ينَ كَٓافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَٓافَّةًۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ — Gökleri ve yeri yarattığı zaman koyduğu yasasında, Allah'ın yanında ayların sayısı on ikidir. Bunların dördü Haram Aylar'dır. İşte kayyum olan budur. Bu aylarda, kendinize zulüm yapmayın. Ve Müşrikler nasıl sizinle topyekun savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekun savaşın. Biliniz ki, Allah, muttakilerle beraberdir. 12 şehrin 4'ü hurum olarak nitelendirilmiştir. **Hurum** kelimesi حَرَام'ın çoğuludur — dokunulmaz, koruma altında olan demektir. "Zulüm" kökü karanlık ve yerinden etmek anlamı taşır. Haram aylarda yapılan ihlal kişiyi kendi karanlığına iter — dışarıdan bir ceza değil, kişinin kendine verdiği zarardır.
Haram Ayların Süresi — Maide 96
Maide 96 — اُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعاً لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِۚ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُماًۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ — Deniz avı ve onu yemek ve ondan geçim temin etmek size ve yolculukta olanlara helal kılındı. Ve ihramlı olduğunuz süre içinde kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah'a karşı takva sahibi olun. **مَا دُمْتُمْ** — kökü د-و-م, devam etmek, sürmek demektir. Bu ifade yasağın kalıcı değil süreli olduğunu gösterir. İnsan hurum haline girer; bu süre içinde kara avı yasak, deniz avı serbest kalır.
Haram Şehrde Savaş — Bakara 217
Haram şehrde savaş büyük (kebiyr) olarak nitelendirilmiştir. Bu kıyas haram şehrin önemine işaret eder.
Hurum Hali İhlal Edilirse Ne Olur?
el-Maide 5:95 — يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّداً فَجَزَٓاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِه۪ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْياً بَالِغَ الْكَعْبَةِ اَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاك۪ينَ اَوْ عَدْلُ ذٰلِكَ صِيَاماً لِيَذُوقَ وَبَالَ اَمْرِه۪ۜ عَفَا اللّٰهُ عَمَّا سَلَفَۜ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللّٰهُ مِنْهُۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍ — Ey İman Edenler! İhramlıyken av hayvanı öldürmeyin. Sizden kim bile bile öldürürse, karşılık olarak yapacağı şey, sizden adil iki kişinin kararıyla, avlanılan şeye denk Kabe'ye ulaşacak hediye göndermek veya yoksulları doyurmak veya buna denk siyamdır ki bu yaptığı işin vebalini tatması içindir. Allah geçmiştekini affetti. Kim aynı suçu tekrar ederse, Allah onun hesabını sorar. Ve Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, Hesap Sorucu'dur. Hurum halinde kasıtlı av öldürmenin karşılığı üç basamaklı: öldürülenin dengi bir hedye, ya da yoksulları doyurmak, ya da bunun dengi siyam. Allah geçmişte olanı affetmiş, tekrar eden için hesap soracağını belirtmiştir.
Haram Ayların Bitişi — Tevbe 5
Tevbe 9:5 — فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ — Haram aylar çıktığı zaman, artık "o Müşrikleri" nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp hapsedin, bütün geçit yerlerinde onları gözetleyin. Eğer tevbe edip, salatı ikame eder, zekatı yaparlarsa diledikleri yolu seçsinler. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir. **انسَلَخَ** kelimesi derisinden sıyrılmak, zarfından çıkmak demektir — şehrin sona erişini çok somut bir şekilde ifade eder. Haram aylar sona erince kısıtlamalar da kalkar.
Nesî Nedir?
et-Tevbe 9:37 — اِنَّمَا النَّس۪ٓيءُ زِيَادَةٌ فِي الْكُفْرِ يُضَلُّ بِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُحِلُّونَهُ عَاماً وَيُحَرِّمُونَهُ عَاماً لِيُوَاطِؤُ۫ا عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ فَيُحِلُّوا مَا حَرَّمَ اللّٰهُۜ زُيِّنَ لَهُمْ سُٓوءُ اَعْمَالِهِمْۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ۟ — "Ertelemek, örtmenin(küfür) içinde sırf bir artıştır. Örtenlerin(kafir) yolu bununla şaşırtılır. Onu bir yıl serbest(helal) bırakırlar bir yıl korunaklı(haram) sayarlar Allah'ın korunaklı(haram) kıldığının sayısına tam denk getirmek için — ve böylece Allah'ın korunaklı(haram) kıldığını serbest bırakmış olurlar. İşlerinin kötülüğü onlara güzel gösterildi. Allah örtenlerin(kafir) topluluğunu doğru yola iletmez." Nesî doğrudan küfre bağlanıyor. "Ziyade" kelimesi kök olarak artırmak, büyütmek demektir — küfrü artırmak. "Yudallü" edilgen — saptırılırlar, kendileri değil. Mekanizma açık: Allah ayette ayların "yerini" değiştirmekten bahsetmez çünkü haram aylar denen aylar insan takviminde olan sabit aylar değildir, doğaya bağlı ve bölgelere göre değişen bir mekanizmadır, bundan dolayı sayıyla oynama yapmaktadırlar ayette yazıldığı gibi, yerler değil sayıyla oynama yapılıyor gelenekten gelecek "haram aylar hangisi yerleri değişemez" diye bir argüman sunulamaz çünkü küfürde arttırılanlar bile yerlerini değil sayılarıyla oynamışlardır.
Haram Ayların Belirlenmesi
Ayların belirlenmesi insanın takvimine değil, evrenin fiziksel yasasına dayanır. Hilallerin gözlemlenmesi (el-ehille) ile başlayan her şehr, Allah'ın kitabına — yani yaratılışa — yazılmış bir ölçüm birimidir. Haram ayların da bu sistem içinde takdir edilmiş dönemler olduğu açıktır. (Tevbe 36) **Kayyim** kelimesi sağlam, ayakta duran, kendi kendine yürüyen anlamına gelir. Bu yasa insan müdahalesine ihtiyaç duymaz.
Haccı Ekber ve Haram Ayların Bağlamı — Tevbe 3-4-5
Haccı ekber kelimesi "en büyük hac günü" manasına gelir. Bu duyurunun haccı ekber gününde yapılması tesadüf değildir — bu gün haram ayların içindedir ve hac ile haram ayların doğrudan kesiştiği noktadır. 4. ayette ise müşriklerin bir istisnası geliyor: antlaşmalı olanlara süre tanınıyor. Bu süre haram aylarla sınırlı tutuluyor. Haram aylar bitince kısıtlamalar kalkıyor. Bu da haram ayların belirli ve sınırlı bir zaman dilimi olduğunu, içinde hac dahil özel hükümlerin geçerli olduğunu kanıtlıyor. (Tevbe 5)
Maide 95-96 — İhram Halinin Süreli Olduğunun Delili
Maide 5:96 — اُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعاً لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِۚ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُماًۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ — Deniz avı ve onu yemek ve ondan geçim temin etmek size ve yolculukta olanlara helal kılındı. Ve ihramlı olduğunuz süre içinde kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah'a karşı takva sahibi olun. Tevbe 36'da 12 şehrden 4'ünün hurum olduğu, Tevbe 5'te huram şehrler bitince kısıtlamaların kalktığı söyleniyor. Kişinin hurum haline girdiği sürenin **haram aylara denk geldiği** görülüyor. Buradaki kritik ifade "müddetçe" — yani مَا دُمْتُمْ. Bu kelimenin kökü د-و-م, devam etmek, sürmek demektir. Yasak kalıcı değil, süreli. Kişi bir haramlık haline giriyor ve bu hal bir süre devam ediyor, sonra bitiyor. Peki bu süreli haramlık neye bağlı? Tevbe 36'da 12 şehrden 4'ünün hurum olduğu söyleniyor. Tevbe 5'te huram şehrler bitince kısıtlamaların kalktığı söyleniyor. Bu iki ayet birlikte okunduğunda kişinin hurum haline girdiği sürenin haram aylara denk geldiği görülüyor. Yani ihram denen bu hal, haram aylarla başlayıp haram aylarla biten süreli bir dönemdir. Kuran'da sınırlı süreli haramlık, kişinin süreli harama girmesi, o süreli haramda en büyük hacc günü olması — bunların tamamı sadece haram aylara bağlanabilir. Bunun dışında hacc için "bilinen aylardır" ifadesi geçer (Bakara 197). Kuran'da haram aylar dışında bilinen başka bir ay yoktur. Ramazan ayı için "bilindiği" geçmez, ancak hacc için "bilinen aylar" denir. Tevbe 36'da da haram aylar için bilinen aylar ifadesi kullanılır. Bu bağlamda bilinen aylar, yalnızca hacc ayları olan, haram aylar olan o 4 aydır. **Tevbe 1-5 zinciri:** Tevbe 1-2-3-4-5 bağlamında müşriklerle yapılan antlaşma vardır. Bu antlaşma en büyük hacc gününde duyurulur ve 4 aylık haram ay süreci biçilir. Haram aylar girince insanlar harama girer (Maide 95-96). Haram aylar soyulup geçinceye kadar bu haramlık devam eder — kara avı yasaklanır, savaş yasaklanır, nefse zulüm yasaklanır. Ve hacc için en uygun, en verimli zaman ölçüsü de böylece açığa çıkmış olur. Haram aylar için başka bir ipucu da şudur: kara avının yasaklandığı, deniz avının ise helal olduğu bu dönem, haram ayların kendini gösterdiği bir zaman dilimidir. Çünkü haram aylar insana değil, doğaya bağlı bir yasadır. Doğaya bakarak kara avını yasak edip deniz avını serbest bırakacak bir zaman dönemi tespit edildiğinde, haram aylar kendiliğinden ortaya çıkar. **Sonuç:** Hac, belirli bir yere yapılan yolculuk değil; delillere dayalı tartışma, araştırma ve bilgi alışverişidir. Zamanı ise göklerin ve yerin yaratılışından bu yana var olan fiziksel bir yasadır. Haram aylarda kişi hurum haline girer; bu dönemde kendine zulmetmemek ve olumsuz davranışlardan kaçınmak emredilmiştir. Bu yazıdaki tüm çeviriler ve kelime analizleri doğrudan Kuran metni esas alınarak, eski Arap sözlükleri (Kitabul Ayn, Lisanul Arab) referans gösterilerek hazırlanmıştır.