Dinlerini oyun ve eğlence edinen, dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak. Hiç kimsenin kazandığı şeyle bir felaket yaşamaması için Kur'an ile uyar. O kimse için Allah'tan başka ne bir veli ne de bir şefaatçi vardır. O, bütün varlığını fidye olarak verse de ondan kabul edilmez. Onlar, kazandıklarından dolayı mahvolan kimselerdir. Onlar için kaynar sudan bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır.
Enam 6:70وَذَرِ الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَعِباً وَلَهْواً وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِه۪ٓ اَنْ تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْۗ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيٌّ وَلَا شَف۪يعٌۚ وَاِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اُبْسِلُوا بِمَا كَسَبُواۚ لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَم۪يمٍ وَعَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ۟ • Ve zerillezinettehazu dinehum leiben ve lehven ve garrethumul hayatud dunya ve zekkir bihi en tubsele nefsun bima kesebet, leyse leha min dunillahi veliyyun ve la şefi', ve in ta'dil kulle adlin la yu'haz minha, ulaikellezine ubsilu bima kesebu, lehum şarabun min hamimin ve azabun elimun bima kanu yekfurun. • Meal: Dinlerini oyun ve eğlence edinen, dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak. Hiç kimsenin kazandığı şeyle bir felaket yaşamaması için Kur'an ile uyar. O kimse için Allah'tan başka ne bir veli[1] ne de bir şefaatçi[2] vardır. O, bütün varlığını fidye olarak verse de ondan kabul edilmez. Onlar, kazandıklarından dolayı mahvolan kimselerdir. Onlar için kaynar sudan bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır. • Dipnot 1: Şefaatin kelime anlamı olarak yardım etmek demektir. Kur'an, Allah'ın yanı sıra başka birilerinin "şefaat" edebileceği anlayış ve inancını kesin ve açık bir şekilde reddetmektedir. Nebiler de dahil hiç kimsenin şefaat etme hakkı yoktur. Kur'an'a göre "şefaat" inancı kesinlikle şirktir (Bkz. 2:48, 123). Şefaatin olduğunu iddia etmek Allah'ın haksızlık yapacağını, torpil yapacağını söylemekle eş anlamlı bir iddiadır. Bu Allah'a atılan büyük bir iftiradır. Yüzlerce ayette, herkese sadece ve sadece yaptıklarının karşılığının verileceğini ve şefaatin olmadığını açıkça söylenmesine rağmen, şefaatin olduğuna inanmak, Allah'ın sözüne itibar etmemektir. • Dipnot 2: Bkz. 5:51. ayetin 2. dipnotu. • Kelime kelime: وَذَرِ ve zeri ve bırak · ٱلَّذِينَ ellezine kimseleri · ٱتَّخَذُوا۟ ttehazu yerine koyan(ları) · دِينَهُمْ dinehum dinlerini · لَعِبًۭا leiben oyun · وَلَهْوًۭا velehven ve eğlence · وَغَرَّتْهُمُ ve garrathumu ve aldattığı kimseleri · ٱلْحَيَوٰةُ l-hayatu hayatının · ٱلدُّنْيَا ۚ d-dunya dünya · وَذَكِّرْ vezekkir ve öğüt ver · بِهِۦٓ bihi o (Kur'an) ile · أَن en diye · تُبْسَلَ tubsele helake gider · نَفْسٌۢ nefsun bir kişi · بِمَا bima dolayı · كَسَبَتْ kesebet kazandığından · لَيْسَ leyse olmaz · لَهَا leha onun · مِن min · دُونِ duni başka · ٱللَّهِ llahi Allah'tan · وَلِىٌّۭ veliyyun ne bir dostu · وَلَا ve la ne de · شَفِيعٌۭ şefiun bir yardımcısı · وَإِن ve in ve eğer · تَعْدِلْ tea'dil verse · كُلَّ kulle her türlü · عَدْلٍۢ adlin fidyeyi · لَّا la · يُؤْخَذْ yu'haz kabul edilmez · مِنْهَآ ۗ minha ondan · أُو۟لَـٰٓئِكَ ulaike işte onlar · ٱلَّذِينَ ellezine kimselerdir · أُبْسِلُوا۟ ubsilu helake uğrayan(lardır) · بِمَا bima dolayı · كَسَبُوا۟ ۖ kesebu kazandıklarından · لَهُمْ lehum onlar için vardır · شَرَابٌۭ şerabun bir içki · مِّنْ min -dan · حَمِيمٍۢ hamimin kaynar su- · وَعَذَابٌ ve azabun ve bir azab · أَلِيمٌۢ elimun acıklı · بِمَا bima dolayı · كَانُوا۟ kanu olduklarından · يَكْفُرُونَ yekfurune inkar ediyor • وذر (wpr) kökü: Terk etmek/vazgeçmek/ihmal etmek, üzerine düşmek, yaralamak, dilimlere ayırmak, izin vermek, vazgeçmek • اخذ (Axp) kökü: eline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek • دين (dyn) kökü: İtaat/teslimiyet, kulluk/kölelik, din, yüce/yüksek/asil/şanlı rütbe/durum/hal, borç almak/kredi kullanmak, borçlanmak, borç altında olmak, borç yükümlülüğü altında olmak, borç almak/yapmak, borcu geri ödemek/tazmin… • لعب (lEb) kökü: Oyalanmak, eğlenmek, vakit geçirmek, şakalaşmak, boş zaman geçirmek, amaçsızca oyun oynamak, saçmalamak, aptalca davranmak • لهو (lhw) kökü: Ondan uzaklaşarak unutmak, Meşgul etmek, kandırmak, dikkatini dağıtmak, spor/oyun/eğlence, yolunu değiştirmek, sapma, unutmak, keyif/neşe vermek, uzaklaşmak, fırlatılan şey, dikkatsiz/umursamaz • غرر (grr) kökü: Aldatılmış, kandırılmış, işlerde deneyimsiz veya cahil, çocuksu davranmak, bilmeden yok olmaya veya yıkıma maruz kalmak, tehlike, risk; eksiklik, kusurlu performans; boş şeyler, boş işler • حيي (Hyy) kökü: Yaşamak, hayatta olmak, utanmak, geceyi uyanık geçirmek, toprağı gübrelemek/verimli hale getirmek, birini hayatta tutmak, birini sağ bırakmak, ihtiyatlılığı/ölçülülüğü/utangaçlığı kaldırmak, ölçüsüz/arsız yapmak, iyi… • دنو (dnw) kökü: Yakın olmak, yaklaşmak veya alçalmak, indirmek, benzer olmak • ذكر (pkr) kökü: hatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha… • بسل (bsl) kökü: Engelleme/alıkoyma/men etme/yasaklama/yasaklama eylemi, iğrenç/korkunç/yakışıksız görünüşlü olmak, değişmiş/bozulmuş, yıkıma/cezaya/utanca mahkum etmek, onu bıraktı, dayak yemek, hoşlanmamak, kaş çatma. • نفس (nfs) kökü: nefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan • كسب (ksb) kökü: Kazanmak, elde etmek, peşinden gitmek, toplamak (zenginlik), yapmak, işlemek, kazanç sağlamak. 'kas-a-b' kelimesi kurt anlamına gelir. • ليس (lys) kökü: Değil, yoktur, değildir, bulunmaz, mevcut değildir • دون (dwn) kökü: aşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altında • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • شفع ($fE) kökü: Tek olanı çift yapmak, ikiye katlamak, eşleştirmek, bir şeyi çiftin biri yapmak, benzerine eklemek, yalnız olan bir şeye başka bir şey sağlamak, korumak, arabuluculuk yapmak, aracılık etmek, bir arabulucu olmak. shaf'un… • عدل (Edl) kökü: Adil ve hakkaniyetli davranmak, eşitlik ve orantıyla hareket etmek, uygun şekilde düzenlemek, göreli büyüklüğe göre ayarlamak, adaleti tesis etmek, eşit tutmak, eşdeğer ödemek, doğru şekilde düzenlemek, düzeltmek, doğru… • كلل (kll) kökü: 1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin… • شرب ($rb) kökü: İçmek, yutmak, batmak, emmek. Shirbun - su porsiyonu, içme vakti. Shurbun - içme. Shaaribun - içen kişi. Sharaabun - içecek, meşrubat, porsiyon. Mashrabun - içme yeri. Ashraba (fiil 4) - içirmek, içmeye sebep olmak… • حمم (Hmm) kökü: Isınmak, sıcak veya çok sıcak olmak, erimek, ateşlenmek, kaynamak (örn. su). Bir arkadaşa/dostuna/sevgi ya da tutku nesnesine sadık kalmak ve sevgi göstermek, birine endişeyle sevgi beslemek veya şefkat göstermek… • عذب (Epb) kökü: cezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel… • الم (Alm) kökü: acı çekmiş, ıstırap çekmiş, acı/keder/üzüntü ifade etmiş, ağıt dile getirmiş • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • Enam suresi 165 ayettir; bu 70. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).