İkisi de kapıya doğru koştu. Kadın Yusuf'un gömleğini arka tarafından yırttı. Kapıda kadının kocası ile karşılaştılar. Kadın: "Ailene kötülük yapmak isteyen kimsenin zindana atılması veya acı bir azapla cezalandırılması gerekmez mi?" dedi.
Yusuf 12:25وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ قَالَتْ مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ • Vestebekal babe ve kaddet kamisahu min duburin ve elfeya seyyideha ledel bab, kalet ma cezau men erade bi ehlike suen illa en yuscene ev azabun elim. • Meal: İkisi de kapıya doğru koştu. Kadın Yusuf'un gömleğini arka tarafından yırttı. Kapıda kadının kocası ile karşılaştılar. Kadın: "Ailene kötülük yapmak isteyen kimsenin zindana atılması veya acı bir azapla cezalandırılması gerekmez mi?" dedi. • Kelime kelime: وَٱسْتَبَقَا vestebeka ve koşuştular · ٱلْبَابَ l-babe kapıya doğru · وَقَدَّتْ ve kaddet ve kadın yırttı · قَمِيصَهُۥ kamisahu gömleğini · مِن min · دُبُرٍۢ duburin arkasından · وَأَلْفَيَا ve elfeya ve rastladılar · سَيِّدَهَا seyyideha kadının kocasına · لَدَا leda yanında · ٱلْبَابِ ۚ l-babi kapının · قَالَتْ kalet (kadın) dedi ki · مَا ma nedir? · جَزَآءُ ceza'u cezası · مَنْ men kimsenin · أَرَادَ erade isteyen · بِأَهْلِكَ biehlike senin ailene · سُوٓءًا su'en kötülük · إِلَّآ illa başka · أَن en · يُسْجَنَ yuscene hapsolunmaktan · أَوْ ev veya · عَذَابٌ azabun bir azaptan · أَلِيمٌۭ elimun acıklı • سبق (sbq) kökü: Geçmek, öne geçmek, önce gelmek, üstün gelmek, yarışta kazanmak, ileri geçmek, öncelik almak, hızlı gitmek, geride bırakmak • بوب (bwb) kökü: kapı, giriş yeri, tarz/şekil • قدد (qdd) kökü: Yırtmak, kesmek, parçalamak, sertçe çekmek/ayırmak. Qaddat - o (dişil) yırttı. Qidad - kendi aralarında anlaşmazlık içinde olan insan grupları, farklı (yollardan giden) topluluklar. • قمص (qmS) kökü: Koşmak veya sıçramak. Kamis - uzun gömlek. • دبر (dbr) kökü: Arkasını dönmek, kaçmak, peşinden gitmek, arkada olmak, yaşlanmak, bir şeyi almak/götürmek, batı rüzgarına doğru yönelmek, (gün, gece) geçmek, saygıyla takip etmek. • لفو (lfw) kökü: bulmak/karşılaşmak • سود (swd) kökü: Siyah olmak, kararmak, kara renk, egemen olmak, hüküm sürmek, liderlik etmek, başkanlık etmek, efendi olmak • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • جزي (jzy) kökü: Tatmin etmek/vermek, yeterli kılmak, borç ödemek, mücadele etmek, karşılığını ödemek/telafi etmek, ödüllendirmek • رود (rwd) kökü: aramak, bir şeyi nazikçe istemek, (yiyecek için) araştırmak, otlakta gidip gelmek, etrafında dolaşmak. iradatun - irade, özgür irade. mirwad - makaranın aksı. rawada - özlemek, arzu etmek, baştan çıkarmak, kandırmak… • اهل (Ahl) kökü: sahip/insanlar/halk, okuyan/ezberleyen kişi, yönetici/sahip, ev halkı/aile/evde yaşayanlar • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • سجن (sjn) kökü: Hapsetmek, zindana atmak, hapse tıkmak, tutuklamak, mahpus etmek • عذب (Epb) kökü: cezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel… • الم (Alm) kökü: acı çekmiş, ıstırap çekmiş, acı/keder/üzüntü ifade etmiş, ağıt dile getirmiş • Yusuf suresi 111 ayettir; bu 25. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).