Açılış & Giriş
el-Ahkaf 46:9 — De ki: "İlk Resul ben değilim. Bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilene uyuyorum. Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım." ez-Zuhruf 43:44 — Kuşkusuz o sana ve halkına bir zikirdir. Ondan sorulacaksınız. el-En'am 6:114 — O, size Kitap'ı ayrıntılı olarak indirmişken, Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? ALLAH AKILLARINI KULLANMAYANLARIN ÜZERİNE PİSLİK YAĞDIRIR. (10:100) — Tüm bu ayetlerden anlıyoruz ki sadece vahyedilene uymakla yükümlüyüz. Bu yazıda yalnızca Kuran rehber alınmıştır. Hüküm koyucu yalnızca yüce Allah'tır. Şüphesiz en iyisini Allah bilir.
İNCELENECEK KONULAR
• Salat kelimesinin kökeni • Salat kelimesinin geçtiği ayetler • Günümüzde kılınan namazların vakit ve rekat sayıları • Kıyam, rüku ve secde kavramları • Günümüzdeki cami ve mescitlerde yapılan ibadetler • Abdest kavramı • Kıble kavramı • Salatı ikame etmenin günümüzde kılınan namazı karşılayıp karşılamadığı
GİRİŞ
Allah için ibadet ederken, yaptığım eylemlerin bazı kısımlarında gördüğüm gariplikler nedeniyle salat kavramını araştırma gereksinimi hissettim. İbadeti niçin yaptığımızı ve yapılan şeyi akıl ve mantık yoluyla nasıl daha iyiye götürebileceğimizi düşünerek çıktığım bu yolda birçok açıdan Kuran'ın emirlerini yanlış anladığımı fark ettim. Bu yazıyı yazarken yalnızca kuranın hükümlerini göz önünde bulundurdum ve başka kaynak kullanmadım. Doğrusunun bu olduğuna iman ediyorum. Kuran'ı ancak Kuran ile anlayabileceğimiz kanaatindeyim. Bu nedenle ayetleri yorumlarken diğer ayetlerle karşılaştırmalı okumalar yaptım. Ayrıca kelimelere verilen manalarda yine referans olarak Kuran'ı kullandım. Bazı konuların uzun olduğunun farkındayım. Ancak konunun tam olarak anlaşılabilmesi için tüm detaylara ve farklı görüşlere yer vermek doğru yaklaşım diye düşünüyorum. Herkese iyi okumalar dilerim.
SALAT NEDİR? — Salat Kelimesinin Kökü
Salat kelimesi Kuran'da hem isim hem eylem halleriyle geçer. Salat kelimesinin isim hali için 'musallin' kelimesi kullanılır. Kuran'da Musallin, salla veya salli eden kimseye denir. Araplar **musallin** kelimesini koşan atlar için kullanıyordu. Koşan bir atın, önündeki atın arka tarafına odaklı bir şekilde koşması ve yönünü değiştirmemesidir. Bu arkada koşan atlara musalli veya salla denirdi. Bu bağlamdan zamanla bir şeye odaklanmak veya ilgi vermek manalarına evrilmiştir. Bu manalar eski sözlüklerde geçmiyor. Eski sözlüklere baktığınızda genelde dua veya destek anlamını görürsün. Ancak dua da destek de ancak bağ kurularak yapılan eylemlerdir. Bu nedenle salat çatı bir kavram olup bu çatının anlam karşılığı irtibatta olmak veya bağlantılı olmaktır. **Salla ve Salli** kelimeleri ise kavramın eylem halleridir ve birçok farklı anlamda kullanılır: dikkatini vermek, odaklanmak, ilgilenmek, yardım etmek, sahip olmak, desteklemek, meyletmek. Yine bu anlamlardan yola çıkarak bağ kurmak denilebilir. Kuran'da 'namaz' kelimesi geçmez. Namaz Farsça bir kelime olup ibadet anlamına gelmektedir.
Salat Kelimesinin Geçtiği Ayetlerin İncelenmesi
2:43 — Salatı ikame edin, rükû edenlerle birlikte rükû edin
el-Bakara 2:43 — وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِع۪ينَ — Salâtı ikame edin, zekâtı verin. Ve rukû edenlerle birlikte rukû edin. Görüş 1: İkame kelimesi kıyam gibi bedenen ayakta durmaktır. Ayette devamındaki rüku kelimesi namazın bir bölümü olduğu için salat = namaz çevirisi uygun görünüyor. Görüş 2: Eğer rüku namazın bir bölümüyse secdenin de geçmesi gerekirdi. Geçmediğine göre rüku burada «içten veya tevazulu olmak» anlamında kullanılmıştır. Bunun kanıtı 38:24 ayetinde görülmektedir. Ayetleri sizlere aktarırken genel olarak bu şekilde görüşleriyle birlikte aktarmaya çalışacağım. Böylece tüm fikirlerin neresi mantıklı neresi akla uygun değil görmüş olacağız. Bu örnekte olduğu gibi salatı ikame edin emrinden sonra rüku edenlerle rüku edin denmesi, rüku kelimesinin bildiğimizden farklı bir anlama sahip olduğuna delildir. Çünkü rüku zaten salatın bir bölümüdür. Eğer bu ifade hal vavı ile ayrılmış görüşünde olanlar varsa bu da yanlıştır. Çünkü salatı ikameden sonra zekat verin emri gelmiştir. Bu durumda rüku açıklayıcı vav ile kullanılmamış demek olur.
107:4 — Yazıklar olsun o musallinlere
el-Mâûn 107:4 — فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَ — Yazıklar olsun o musallinlere. Ayetin öncesinde dini yalanlayan, öksüze kötü davranan ve yoksulu doyurmayanlardan bahsedilmektedir. Doğru çeviri: 'Yazıklar olsun o musallinlere. Onlar salatlarında gaflet içindeler.' Musallin olduğunu zanneden ama gaflet içinde olan kişiler kastedilmektedir. Bu ayeti o namaz kılmayanlara yazıklar olsun diye çeviriyorlar. Oysa ayetin öncesini okuduğunuzda olayın bir ibadetle ilgili olmadığı net bir şekilde anlaşılıyor. Ayette yetime kötü davranan ve yoksulu doyurmayan kimselerden bahsediliyor. Namaz kılarak bunları yapamayız. Bu emirleri ancak Allah'ın kitabını okur ve uygularsak yerine getirebiliriz.
4:103 — Salatı bitirdiğinizde Allah'ı anın
en-Nisâ 4:103 — Salatı bitirdiğiniz zaman ayakta, oturarak ve uzanarak Allah'ı anın. Güvene kavuştuğunuzda namazı gözetiniz. Namaz, inananlar üzerine belirli vakitlerde farz kılınmıştır. Bu ayetteki ayakta, oturarak ve uzanarak ifadesi için kıyam, rüku ve secde benzetmesi yapanlar var. Ancak bu ifadelerin namaz hareketleri ile hiçbir ilgisi yoktur. Öncelikle ayette salatı bitirdikten sonra bunları yapın diyor. Bu durumda bu hareketler salattan sonra yapılmış olur. İkinci bir nokta ise bu sayılan hareketler bir sınır değil bir anlatım tarzıdır. Hangi hal üzerinde olursanız olun Allah'ı anın diyor ayet. İster ayakta olun, ister uzanıyor olun, ister oturun. Size kalmış.
70:22-23 — Musallinler salatlarında devamlıdır
el-Meâric 70:22-23 — اِلَّا الْمُصَلّ۪ينَۙ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَٓائِمُونَ — Ancak 'musallin' olanlar hariç. Onlar, salatlarında devamlıdırlar. Musallin olmanın özellikleri sayılmaktadır: salatında devamlı olmak, malında pay ayırmak, din gününü doğrulamak, Allah'ın azabından çekinmek. Günümüzde namaz kılıp bunları yapmayan kimseler tanıyoruz hepimiz. O halde bu kişi nasıl musallin olabilir? Namaz kılıp namazını bitirince insanlara haksızlık edenler, hak yiyenler, kötü söz kullananlar vs. Oysaki salatın bizi kötülüklerden alıkoyması gerekir. Kötüyü bilip iyiyi seçmek için kuranı okumalı ve öğrenmeliyiz.
24:41 — Kuşların salatı
en-Nûr 24:41 — Göklerde ve yeryüzünde bulunanların, sürü sürü uçanların, Allah'ı nasıl tesbih ettiklerini görmüyor musun? Kuşkusuz hepsi salatını ve tesbihini bilmektedir. Ayet göklerde sıra sıra dizilmiş kuşların Allah’ı tesbih etmelerinden ve hepsinin kendi salatını yapmalarından bahsediyor. Bu ayeti okunduğunda kuşların nasıl salat edebileceği önemli bir sorudur. Buradaki anlamın namaz olmadığı gayet açıktır. Kuşların namaz kılmadığını biliyoruz. Peki salatın genel anlamı olan ‘’bağ kurmak, ilgi vermek’’ anlamlarından yola çıkarak kuşların salatını nasıl yorumlayabiliriz? Ayetin ilk aşamasında tesbih etmekten bahsediliyor. Tesbih etmek kelime anlamı olarak ‘’yönelmek, boyun eğmek ve fıtratına uygun olanı yapmak’’ demektir. Sürüler halinde uçan kuşlar yaratılışlarına uygun davranıyorlar. Bu kuşlar sürüler halinde fıtratlarına uygun bir şekilde göç ediyorlar. Ne zaman ve ne yöne doğru göç edeceklerini onlara bildiren Allah sayesinde ve fıtratlarına uygun bir biçimde hedeflerine doğru gittiklerinde Allah’ı tesbih etmiş oluyorlar. Bu durumda bu kuşların göç etmesi onların salatıdır. Bu şu demek değildir; Kuşlar gibi bizde göç edersek salat etmiş oluruz! Bu ayeti anlamı bağlamında değerlendirmeliyiz. Kuşlar fıtratına uygun davrandığında salat etmiş oluyorlarsa insan da fıtratı gereği aklını kullanarak ve bir yaratıcının varlığını evrene bakarak fark edebilme yetisine sahip olduğu için Allah’ın varlığına teslim olup emir ve yasaklarına uyarak fıtratına uymuş olur. Bu da insanın salatıdır. Yani bu ayet bağlamında, her canlının kendisine Allah tarafından verilmiş fıtratı vardır. Bu fıtratı reddetmeyen ve ona uygun yaşayan kimse salat etmiş kişidir.
33:56 — Allah ve meleklerin salatı
el-Ahzâb 33:56 — Kuşkusuz Allah ve melekleri Nebi'ye salat ederler. Ey iman edenler! Siz de O'na salat edin. Tam bir bağlılıkla salat edin. Haşa Allah Nebi'ye namaz kılacak değildir. Bu tek ayet bile salat kelimesinin her geçtiği yere 'namaz' demenin ne kadar yanlış olduğunu kanıtlamaktadır. Ancak bazı görüşteki kişiler şu açıklamayı yapmaktadırlar; "Allahın salatı onun rahmeti, meleklerin salatı onların şefaati, insanların salatı ise namaz kılmayı temsil eder." diyorlar. Bunu düşünen kimselere sadece şunu sormak istiyorum; yaptığınız bu açıklamaya kurandan delil getirebilir misiniz? Ayrıca bir kelime her söyleyen için farklı anlama geliyorsa bu neden sadece salat kelimesinde kilitli. Bunu tüm kelimelere uygularsak durumun ne kadar karışacağını görebiliyor musunuz? Bu görüştekiler de bunu bildikleri için sadece salat kelimesine böyle bir açıklama getirmişlerdir. Oysa Salat kelimesinin kurandaki manası tüm ayetleri çevirmeye yeterlidir.
Ara Özet — Salat Kelimesinin Genel Anlamı
İncelenen bu ayetlerde görüldüğü gibi kitabımızın içindeki 'salat' kelimelerinin hepsinin namaz olmadığı gayet açık bir şekilde görülebilir. Salat = bağlı olmak, ilgilenmek, bağ kurmak, Allah ile irtibat hâlinde olmak. Allah bize vahiy göndererek bize salat etti. Bizimle iletişime geçti. Nebisi vahyi bize ulaştırdı ve biz vahyi almak için ona salat ettik. İlgimizi, çabamızı ona verdik. İşte tüm mesele bu.
Vakit ve Rekatların İncelenmesi — Vakitler
Özellikle hadis ve rivayetlere göre kılınan namaz şekli hem vakitleriyle hem de kılınış tarzıyla Kuran ile uyuşmamaktadır. Kuran ne dediğimizi bilmeden salata yaklaşmamızı yasaklamıştır.
Hud 11:114 — Gündüzün iki ucunda
Hûd 11:114 — وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ الَّيْلِ — Gündüzün iki ucunda ve gecenin yakın kısmında salatı gözet. İyilikler kötülükleri silip götürür. 5 vakit namazın bu ayetten çıktığını savunanlar: Bu ayette geçen tarafe kelimesini bölüm diye çevirenler gündüzün iki bölümündeki namaz vakitlerine öğle ve ikindi namazı demişlerdir. Bunu demelerindeki sebep ayetin devamında geçen vezülefen kelimesidir. Bu kelime Arapça gramerde en az üçü belirtir. Gecenin yakınlarını en az 3 olarak alırlar ve bu vakitlere akşam, yatsı ve sabah vakitleri olduğunu söylerler. Çünkü başka seçenek yoktur. Bu durumda kalan iki vakit mecburen öğle ve ikindi vakitleri olur. derler. Bu vakitleri bu ayetten çıkarabilmek için tarafe kelimesini bölüm olarak çevirmek yanlıştır. Tarafe kelimesi etraf kelimesi ile aynı kökenden olup bir şeyin iki ucunu belirtir. Ayetin ilk bölümünden net bir şekilde sabah ve akşam vakitleri çıkar ki bu vakitler gündüzün iki ucudur. Bu yüzden bu görüşün yanlış olduğunu düşünüyorum. 3 vakit namazın bu ayetten çıktığını savunanlar(sabah-akşam-yatsı): Ayette geçen vezülefen en az üç vakti belirtir. Kelime çoğul bir kelime olup, Arapçada çoğullar üçten başlar. Ancak ayette bu üç vaktin hepsinde salat edin demez. Gecenin züleflerinin yakınında salat edin der. Bunun kanıtı 73:20 ayetinde belirtildiği gibidir. Bu ayeti daha sonra detaylı inceleyeceğiz. Ancak kısa bir bilgi olması açısından ayette şöyle geçer; ‘’Rabbin, senin ve yoldaşlarından bir grubun, gecenin üçte ikisinden az, yarısında ve üçte birinde kalktığını bilir.’’ Allah bu ayette belirtildiği gibi geceyi üç bölüme bölmüştür. Ve bu ayetin devamında da belirtildiği gibi bunun hesaplanamayacağını bildiğinden tevbeleri kabul etmiştir. Buradan yola çıkarak üç vakit olduğu ve bu vakitlerin; sabah, akşam ve yatsı salatları olduğu anlaşılır. derler. müzzemmil suresinin 20. ayetinde Allah gece salatını affettiğini bunun inananlara ağır geldiğini söylüyor zaten. Ayrıca Allah geceyi sükunet ve dinlenmemiz için yarattığını da söylüyor. Bu durumda gece salatı olması mantıklı değildir. En önemli delil olarak Salatel-leyl diye bir salat zamanı ismi kuranda geçmez. Bu ayetin başka bir çevirisi daha mevcuttur. Ayette geçen ‘ve’ kelimesinin ayırma anlamında değil kendisinden önce gelen cümleyi açıklayıcı yani “hal vav’ı” olduğu ileri sürülür. Kuranda bunun örnekleri de vardır. Bu açıklamaya göre ayetin çevirisi; ‘’Gecenin yakınlarındaki, gündüzün iki ucunda salatı gözet. İyilikler kötülükleri silip götürür. Bu, öğüt alacak olanlara bir öğüttür.’’ Olur. Bunun kanıtlarından bir tanesi de gecenin bölümlerinin yakını ifadesidir. Gecenin burada yakın olabileceği tek kavram gündüzdür. Bunun için kuran çok güzel bir örnek verir. Hud suresi 81. ayette gece yolculuğa çıkan Lut ve yanındakilerin ayrıldıkları yer sabah vakti helak edilecektir. Allah ayette gündüz yakın değil mi? der. Bu ayetten gecenin yakınını gündüz olarak anlıyoruz. Zaten kıyas edilebilecek ve yakınlık belirtilebilecek başka bir kavram yoktur. Gecenin gündüze yakın olan saatleri de sabah tan vakti ile akşamın tan vaktidir. Bunlar hem gecenin gündüze olan yakınlarıdır hem de gündüzün iki ucudur. Bu durumda ayetten sadece sabah ve akşam vakitleri çıkar. O halde üçüncü vakit nerededir? Üçüncü vakit ise Bakara suresinin 238. Ayetinde geçen salatel Vustadır. (Bu ayet ilerleyen bölümlerde detaylı incelenecektir.) Kısaca bahsedilecek olursa ayette şöyle geçer; ‘’ Salâtları ve salatel vustayı koruyucu olun. Allah için içtenlikli olmaya özen gösterin.’’ Olarak geçer. Vusta kelimesi köken olarak V-S-T harflerinden oluşur ve vasat kelimesinden gelir. Vasat kelime anlamı olarak; orta, bir şeyin en hayırlısı/en iyisi demektir. Bu noktada orta salatı, öğle salatı olur ki en hayırlı olan Cuma salatı da öğle salatı ile birleştirilmiş olur. Yani öğle salatı hem orta salattır hem de cuma günleri yapılan Cuma salatı ile aynı saattedir. Böylece bir kelime ile en hayırlı olan salatta belirtilmiş olur. Tüm bunlar ışığında üç vakit salat; sabah, öğle ve akşam salatları olur. Ayrıca bir de Cuma salatı yani Salatel Vusta vardır. Bu görüşü savunanlar yatsı namazının olamayacağına bir kanıt olarak ise Allah’ın geceyi sükunet ve dinlenme için yarattığını söylemesi ve müzzemmil suresinin 20. ayetinde belirtilen gece namazının kaldırılmasıdır. Bu görüşe benim yorumum şu şekilde; Öncelikle salatel fecir, salatel işa ifadeleri kuranın diğer ayetlerinden biliyoruz ki bir vakti temsil ediyor olabilirler. Ancak salatel vusta ifadesindeki vasat kelimesi bir vakit değil bir sıfat olarak geçer. Belirtildiği gibi orta/bir şeyin en hayırlısı anlamlarına gelir. Cuma namazı en hayırlı namaz olabilir. Bu yüzden ifade bu şekilde sadece cuma namazını işaret ediyor olabilir. Ancak bu bir çıkarımdır. Vusta salatı başka bir şeyi de kastediyor olabilir. Özellikle bakara 238 de geçen ifadenin konumuna baktığımızda boşanma ayetlerinin içinde bu ifadeye yer verildiğini görüyoruz. Bu nedenle vustanın ne olduğuna dair kesin bir şey söylemek istemiyorum. Ancak yakın olduğum görüş güzel davranış ile ilgili olabileceğini düşünüyorum. Diğer 3 vakit görüşünde olanlara söylediğim itiraz bu görüşü savunanlar için de geçerlidir. Kuranda öğle salatının net bir şekilde ifade edildiği bir ayet bulunmamaktadır. Bu ayetten 2 vakit çıktığını savunanlar (sabah-akşam): Son açıklamada olduğu gibi bu fikri savunanlar, ayette geçen ve kelimesini açıklayıcı vav (hal vav’ı) olarak alıp ayetten iki vakit çıktığını ileri sürerler. Buraya kadar 3 numaralı düşünürler ile aynı fikirdedirler. Ayrıştıkları nokta ise yine Bakara 238 Ayetindeki salatel vusta ifadesidir. Bu fikre göre vasat kelimesi orta anlamına gelse de mesafe olarak orta değil kalite olarak orta ifadesinin belirtildiği iddia edilir. Örnek olarak bir karpuzun vasatı göbeğidir. Yani karpuzun en tatlı en güzel kısmı ortasıdır. Kaliteli yeridir. İki mesafe arasındaki orta noktayı belirtmediği iddia edilir. Buradan yola çıkarak salatların en hayırlısı olan salatel vusta, Cuma salatını belirtmektedir. Derler. Cuma suresi 9-11. Ayetler incelendiğinde ticaretin bırakılıp salata çağırıldığında icabet edilmesi gerektiği belirtilir. 3 numaradaki düşünürlerin savunduğu ‘’ Allah’ın geceyi sükunet ve dinlenme için yarattığını’’ söylediği gibi ‘’Allah’ın gündüzü de insanların rızık bulup çalışması için yarattığını’’ söylediği ayetler mevcuttur.
Kuranda adı geçen salatlar
• Salatel Fecir • Salatel İşa • Salatel Vusta’dır. Tüm görüşlere baktığımızda en tutarlı görüş budur. Kuranda adı geçen salatlar ile uyumludur. Başka ayetlerde seherlerde yapılan tesbih ve zikirler vardır. Öğle, ikindi ve yatsı namazlarının hem vakitleri hem isimleri kuranda geçmemektedir. Tüm bunlar neticesinde kurandan çıkarılabilecek vakit sayısı 2 vakittir. Bunlar sabah ve akşam seher vakitleridir. Ancak bu konu ile ilgili önemli bir husus daha var. İlerleyen bölümlerde daha kapsamlı konuşacağız.
İsra 17:78 — Güneş'in batmasından gecenin karanlığına kadar
el-İsrâ 17:78 — اَقِمِ الصَّلٰوةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ وَقُرْاٰنَ الْفَجْرِ — Güneş'in batmasından gecenin karanlığı bastırıncaya kadar salâtı ikame et. Ve fecrin kur'anı; kuşkusuz fecrin kur'anı tanıklıdır. Hud suresi 114. Ayette belirtilen iki vakit bu ayette zamanlarının tamamının verilmesiyle tamamlanır. Bu ayetteki ‘’liduluki şşemsi’’ ifadesini güneşin tepedeyken batıya doğru düşmeye başladığı (sarktığı) anlamını verenler var. Eğer bu anlam verilirse ikindi ve ya öğle vaktinin giriş çıkışlarının anlaşıldığını söylüyorlar. Ancak bu görüş hatalı olmalıdır. Çünkü ayette ‘’gasıkıl leyl’’ e kadar olduğu geçer. Bu ifade ‘gecenin yakını’ yani karanlığın tamamen çöktüğü andır. Eğer ifade güneşin tepeden sarkması olursa hem öğle hem ikindi hem de akşam vakitlerini içine alır. Bu üç vakti birden içine aldığı için herhangi bir bilgi vermez. Ancak güneşin batması ifadesi alınırsa güneşin batmasından gecenin karanlığının çökmesine kadar olan vakit akşam salatının vakti olur. Bu vakit ayrıca seher vaktidir. Ayetin devamında ‘’kuranel fecir’’ ifadesi geçer. ‘Kuran’ kelime anlamı olarak ‘toplamak bir araya getirmek’ demektir. Fecir ise tan veya şafak vaktidir. Bu ifade ise şafak ışıklarının toplandığı an yani sabah salatının yapılacağı anın tam vaktini bizlere verir. Bu vakitte yine bir seher vaktidir. Yani özetle kuran Hud suresi 114. Ayette iki vakit salat olduğunu ve İsra suresi 78. Ayette bu iki salatın vaktini verir. Dahası nur suresi 58. Ayette yalnızca bu iki vaktin adını geçirir. Salatel (Fecir ve Salatel İşa). Sabah şafak ışıkları toplandığında ve güneşin batmasından gece karanlığının çökmesine kadar salat ikame edilmelidir.
Bakara 2:238 — Salatel Vusta
el-Bakara 2:238 — حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلٰوةِ الْوُسْطٰى وَقُومُوا لِلّٰهِ قَانِت۪ينَ — Salatları, özellikle salâtı vustayı koruyucu olun. Allah'a itaat içinde olmaya özen gösterin. Vusta kelimesi: orta, bir şeyin en hayırlısı/en iyisi. 62:9'da Cuma salatına gelindiğinde 'bu sizin için daha hayırlıdır' denmektedir. Cuma salatı 'toplantı günü çağrıyla yapılan' ayrı bir emirdir. Bu nedenle cuma salatı diyen çoktur. En iyisini Allah bilir.
Nur 24:58 — Yalnızca iki vaktin adı geçer
en-Nûr 24:58 — Emriniz altında çalışanlar ve erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah salatından önce, öğle vaktinde elbisenizi çıkardığınız zaman ve Akşam salatından sonra. Ayette öğle vaktinde bir salat ifadesi kullanılmamıştır. Sadece sabah salatı ve akşam salatının adı geçmektedir. Bu iki vaktin net delilidir.
Müzzemmil 73:20 — Gece namazının kaldırılması
el-Müzzemmil 73:20 — Rabbin, senin ve yoldaşlarından bir grubun, gecenin üçte ikisinden az, yarısında ve üçte birinde kalktığını bilir. Allah bunu yapamayacağınızı bildiği için sizi affetmiştir. Öyleyse Kuran'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun... Salatı gözetin, zekatı verin. Bu surenin ilk 7 ayetinde Allah gecenin üçte ikisinde, yarısında ve üçte birinde salata kalkılması gerektiğini ve gecenin bir oluşu gerçekleştirmek için daha etkili olduğunu belirtir. Bir ayet sonra ‘’ gündüz seni uğraştıracak işlerin var’’ (73:7) denir. Bu ifadelerden anlaşılıyor ki nebi döneminin bir bölümünde gece salata kalkılması gerekiyordu. Ancak 20. Ayete geldiğimizde yukarıda yazdığı gibi Allah bu vaktin inananlara zor geldiğini ve bu yüzden tevbelerini kabul ettiğini söylemektedir. Yani yüce Allah burada bu zor görevi kimlerin yapabileceğini test etmiş ve daha sonrasında bu uygulamayı kaldırmıştır. Ayetin devamında kolayınıza geldiği kadar okuyun ve salatı ikame edin, zekatı verin demiştir. Bu noktada gece salatlarının kaldırıldığını anlıyoruz.
Cuma 62:9 — Cuma Salatı
el-Cuma 62:9 — يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نُودِيَ لِلصَّلٰوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ — Ey iman edenler! Cuma günü salat için seslenildiği zaman, alışverişi bırakıp, hemen Allah'ın öğüdüne koşun. Eğer bilirseniz, bu, sizin için daha hayırlıdır. Zamanla dilimizde var olan cuma günü ifadesi bu kelimeyi özel isim olarak algılamamıza neden olmuştur. Cuma kelimesi arapçada toplanmak bir araya gelmek demektir. Cuma günü denilen ifade toplantı günüdür. Bunun ayarlamasının yapılması müminlere kalmıştır. Salı günü toplantı günü olabilir. Günün önemi yoktur. Önemli olan idrak ve işlevselliktir. Kendi görüşüm şu şekilde; Kitap muhammed nebiye indiği dönemde zaman zaman yalnızca o dönemin şartlarına göndermeli olarak hükümler verebiliyor. Mesela Nebinin evine izinsiz gelinmemesi veya çok kalmadan ayrılınması veya nebinin eşlerinin diğer insanlar ile ilişkileri gibi. Bu demek değil ki bunlardan dersler çıkarmayalım. Ancak Ben kitapta geçen salat vakitlerinin nebinin Allahtan gelen mesajı insanlara aktarırken bir disiplin oluşturulabilmesi için yalnızca nebiye ve yanındakilere bir emir olduğunu düşünüyorum. Buna getireceğim deliller bence konuyu netleştirecek. Öncelikle şunu söyleyeyim; kurandan öğrendiğimiz vakit sayısı 2 vakit olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlar gündüzün iki ucundaki seher vakitleridir. Bu zamanların salat kelimesi ile geçtiği ayetler ise 2 ayettir. Bir tanesi hud suresinin 114. ayeti, diğeri ise isra suresinin 78. ayetleridir. Hud suresi 114. ayeti biraz geriden okumaya başladığımızda bir ifade dikkat çekiyor. ‘’Sen ve senin yanında olanlar’’. Devam eden cümlelerin tümünün öznesi bu ifadedir. Kitapta gramer bakımında salatı ikame edin yalnızca 5 ayette farklı şekilde yazılmıştır. Bu farklı yazımlar yalnızca muhattaba gelen emirlerdir.
Bu 5 ayet şunlardır
• Ankebut 45 • Lokman 17 • Taha 14 • Hud 114 • isra 78 Lütfen bu ayetleri kendiniz de inceleyin. Salatı ikame et ifadesi kuranda yalnızca bu 5 ayette farklı bir biçimde kullanılıyor. Diğer geçen tüm salat ayetlerinde ‘ekimus salat’ olarak geçerken bu 5 ayette ‘ekimis salat’ olarak geçiyor. Bu fark harekelemeden dolayı da değil. Direkt olarak iskelet harflerin farklılığı söz konusu. Bu durumda burada verilmek istenen mesajın farklı olduğunu görüyoruz. Belirli vakitlerde yapılan salat zamanları nebinin disiplin oluşturup vahyi insanlara aktarması için hüküm verilmiş vakitlerdir. Kitap tamamlandıktan sonra her an salat ikame edilebilir. Bir zaman beklenmesi gerekmez. Yukarıda verdiğim deliller asla tesadüf olarak kullanılmış olamaz. Rabbimiz kitapta yaptığı her bir harf değişikliğini elbette fark edelim ve anlayalım diye kullanmıştır. Özetle; Kuranda sadece 5 yerde geçen bu ifadenin şans eseri salatın vakitlerini veren ayetlerin ikisinde de kullanılmış olması takdir edersiniz gerçekleşmesi zor bir olasılıktır. Allah kurandaki her kelimeyi bulunduğu yere bir amaç ile yerleştirmiştir. وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ --> Ekimis Salate وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ --> ekimus salate وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ --> Ekimis Salate وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ --> ekimus salate İki ifadeyi incelerseniz birbirlerinden farklı olduğunu net şekilde görebilirsiniz. Hud 114 ve İsra 78 ayetlerinde geçen ve sabah ve akşam vakitlerini niteleyen ifadeler nebiye hüküm olarak gelmiş ve o dönemi kapsayan ayetlerdir. Günümüzde istediğimiz her zaman salat edebiliriz. Belirli vakitler ayetini spesifik olarak bir güne sığdırmak zorunda değiliz. ‘’Salat müminlere vakitli kitaptır’’ ayetindeki vakitli ifadesi zor zamanları da kastediyor olabilir. Çünkü diğer ayetlerin hiçbirinde bunlar belirli vakitlerdir gibi bir ifade geçmiyor. Ekimus salat ifadesi tüm müminlere emirken ekimis salat ifadesi sadece muhattaba söylenmektedir.
Rekat Sayıları
Kuran'da 'rekat' kelimesi geçmez. Bu durum, günümüzde kılınan namazların rekat sayılarının hadisler yoluyla belirlenmesine neden olmuştur. Ancak hadisler kendi aralarında çeliştiği için vakit ve rekat sayılarında ortak bir sonuca varılamamıştır. Nisa 4:102'den 2 rekat çıkaranlar şöyle der: Savaş durumunda ordu ikiye bölünmekte; ilk grup secde edince ikinci grup gelmekte, o da secde etmektedir. Muhammed tüm salatı (2 rekat), ordu ise kısaltarak 1'er rekat kılmış olmaktadır. bu yoruma katılmadığımı belirtmem gerek. Secdenin ne manaya geldiği için inşikak 21-22 ayetlerine bakabilirsiniz. Kuran rekat sayısı vermemektedir. İsteyen istediği ölçüde ibadet edebilir. Önemli olan ne dediğini bilerek ve huşu içinde salat etmektir. Akletmeden, Kuran'ın emirlerini yerine getirmeden günde 100 rekat kılınsa bile fayda etmez.
Kıyam, Rüku ve Secde Kavramları Nelerdir?
Günümüzde bu kavramlar yalnızca beden hareketleri olarak bilinir. Bunlar doğru olmakla birlikte yalnızca bu anlamları yoktur. Kuran bu kelimeleri yalnızca fiziki değil akli olarak da düşünmemizi istemektedir. Şimdi ayetler üzerinden tek tek bakalım.
Secde
Yûsuf 12:4 — Hani bir zamanlar Yusuf, babasına: 'Ey babacığım! Ben on bir yıldızla, Güneş'in ve Ay'ın bana secde ettiklerini gördüm.' demişti. Gök cisimleri gerçekten secde edemez. Secde etmek: boyun eğmek, itaat etmek, saygı göstermek, uymak anlamına gelir. Allah'ın bizden istediği secde yalnızca alnımızı yere koymak değil, aklen ona uymak, onu tesbih ederek yüceltmek ve anmaktır. el-Bakara 2:58 — O kapıdan secde ederek girin. İnananlar şehre alnı üstünde girmediler — girdikleri şehrin otoritesini kabul ederek, saygıyla içeri girdiler.
Rüku
Rüku kelimesi eğilmek olduğu gibi içten veya tevazulu olmak anlamlarına gelir. el-Mâide 5:55 — Sizin veliniz; ancak Allah, onun resulü ve 'salatı ikame edip rüku halinde zekat verenlerdir.' Rüku halinde zekat vermek eğilip 90 derece yere bakarken birine zekat vermek midir? Yoksa tevazu içinde egolarımıza yenilmeden ve karşımızdaki kişiyi mahcup etmeden yardım etmek midir? el-Furkân 25:64 — Onlar gecelerini secde ve kıyam ederek geçirirler. Ayette sıra namazın tersine: önce secde sonra kıyam geçiyor. Ayrıca namazın bir bölümü olan rüku ayette yer almıyor. Oysa ayet bize 'Onlar gecelerini Allah'ı kabul ederek ve emirlerine uyarak geçirirler.' demektedir.
Kıyam
Kıyam kelimesi yalnızca fiziksel ayakta durmak demek değildir. Salatı ikame ifadesindeki 'ikame' kıyam kökünden gelir. el-Kehf 18:14 — Onların kalplerini pekiştirdik; onlar kıyam ederek: 'Bizim rabbimiz yeryüzünün ve gökyüzünün Rabbidir. Ondan başkasını ilah edinmeyeceğiz.' dediler. Bu gençler fiziksel olarak ayağa kalkmıyorlar; şirk olan bir otoriteye karşı 'baş kaldırıyorlar'. Kıyam, rüku ve secde kavramları yalnızca sıralı beden hareketleri değil; içsel duruşları — kabul, boyun eğme ve baş kaldırmayı — ifade etmektedir.
Namazı Nasıl Kılacağımızı Nerden Bileceğiz?
Kuran'ın bahsettiği es salat namazdır görüşü: Kuranda geçen es-salat ifadesindeki ‘es’ takısı belirlilik takısıdır. Bunu ingilizcedeki ‘the’ kelimesi olarak düşünebilirsiniz. Yani es-salat ifadesi kuranda geçtiğine göre insanlar es-salat ifadesinin ne olduğunu biliyorlardı. Muhammed'den önceki peygamberlerin de salat ettiklerini kuran bize zaten söylüyor. Bu durumda namaz zaten bilinen bir ibadet olduğu için islama entegre olmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Allah birçok yerde kurandan başka bir kaynak aramamamız gerektiğini ve bizi yalnızca kuran ile sorguya çekeceğini söylüyor. (43:44) Yani kuranın bizlere vermediği bilgilerden sorguya çekilmeyeceğiz. Bu durumda kuran es-salat ifadesi namazdır ve şu şekilde yapılır demediği için ve günümüz müslümanları geçmiş günlere şahit olmadığı için bu bilgiye güvenemez. Kaldı ki İsa peygamber ile Muhammed peygamber arasında 500 yıldan fazla bir vakit var. Peygamberlerin hayatlarına kurandan baktığımızda peygamber öldükten kısa bir süre sonra kavimlerinin hızlı bir şekilde şirke girdiklerini görüyoruz. İsa öldükten sonra tanrının oğlu ilan edildi, musa daha ölmeden Allah’tan vahiy almaya gittiği sırada ümmeti put yapıp ona tapınmaya başladı, Muhammed öldükten 200 sene sonra hadisler ve rivayetler yolu ile dinde ciddi tahrifatlar oluştu. Yani anlaşılabileceği gibi peygamberler öldükten sonra toplum hızla yozlaşmaya ve şirke gidiyor. Diyelim ki Es-salat isa veya önceki nebilerin döneminden kalmış olsa bile aradan geçen 500 seneden sonra namazın düzgün ve değişmeden kaldığını düşünmek büyük bir zan olur. Zaten Allah bu konuyla ilgili bir ayeti bizlere indirmiştir. Meryem suresi 59. ayette Nebilerden sonra gelen ümmetlerin namazı unuttukları, zayi ettikleri, yitirdikleri geçiyor. Yani zaten es salat vardı biliniyordu derseniz, yanlış bilinen şeye iman etmiş olursunuz. Ancak ayeti salat olarak alırsanız o ümmetler salatı yitirdiler. Yani Allah ile olan bağlantılarını yitirdiler. Kuranı bırakıp hadise, sünnete, mezhebe gittiler. Namazdan farklı olarak Allah salatı nasıl ikame edeceğimizi zaten kuranda anlatıyor. O ümmetler salatı zayi etmiş olsalar da biz Allah’ın kitabından öğrenerek salatı tekrar ikame edebiliriz. İşte es salatı bilinen bir şeydi tezi tamamen boşa çıkıyor bu ayetle. Bu fikri savunanlara emin bir şekilde şunu diyebilirim ”hayır bilemezsiniz.”. Es salat bilinen bir şeydi öyle geldi demek hadislere iman edenler ile aynı düşünce tarzına sahip olmak demektir. Bu yaptığım açıklamaya cevap olarak şöyle diyorlar; Ancak namaz bir uygulama olduğu için hadislerden farklı olarak gelmiş ve değiştirilmemiştir. Şimdi size değiştirilmediği iddia edilen namaz ile ilgili fikir ayrılıklarından bahsedeyim; Uygulama olarak değişmedi ise günümüzde neden 5 vakit, 3 vakit hatta 2 vakit namaz kılınıyor? rekat sayıları kuranda yazılı olmamasına rağmen neden günümüzde namaz kılan kimseler 40 farklı şekil rekat kombinasyonu ile namaz kılıyor? Sünnet, farz, vacip, vitr, teheccüd, bayram ve cenaze gibi namazlar kuranda olmamasına rağmen neden günümüzde asıl yapmamız gereken ibadetlerden daha fazla bir şekilde öneme sahip? Bu soruların cevabı açık bir şekilde şudur; Namaz ibadeti mütevatir bir uygulamadır ve toplumlar içerisinde kesinlikle değişime uğramıştır. Ve bu değişim peygamber öldükten 200 sene içinde hemen başlamıştır. Bu durumda Muhammed’den yaklaşık 550 yıl önce yaşamış ve ölümünden sonra yaklaşık 500 yıl geçmiş olan İsa peygamberden gelen namazın korunduğunu mu iddia ediyorsunuz? Bir diğer iddia ise şu şekilde; Kuranda geçen ayetlere baktığımız zaman namazda yaptığımız hareketlerin hepsini kuran bize aktarıyor zaten. Örnek olarak kıyam, rüku ve secde kavramları verilmiş. Ellerimizi nereye koyacağımız, hangi sureleri okuyacağımız, kaç rekat kılacağımız kuranda olmadığına göre Allah bizleri bu konularda serbest bırakmıştır. Bu iddiaya makale sonunda genişçe değineceğim.
Günümüz Mescit ve Camilerinde Salat Etmek Doğru mu?
el-Cin 72:18 — Mescitler sadece Allah'a aittir; öyleyse ALLAH ile birlikte hiç kimseyi çağırmayın. Günümüz camilerinde Allah yazısının yanına Muhammed, Resulullah, Hz. Ali gibi isimlerin yazılması bu ayete aykırıdır. Namazlarda okunan 'Ettehiyyatü', 'Salli' ve 'Barik' dualarında Allah iletişimin merkezinden çıkartılıp peygamberlere ve onların soylarına selamlar yollanmaktadır. her namazdan sonra okunan 'Salaten Tüncina' duasının anlamını bilse okumayacak insanlar çıkacaktır. Bu duada '‘’Allah'ım! Efendimiz Muhammed'e ve onun âline öyle bir salat eyle ki, o salat hürmetine bizi bütün korku ve afetlerden kurtarırsın, bütün ihtiyaçlarımızı yerine getirirsin, bizi bütün günahlardan temizlersin, bizi derecelerin en yücesine yükselt ve onun hürmetine bizi hayatta ve ölümden sonra bütün hayırların en son noktasına ulaştırırsın. Şüphesiz sen her şeye kâdirsin.’’ Haşa Allah kötü bir varlık ve bizi cezalandıracak; kahraman peygamber sayesinde kurtulacağız gibi bir anlam çıkmaktadır. Dua yalnızca Allah'a edilir, yalnızca Allah'tan medet umulur. Salatlarımızı tevhit inancına sahip, yalnızca Kuran'ı rehber edinen ve bundan ücret talep etmeyen kişilerle ikame etmeliyiz. “Sizden herhangi bir karşılık beklemeyen bu kimselere uyun. Onlar doğru yolda olanlardır.” (36:21) Bu ayette dinimize çağırdığımız kişiden bir ücret talep edilmemelidir. Ve ücret alanlara da uyulmamalıdır. Günümüz imamları günümüz maaşlarının üzerinde maaşlar alarak insanlara namaz kıldırır ve bunun üzerinden para alırlar. Onlara bu ayeti gösterdiğinizde ise sizlere ‘’ben namaz kıldırdığım için para almıyorum, bu camiinin temizliğini yaptığım için ve kuran kursu kurup öğrencilere kuran öğrettiğim için alıyorum’’ cevabını alabilirsiniz. Öncelikle cami gibi kolay temizlenebilen bir alanı asgari ücrete çok rahat temizletebilirsiniz. Ek olarak kuran kursunda öğretmenlik yapsanız dahi ücret talep etmemelisiniz. Peygamberimiz de kuran vahiylerini aldıktan sonra insanlara öğretti. Ancak hiç kimseye ben size dininizi öğretiyorum bana bir ücret verin demedi. Öğretmenlik yapılacaksa din üzerinden değil başka birçok yerde öğretmenlik yapılabilir diye düşünüyorum.
Abdest Nedir? Neden Alınır? Kıble Nedir?
Maide 5:6 — Kelime Kelime Analiz
el-Mâide 5:6 — يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ — Ey İman Edenler! Salata durduğunuz zaman, yüzlerinizi ve ellerinizi -dirseklerinizle beraber- yıkayın. Başlarınızı ve -aşık kemiklerinizle beraber- ayaklarınızı mesh edin. Eğer cünüpseniz; tam olarak temizlenin. Eğer hasta veya yolcukta iseniz veya tuvaletten gelmişseniz veya kadınlarınızla ilişkiye girdiyseniz ve o anda su bulamadıysanız, temiz kumla teyemmüm edin; onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin. Allah size herhangi bir zorluk dilemiyor. Ancak sizi tertemiz etmek ve üzerinize nimetini tamamlamak istiyor. Umulur ki şükredersiniz. Bu konuda başta farklı düşünüyordum. abdestin temizlik için alındığına inanıyordum ve mantığım bunu hiç sorgulamamıştı. Çünkü bu ayet çok düz görünmekte ama içinde bir derya deniz barındırmaktaydı ve bunu çok sonra görebildim. İlk sorgulamalarımı şu şekilde yapmaya başladım; Abdest salat için alınıyor peki neden? Salat yalnızken de ikame edilebilen bir araç. Yalnızken kimi rahatsız edebiliriz? Ayrıca kişinin fıtratında zaten pisken temizlenmek olan bişey. Dine inanmayan kişiler de kendilerini temizliyor. Bu içimde bir kuşku oluşturdu. Sonrasında belki de sadece toplu salatlarda bu yapılmalıdır diye düşündüm. Mesela cuma salatında. Ancak sonrasında düşündüğümde ayetler buna dayalı bir bilgi vermiyordu. Ayrıca toplu bulunulan ortamlarda amaç temiz olmaksa insanları rahatsız edecek ve koku yayan uzuvlar mevcuttu. Ancak ayet bunlar için bir hüküm vermiyordu. Mesela koltuk altı kişinin en çok temiz tutması gereken yerlerden birisi. Eğer amaç kokunun önüne geçmek olsa bu olmalıydı diye düşündüm. Bu nedenle bu ayetin temizlenmek ile ilgili olmadığını düşünmeye başladım. Sonrasında abdestin neden alındığı konusunda araştırma yaparken bir ayette salata üşene üşene gelenlerden bahsedildiğini gördüm (Nisa 142). Ancak bu görüşte de şu ortaya çıkıyor; o halde kişi üşenmiyorsa abdest almasına gerek olmaz. Ayrıca üşenme -tembellik suya dokunduğumuzda bizden giden davranışlar değil, aksine Allah’a kenardan ibadet eden insan için daha büyük bir meşakkat. Ve ayette bununla ilgili bir ifade kullanmıyor. Salata kalktığınız zaman diyor. Zaten ayetin sonunda amaç olarak ‘Allah sizi arındırmak ve nimetini tamamlamak istiyor’ ifadesi geçiyor. Yani burada bir arınma kesinlikle var. Ama ne çeşit bir arınma? İşte bu soru ayetin en kritik yerine varmamıza neden oluyor. Ancak bunu açıklamadan önce ayette olan ilginç ifadelere yer vermek istiyorum. • hem su ile yapılan abdest için hem teyemmüm ile yapılan için geçen ifadede ilk olarak yüz sonra ellerin yıkanması geçiyor. • Ayette nisalara yaklaşma durumunda, bahsedilen abdest alınmalı diyor. Peki nisalara, yani kadınlar erkeklere yaklaştığında ne olacak? Bu iki ilginç nokta ayeti derinlemesine araştırmama neden oldu. Kuran birçok ayetinde hüküm verirken kadını ve erkeği ayrı ayrı sayıyor. Mesela zina eden erkek ve zina eden kadın diyor, mümin kadın ve mümin erkek diyor. Yani bu ifadelerin birlikte kullanımı varken bu ayette hüküm sadece erkeklere gelmiş gibi görünüyor. işte bu gibi ifadelerden sonra kelime kelime analiz yaptım. Şimdi bu analizi paylaşacağım. 1. VECH: Ayette geçen ‘vech’ yani yüz kelimesi sözlük anlamının yanısıra kuran bağlamında nasıl kullanıldığına bakalım. O gün, kimi vecihler ağaracak, kimi yüzler kararacak. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra Kafir mi oldunuz? Öyle ise kafir olmanız nedeniyle azabı tadın." denilecek. (ali imran 106) Kimin dini, kendisini muhsin olarak Allah'a teslim etmiş; hanif olan İbrahim'in milletine tabi olandan daha iyi olabilir? Allah, İbrahim'i "halil" edinmişti.(nisa 125) Vechini Allah’a teslim edenler olarak geçiyor ayette. Biz, sizi yalnızca Allah için doyuruyoruz. Sizden bir karşılık veya bir teşekkür beklemiyoruz. (insan 9) Allah’ın vechi için ifadesi geçer ayette. O Gün, kimi yüzler de tozludur (abese 40) Tozlu vecihler. Bu örneklerden onlarca var kitabımızda. Dileyenler diğer ayetlere de göz atabilir. Bu kelime kişinin yönelişi için kullanılıyor. Vechimizi yani yönümüzü Allah’a döndürmeli ve vahyine kulak vermeliyiz. 2. EYD: Bu kelime yed kelimesinin çoğuludur. Manası el demektir. Şimdi de bu kelimenin kuran da mecaz olarak nasıl kullanıldığına bir bakalım; Ama elleriyle yaptıkları şeylerden dolayı, ölümü asla istemezler. Allah, zalimleri en iyi bilendir.(bakara 95) Allah'ın yolunda harcayın(infak* edin). Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın; iyilik yapın. Kuşkusuz, Allah, iyilik yapanları sever. (bakara 195) Elleriyle yaptıkları ifadesi yaptıkları eylemleri ifade eder. O Yahudiler, "Allah'ın eli bağlıdır." dediler. Böyle söylemelerinden dolayı elleri bağlandı ve söyledikleri yüzünden lanetlendiler.(maide 64) Allah’ın somut bir eli var mıdır? Bu örneklerde kuranda birçok yerde var. yazının çok uzun olmaması adına birkaç örnek verdim. Kalanlara siz bakabilirsiniz. 3. MERAFİK: Bu kelime r-f-k kökünden gelmektedir. Bu kelimenin kök manaları; yol arkadaşı, yoldaş, dayanak manalarına gelir. dilimize geçmiş olan refakatçi kelimesi bu kökten gelir. burada geçen merafik kelimesi benzer anlatımdan ötürü dirsek olarak kullanılmıştır. Çünkü ayet bir benzerlik üzerinden örnek veriyor. Kuran bunu bazı ayetlerinde yapıyor. Anlatmak istediği konuyu örnekler vererek anlatıyor. bu örnekleri konunun sonunda vereceğim. Kısaca burada verilen merafik kelimesi dirsek olarak kullanılsa da verilmek istenen mesaj yoldaşlar yani birlikte olduğumuz kimselerdir. Bu kökün kuran kullanımlarına bakarsanız demek istediğimi açıkça görürsünüz. Zaten 5 ayette geçiyor kelime. Ayetin bu kısmına kadar yazdıklarımı Allah fagsilu edin diyor. Yani yıkayın diyor. Devam edelim. 4. BİRU’USİKUM VE ERCULEKUM VE İLA KABEYNİ: Burada başı, ayağı ve aşık kemiklerinin mesh edilmesi ifadesi geçer. Burada ifade yıkamak değil mesih olmuştur. kelimenin kulağınıza bi yerden çalınmış olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Bunu düşünenler haksız değillerdir. İsa mesih olarak geçen mesih aynı köktür. İsa mesih için kullanılmış olan bu kelime onun arındırılmış ve hikmet verilmiş olmasıyla ilgilidir. Fiziksel bir madde ile yıkanmasından ötürü bu yetileri edinmemiştir. Bu kelimenin manalarında dokunmak, okşamak vardır. Ancak ayet bağlamda bize muhteşem bir kılavuz örneği olmaktadır. tüm kelimeleri bitirdikten sonra genel bir açıklama yapacağım. Lütfen sabırlı olalım. konunun karışıp dağılmaması için şu an böyle bırakıyorum. 5. CUNUBEN: Cunup kelimesi kuranın diğer ayetlerine baktığınızda göreceğiniz gibi bir şeyden uzak kalan kişiye denir. Ayeti fiziksel abdest olarak bile okusanız ayet size kadınlara yaklaştığınızda cunup olmanız gerektiği gibi bir bilgi vermez. Çünkü ayetin devamında kadınlara dokunmuşsanız tarif edilen abdesti almanız gerektiğini söylemektedir. Cunup uzak kalan demiştik. Peki neden uzak kalan? Ayeti fiziksel su ile arının olarak görürseniz temizlikten uzak kalma olarak anlaşılır. Ama bu ayet fiziksel bir temizliği değil ruhsal ve zihinsel bir temizliği anlattığı için buradaki anlam imkandan uzak kalmayı kastetmektedir. Yani kaliteli bilgiye(vahye) ulaşamamış kişi arınmalıdır deniyor. Tahir kelimesini ve su ile yıkanma ifadelerinin kuranda nasıl geçtiğini sizlere açıklayacağım. Hiç merak etmeyin. Şimdilik şunu bilelim cunup kişi vahiyden uzak kalmış kişidir. 6. MERDA: Hastalık olarak geçen bu ifade yine fiziksel hastalık gibi meallerde görülmektedir. Merda yani maraz kelimesinin kuranda diğer ayetlerde nasıl geçtiğini lütfen kendiniz de araştırın. Kalbinde merda bulunanlar vardır. Yani kalpleri hastalıklı kişiler Allah’ın yolundan sizi döndürmeye çalışır. burada aynı kelime geçiyor. Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah da bu hastalıklarını arttırmıştır. Bu yalancılıklarından dolayı onlara can yakıcı bir azap vardır.(Bakara 10) 7. ALA SEFERİN: Bu ayette seyahatte olanlar olarak çevrilir. Ancak burada kullanılan seferin kelimesi kök anlamında araştırmak veya ortaya çıkarmak manalarına gelmektedir. Gezen kişinin bir şeyleri ortaya çıkarmış olmasından dolayı kelimeye bu mana verilmiş olabilir. Ancak ayet bağlamında kelimenin kök manası daha uygundur. Hakikati arayan ve ulaşamamış kişidir. Bu kişinin şüpheleri vardır. 8. GAİTA: Gaita kelimesi çukur anlamına gelmektedir. Eskiden araplar tuvalet ihtiyaçları için çukurlara gidermiş. Ancak burada kullanılan çukurdan gelmişseniz manası fiziksel algılandığında yine verilmek istenen mesaj ciddi anlamda daralmış oluyor. Oysa çukur ricstir. Yani manevi pisliğin olduğu yerdir. buradaki pislik kirli bilginin olduğu yere ya da kötü eylemlere vurgu yapmaktadır. 9. NİSA: Kadınlara dokunmuşsanız diye çevrilen birçok ayetten birisi bu ayettedir. Buradaki sıkıntı nisa kelimesinin geçmişten günümüze kadınlara yapışmış olmasıdır. Nisa kelimesinin köküne baktığınızda göreceksiniz, unutkan olan veya geride kalmış anlamları mevcuttur. Eski araplarda kadınlar birçok açıdan maalesef cahil kaldıkları için nisa kelimesi onlar üzerinde bir tanımlama olarak kalmıştır. Rical isminin erkeklere gelmesi bunun kanıtıdır. Çünkü rical ise önde gelen, bir konuda bilgi birikimi olan demektir. Ayette temas etmek ifadesi geçer. Bu ifade cinselliğe yoğrulur. Oysa ifade Nisalara temas etmişseniz demektedir. Yani unuttuysanız ya da bilgi bakımından zayıf kişilerle iletişime geçmişseniz ya da düşkünlüklerinize, bağımlılıklarınıza temas ettiyseniz demektedir. 10. MAEN: Bu kelime su demektir. Ama size baştan beri anlattığım gibi ayet bir örnek vererek bize içsel bir kılavuz oluyor. şimdi su ile verilen bazı örneklere bakalım. Hani O, size Kendi katından bir emniyet olmak üzere bir uyku sardırıyordu. Sizi arındırmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi yatıştırmak ve ayaklarınızı yere sabit kılmak için gökten üzerinize bir su indiriyordu.(Enfal 11) Şeytanın pisliğini gidermek için Allah bize gökten su yağdırdığını söylüyor. Eğer onlar, yolda dosdoğru gitselerdi, onları kesinlikle bol su ile sulardık ki(Cin 16) Dosdoğru yolda gidenlerin sulanacağı geçiyor ayette. Gökten su indirdi. Dereler kendi ölçüsünce çağlayıp aktı. Akıntı, üste çıkan köpüğü taşıyıp götürür. Buna benzer bir köpük de değerli maden elde etmek için veya faydalanmak için ateşte eritilen madenlerin üzerinde de oluşur. İşte Allah Hakk ve Batıl'a böyle örnek verir. Köpük yok olup gider. İnsana fayda veren şey ise kalıcı olur. İşte Allah böyle örnekler verir.(rad 17) ‘’İşte Allah böyle örnek verir.’’ Bu ifadeleri dümdüz okuyup geçersek ayetin bize ne anlatmak istediğini anlayamayız. Ayette maen yani su hidayet ve vahiy olarak bildiriliyor. 11. TEYEMMÜM: Kelimenin kök anlamı bir şeye yönelmek demektir. Ayet bağlamında ‘maen’ yani su bulamadıysanız teyemmüm edin yani yönelin diyor. Peki neye? Maen ifadesinin vahiy olduğunu söylemiştim. Vahye ulaşamazsanız ‘’tayyiben saiyden’’ temiz toprağa yönelin diyor Allah. Peki toprak nedir? Yaratılışımızın başladığı yerdir. Birçok ayette toprak ve balçıktan yaratıldığımızı söyler Allah. Burada toprağa yönelin ifadesi fıtratınıza yönelin demektir. İbrahim nebi nasıl ki fıtratının ve aklının desteği ile Allah’ı bulmuştu, kişi vahiy olmasa bile kendi içinde kodlu olan o dürtüyü uyandırırsa ve inat etmezse doğru düşünme metoduna ulaşabilir. Ayrıca teyemmüm kelimesi toprağı sürmek olarak biliniyor. Bu bir hatadır. Kelimenin kökü deniz veya küçük su birikintisi anlamına gelir. Firavun bir yemm’de boğulmuştur ve bu ifade kuranda geçer. Yine ayetin bu kısmında yüz teyemmümü elden önce gelir. Toprağa elini sürmeden yüzünü teyemmüm edebilen varsa tebrik ederim. 12. TAHHİR: Ayetin sonunda ‘’Allah sizi arındırmak istiyor’’ ifadesinde geçen arındırmak kelimesi tahir demektir. Bu kelimenin kuran dilinde ne tür bir arınma olduğuna bakalım. Evlerinizde vakarlı olun. Cahiliye dönemindeki gösteriş gibi gösteriş yapmayın. Salatı ikame edin, zekatı yapın. Allah'a ve Resul'üne itaat edin. Ey Nebi'nin ailesi! Allah sizden her türlü kirliliği giderip sizi tertemiz kılmak istiyor.(Ahzap 33) Salatı ikame edip zekat yapanları Allah kirlerden tahir ediyor. Sizce buradaki kir elinize yüzünüze bir şey sürülmüş olması mı? Orada asla durma, ilk yapıldığında takva üzere yapılan mescit, içinde bulunmaya daha layıktır. Orada arınmayı seven kişiler vardır. Allah, arınmak isteyenleri sever.(Tevbe 108) Mescitte arınmayı seven kişiler yıkanmayı mı seviyor? Bu örnekleri sizlerde inceleyebilirsiniz. Daha birçok yerde geçiyor. Bu örnekleri sizlerde inceleyebilirsiniz. Daha birçok yerde geçiyor. Evet ayetteki tüm kelimelerin geçişini inceledik. Şimdi sizlere açıklayacağımı söylediğim konuları inceleyelim. Ayet bize ne diyor? "Ey müminler Salat için harekete geçtiğiniz zaman yöneliminizi ve eylemlerinizi, yoldaşlarınıza kadar temizleyin. Düşüncelerinizi ve yürüdüğünüz yolu birbirine denk olana kadar (kabeyni)* arındırın. Eğer bilgiden uzak iseniz ulaşın. Eğer kalbinizde bir kötülük varsa ya da şüpheler üzerindeyseniz veya manevi pis olan yerden geldiyseniz ya da düşkünlüklerinize temas ettiyseniz ve vahiy (maen) bulamamışsanız düşüncelerinizi ve eylemlerinizi fıtratınıza teyemmüm(yönelin) edin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor. Ancak sizi sizi içsel olarak temizlemek(tahir) ve üzerinize olan nimetini tamamlamak istiyor. Umulur ki şükredersiniz." Ayetin anlatmak istediği bu şekildedir; Basit bir el yüz yıkama ritüeli değil salatı içselleştirmeyi ve Allah’ı anmak için olmamız gereken ruh halinin tarifi verilmektedir. Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur. Aksi takdirde hamama gidip temizlenen kişi cennetlik olurdu. yıldız koyduğum kabeyni kelimesi iki topuk anlamına gelmektedir. Buradaki topuklara kadar meshedin ifadesi iki topuğun birbirine denk olmasını yani bir dengeyi ifade eder. Kabe kelimesi de bu köktendir. Yani ayet kafanızın içinde doğru olanı bilmeniz önemli değil bu yolda yürümekten, yaptıklarınızın buna uygun olmasını ve bir dengede olmasını istemektedir.
Kıble
el-Bakara 2:142 — İnsanlardan, birtakım beyinsizler: 'Daha önce yöneldiğiniz kıbleden sizi çeviren nedir?' diyecekler. De ki: 'Doğu da Batı da Allah'ındır. O, dileyen kimseyi doğru yola iletir.' Kıble: 'tarafını belli etmek, hedef tarafa yönelme.' Allah her yönün kıble olduğunu söyler. Yûnus 10:87 — Musa ve kardeşine vahyettik: 'Halkınız için Mısır'da evler hazırlayın. Evlerinizi kıble yapın ve salâtı ikame edin.' Allah Musa'ya Kabe'ye veya Kudüs'e dön demiyor — evlerinizi kıble yapın diyor. Yani evlerinizi tek tanrıya inananların salat edeceği, vahyi tartışıp aktaracağı yerler yapın.
Salatı İkame Etmek Namaz mı Temsil Ediyor?
Bu başlıkta hadisler ve mütevatir bilgiler olmadan, yalnızca Kuran'dan fiziksel namaz ibadetinin çıkıp çıkmadığını inceleyeceğiz.
Ekimus Salat — Diğer Ayetlerde Kullanımı
• Ekimüd-dine → Dini ayakta tutun (42:13) • Ekimül-vezn → Tartıyı ayakta tutun (55:13) • Kavvamine bil-kisti → Adaleti ayakta tutun (4:135) • Ekimis-salat → Salatı ayakta tutun/kalkındırın (namaz kılın değil)
Nisa 4:102 — Savaşta Salat
Ayette nebi insanlara Kuran ayetlerini ve vahyi aktarıyor — salatı ikame ediyor. Anlatan grup secde edip (vahyi kabul edip) onaylayınca diğer grup geliyor ve ayetleri dinleyip secde ediyor. Dikkat: ayette nebi secde etmiyor, nebi dışındakiler secde ediyor. el-İnşikak 84:21-22 — Sizlere ne oluyorda Kuran okunduğu zaman secde etmiyorsunuz? Aksine inkarcılar yalanlıyorlar. Allah burada 'neden secde etmiyorsunuz' sorusunun zıttı olarak 'yalanlamak' ifadesini kullanıyor. Yani secde etmek = kabul etmek, yalanlamak = secde etmemek. el-Ahzâb 33:43 — Allah ve melekleri, sizi karanlıktan aydınlığa çıkarmak için salat etmektedir. el-Hadîd 57:9 — Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna detaylı ayetleri indiren O'dur. 33:43 ve 57:9 birbiriyle örtüşüyor: Allah'ın salatı = detaylı ayetleri göndermek. Bizim de nebiye salat etmemiz (33:56) = o ayetleri öğrenmek ve uygulamak. Salatı ikame etmek = Kuran'ı anlayarak okumak, hayatımıza entegre etmek ve başkalarına aktarmak. el-Enfâl 8:35 — Onların Kabe'nin yanındaki salatları, ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Küfrünüzden dolayı azabı tadın. Mekke'li müşrikler Kabe etrafında salat ediyordu. Ancak Allah'ın sözünü yalandıkları için yaptıkları anlamsız kaldı. Salatın özü ritüelde değil, ne için ve nasıl yapıldığındadır.
Zekat Nedir?
Kuran'da birçok ayette salatı ikame et ve zekatı ver ifadesi bulunur. Zekat kelimesi maldan vermek gibi bir anlamı yoktur. Bunun için Kuran'ın ayrıca kullandığı infak ve sadaka kelimeleri mevcuttur. Zekat kelimesi köken olarak zkv kökünden gelir; **arınmak** demektir: Abese 80:3 — Ne bilirsin belki de o arınacak. el-Fussilet 41:7 — Onlar zekat vermezler, ahireti de inkar ederler. Sadece zekat vermeyenler mi ahireti inkar ediyor? Hayır — zekat = şirkten arınmış bir şekilde Allah'ın yolunda ilerleme eylemi. el-Bakara 2:151 — Nitekim içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitabı ve hikmeti öğreten bir resul yolladık. Kuran'da salat ile zekat onlarca defa birlikte geçer. Bu tesadüf değil: Salatı ikame edin (Allah ile bağınızı kalkındırın) ve bunu yaparken de şirkten tamamen arının (zekat). İki kelimede de çok geniş anlamlar vardır.
Son Söz
En çok kabul gören görüşleri mantıklarıyla ve çevirileriyle beraber sizlere aktarmaya çalıştım. Yer yer kendi görüşlerimi de sizinle paylaştım. Son sözde genel bir özet olarak tüm konulardaki kendi görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ancak görüşlerimi paylaşmadan önce şunu söylemek isterim ki benim görüşlerim size sadece bir fikir olsun. Yapacağınız uygulamaları kuranı okuyarak ve kendi akıl ve vicdan süzgecinizden geçirerek karar veriniz. Kimsenin birbirine şefaat edemeyeceği gün geldiğinde ‘’ben falanca kişinin dediğine uydum.’’ demek kimseyi kurtarmayacaktır. Ayrılığa düşenler için hesap günü geldiğinde yüce Allah hükmü verecektir. Yanlış bildiğimiz/anladığımız doğrularımız varsa Allah hepimizi affetsin ve doğruya iletsin. En iyisini Allah bilir. Kendi görüşüm şu şekilde; Kuranı kerimi okurken bir ayet üzerinden değil kuranın konu hakkında genel duruşunu kavramaya çalışarak, ayetteki ifadelerin kuranın diğer ayetlerinde nasıl kullanıldığını araştırarak öğrenmeye çalıştım ve size de bunu aktardım. Özellikle eskiden 5 vakit salat ederken salat vakitlerini ertelediğim zamanlarda bazı içime sinmeyen şeyler vardı. Mesela öğle salatını ikame edip 5 dakika sonra ikindi vakti girdiğinde bir salat daha eda ederdim. Kendi kendime bunu düşünürken işin Allah’a salat etmekten çıkıp sanki o günkü skorumu tamamlayıp tamamlamadığımı kontrol eder hale geldiğini gördüm. Yani salatımı hızlı hızlı 10’ar dakika aralarla yapıp ‘’tamam bugün 5’e ulaştım’’ gibi düşünürdüm. İşin daha kötü tarafı salatımı Arapça ettiğim için kıldığım namazdan da hiçbir şey anlamazdım. Rastgele ezberlediğim kelimeleri belirli vakitlerde papağan gibi tekrar ederek Allah’a olan görevimi yerine getirdiğimi sanırdım. İlk büyük gelişmeyi namazlarımı kendi anadilimde kılmaya başladığımda fark ettim. Ne dediğimi anladıkça namazımı daha huşu içinde kılmaya başladım. Bu eylem kuranı daha çok araştırmama sebebiyet verdi. Bir musallin için en önemli konulardan biri olan salatı araştırmaya başladığımda çoğunluğun tıpkı benim eskiden olduğum gibi ilerlediğini fark ettim. Sizlere belirttiğim ayetlerde kelime ve anlam kaymalarını bilinçli yada bilinçsiz yapan çevirmenler dolayısıyla dinimi eksik anladığımı fark ettim. Hadis ve rivayetlerin etkisi altında kalan kişilerin kuran ayetlerine gerektiği manayı vermediğini görünce kendim yapabildiğim kadar sadece kuranı baz alarak araştırmalar yapmaya gayret ettim. Yaptığım her araştırma sonrası bir şeyin daha yanlış olduğunu fark ediyordum. İlk başta 5 vakit olan namazlarımı 3 vakte düşürmüştüm. Hud 114. Ayetteki hal vav’ını bilmediğim için ayetten üç adet vakit çıktığını algılamıştım. Bu nedenle sabah-akşam-yatsı namazları kılmaya başladım. Ancak yukarıda bahsettiğim durumu bu seferde akşam ve yatsı vakitlerinde yaşamaya başlamıştım. Yatsı vaktinin girmesine 5 dakika kala akşam namazımı kılıyordum. Yatsı vakti girince de bir vakit daha namaz kılıyordum. Bu eylem de sonradan bana mantıklı gelmemeye başladı. Bu durum ayetleri tekrar incelememe neden oldu. Özellikle gecenin sükunet için ve gündüzün çalışmamız ve rızık bulmamız için yaratıldığını söyleyen ayetlerden sonra salat vakitlerinin sabah ve akşam olduğuna kanaat getirdim. Çünkü yüce Allah bizlere dini kolaylaştırdığını da belirtiyor. 73:20 ayeti de gece salatının kaldırıldığını bildiriyordu. Ayrıca hud 114 ve isra 78 ayetleri birbiri ile gayet uyumluydu. 3 vakit namaz kıldığım zamanlarda içimde hep bir tereddüt vardı. Çünkü gece namazının kaldırıldığını söyleyen 73:20 ayetini biliyordum. Ve salatel leyl diye bir salat vakti kuranda geçmiyordu. Namaz vakitlerinin 2 vakit ve haftada 1 vakit cuma namazı olduğuna gönülden ikna olduktan sonra her şey yerine oturdu diye düşünürken bu sefer namazlarımda gariplikler sezmeye başladım. Namazlarımı kılarken anlayarak kılıyordum. Ancak belli başlı birkaç sureden ezberim vardı ve geri kalan bölümlerde kendi içimden geçen duaları ediyordum. Bu ilk başlarda beni tatmin etse de bir alışma sürecinden sonra namazda söylediğim şeylerin hep aynı sırada ve aynı şeyler olduğunu farkettim. Toplasak 5 veya 6 ayet okuyor ya da okumuyordum. Ancak kuranda bilmem anlamam gereken binlerce ayet vardı. Anladım ki sadece vakitlerin kaç olduğunu bularak bu işi bitiremeyecektim. Bu nedenle kuranda bahsedilen salatın ne olduğunu ve farsça namaz ibadetinin nasıl idrak edilip bize geldiğini araştırmaya başladım. Belki namazlarımda bir şeyi yanlış yaptığım için bazı içime sinmeyen şeyler yaşıyor olabilirim diye düşündüm. Ancak bu çıktığım yolda benim bile beklemediğim bir şey oldu. Namazı nasıl daha doğru kılabilirim diye düşünürken, kuranı okuduğumda ve ayetleri analiz ettiğimde gerçekten namaz gibi bir ibadeti çıkarmanın fazla yoruma dayalı olduğunu ve hadisler aracılığı ile birçok namaz terimini öğrendiğimizi gördüm. Sizlere tüm bu raporda sunmuş olduğum bilgiler 2-3 istisna dışında tamamen kurandan deliller sunmaktadır. Okuduğum ayetleri hep ‘evet buradan namazı çıkarabilirim’ diye düşünerek okudum. Ama biraz derinine inince ayetin çok daha başka bir şeyi kastettiğini gördüm. Örnek olarak kıyam,rüku ve secde kavramlarının kullanımı ile ilgili sizlere onlarca örnek gösterdim. Allah’ın peygambere salatı, gezegenlerin secdesi, kuşların salatı, Ashabı kehfin kıyamı (yani yönetime başkaldırısı) vs. ayetleri ile bu kavramları namaz olarak çevirmenin hiçbir delili yok. Gösterilen deliller hadisler yoluyla gelmiş olan peygamber böyle yapmıştı gibi ifadeler. Bizler yalnızca kurandan sorguya çekileceğiz. Bu yüzden falanca kişinin dediği bir şey bizi ilgilendirmez. Raporda da yazdığım gibi namaza en büyük delil olarak gösterilen Nisa 102 ve Maide 6 surelerinin ne anlattıklarını Nisa 103 ayetinde salatın vakitli bir kitap olduğunu kanıtlarıyla beraber gösterdim. Allah ve melekleri nebiye salat etti. Nimetini gönderdi. Vahyi alan Muhammet insanlara vahyi aktararak salatı ikame etti. Bağlantıyı ayağa kaldırdı. Müminler de peygambere salat etti. Yani bağlantı kurdular ve vahyi öğrendiler. Ancak günlük hayatın getirdiği işler ve yoğunluk nedeniyle bunu disiplinli bir hale getirmek için salat vakitlerini içeren ayetleri Rabbimiz nebiye yolladı. Sabah ve akşam tan vakitlerinde belli vakitlerde topluluğa peygamberimiz vahyi aktardı ve gelen ayetleri anlayarak okuyarak aralarında tartıştılar. Salat vakitlerinin gerekli olma nedenini sizlere anlatmıştım. Ayetlerin yazılı olduğu parşomen sayısı çok az ve okuma yazma oranı da bir hayli düşüktü. Bazı inananlar ayetleri ezberliyor ancak onları da gün içinde sürekli bulmak mümkün değil. Gelen vahyi öğrenmek isteyen veya unutan birisi mecburen salat vaktini beklemek durumunda. Tüm bunları bilen yüce Allah müzzemmil suresinin ilk ayetlerinde peygamberimize gece uyanmasını ve kuranı tertil etmesini söylüyor. Bu da yine ayetlerde tahrifata uğramış bir ifade. “rattili-lkur-ane tertila” tertil kelimesi r-t-l kökünden gelir. sıralamak, düzene koymak demektir. Peygamberimiz bu gece saatlerinde uyanıp kuran ayetlerini düzenliyordu. Din derslerinde anlatılan ‘’ kuran peygamber öldükten sonra bir araya getirilip toplandı’’ ifadesi büyük bir yalandır. Muhammed bizzat kendisi kuranı toplamış ve düzenlemiştir. Tabii bunu Allah’ın vermiş olduğu ilim ile yapmıştır. Bunun kanıtı kuranın muhteşem matematiksel mucizeleridir. Sizce Allah’ın nimetini tamamlamadan başkasına bırakmış olabilme ihtimali var mıdır? Konuya dönecek olursak Müzzemmil suresinin 7. ayetinde Allah nebiye ‘’ Gündüz seni meşgul edecek işlerin vardır.” der. Müzzemmil suresinin 20. ayetinde ise bu uygulama kaldırılır. İlahi mesajı gücünüz yettiğince insanlara ulaştırın der. Ancak isra 79 ayetinde peygambere nafile olarak yine gece kalkması söylenir. Demek ki peygamberimiz kuran tamamiyle inene kadar geceleri uyanmış ve ayetleri Allah’ın dediği şekilde dizmiştir. Kuran tamamlandığında Maide 3 suresinde Allah bizlere nimetini tamamladığını söylemiştir. Maide 6 ayetinde ise Allah bizleri temizlemek ve nimetini tamamlamak istediğini söylemişti. Nimetini tamamladıktan sonra biz müminlerin amacı bu nimeti sürekli okuyup iyice anlayarak başkalarına aktarmaktır. Belirli vakitler, o dönemin getirdiği zorunluluklar içindir. Bizim her anımız Allah için olabilir. Bu yüzden de Allah salatı belirli vakitlerde el muminin üzerine yazmıştır. Sonraki muminler istedikleri her an salat edebilirler. Allah bizler için zorluk değil kolaylık diler. Savaştan önce vahiy gelmesi durumunun üzerinden bir kere daha geçecek olursam durum şöyledir. Savaştan önce nebinin yanında olan müslümanlar vahiy bekliyorlar. Çünkü gelecek vahye göre belki savaşmayacaklar. Belki de savaş çok yakın hemen savaşacaklar. Kaldı ki nisa 103 ayetinde geçen kelimelerden bir tanesi ‘’yusallu’’ kelimesidir. Ve bu kelimeyi de namaz olarak çevirmişlerdir. İlk başta salatı ikame namazdır diye başladığımız yazıda; secdeler, tesbihler, rükular ve artık sonunda salli ve salla kelimeleri de namaz oldu. Dediğim gibi bunları namaz olarak çevirmek için hiçbir neden yok. İlk indiği iddia edilen(iddia edilen diyorum çünkü surelerin nuzül sırası mütevatirdir.) alak suresinin 10. ayetinde salla etmek kelimesi ilk defa geçiyor. O yüzden nuzül sırasını kabul eden birisinin namazın kurandan çıktığını iddia etmesi imkansızdır. Rivayet ve hadislere kulak verip Allah’ın mesajından uzaklaşmıştır. Kuran yalnızca kurandan öğrenilmelidir. Bunun dışında kalan tüm kaynaklar zandır. Din zan üzerine kurulmamalıdır. Bizler ancak Kuran'a güvenebiliriz. Çünkü rabbimizin sözünde bir eksiklik veya eğrilik bulunmaz. Bazı meal çevirmenlerinin kıble kavramını da istedikleri zaman Kabe’ye dönün diye çevirdiklerini başka zaman ise ibadethane diye çevirdiklerini göstermiştim. Allah her tarafın kıble olduğunu söylüyor. Ayrıca ayette kullanılan yüzünü dönmek kelimesi olan ‘vech’ birçok ayette farklı şekillerde kullanılmıştır. Vechini dine dön, Vechini Allah’a teslim et, Allah’ın vechini kazanmak vb. ifadeler ile de kullanılmıştır. Musa kıssasında ibrahim’in evi varken Allah musaya kabeye dön demiyor. Evlerinizi kıble yapın diyor. Çünkü kabe müşriklerin elinde. Ne zaman ki muhammed döneminde mekke fethediliyor ve kabe tek tanrıyı kabul edenlerin eline geçiyor o zaman Allah nerede olursanız olun kıblenizi kabe yapın diyor. Bunu bir taraf belirtme olarak kullanabiliriz. Ancak sonuçta doğuda batıda Allah’ındır. İşin garip bir noktası vardır ki bu ayetlerin biri dışında hiçbirinde salat ifadesi geçmez. Salat ifadesi geçen ayet ise Allah’ın Musa'ya evlerinizi kıble yapın ve salat edin dediği ayettir. Buradan hareketle diğer ayetlerdeki vechinizi kabeye dönün ifadesinin mecaz anlam olabileceği ihtimali güçlenir. Salatı ancak kuranı araştırarak ve düşünerek, anlamaya çalışarak okursak ikame edebiliriz. Kuranı iyi anlayıp hayatımıza entegre ettiğimizde iyi bir kul ve iyi bir insana dönüşürüz. Kuranı iyi anladığımızda bunu insanlara anlatacak bir bilgi birikimine sahip oluruz. Yeni bir insana Allah’ı tanıtmak bağlarımızı daha da kuvvetlendirir. Kuranın günümüzdeki mucizelerini çözmeye çalışmak, herhangi bir ayette geçen kelimenin neden orada olduğunu anlamaya çalışmak ve bunu insanlara aktarmak güzel bir salat örneğidir. Kuranı baştan sona anlayarak okuyan bir kimse hadislere ve rivayetlere ihtiyacı olmadığını görecektir. Çünkü bunlar ihtiyaç olmasından çok dini lekeleyen parazitlerdir. Kuranda anlatılan abdesti su ile temizlenme olarak görseniz dahi sıkıntılar vardır. Hadisciler ‘ağıza ve burna su vermekte gerekir.’ derler. Haşa Allah’ın lafı eksikmiş gibi kendileri doğrusunu insanlara verdiklerini iddia ederler. Bu tahrifatlar zincirleme olarak yeni sorunlara neden olur. Örneğin ramazan ayında oruç tutarken abdest alan bir kişi ağzına verdiği suyu yanlışlıkla yutunca orucum bozuldu mu diye yeni sorular sorar. Sonra bir hocaya gider hoca ona bunun kuranda yer almadığını bu yüzden hadislere bakması gerektiğini söyler ve uzar gider. Halbuki zaten bu kişinin abdest alırken ağzına su götürmesini Allah buyurmaz. Kendi ürettiği şeyin kurbanı olur ve bu durum kuranda yok diyerek kuranı suçlar. (maide 6 nın zihinsel bir arınma olduğundan bahsetmiştim.) Peki ben nasıl salat ediyorum? Ben belirli bir vakitte salat etmiyorum. Ama boş kaldığım zamanların büyük çoğunluğunda kuran okuyor ve kuran ile ilgili araştırmalar yapıp edindiğim verileri çevremdekilere aktarıyorum. Ben illa vakit istiyorum yoksa ibadet etmekte zorlanıyorum diyenler için kuran salatel fecir ve salatel işa yı belirliyor. bunları tan vakitleri olarak alarak günde iki vakit salat yapabilirsiniz. Size kalmış. Ancak ben bu vakitlerin o günün şartlarında nebinin vahyi aktarmak için oluşturduğu disiplin için olduğuna inanıyorum. Öncelikli olan kitabımızı okuyup anlayalım ve hayatımıza uygulayalım. Karanlıklardan aydınlığa bu şekilde çıkabiliriz. Bu yazıyı da yazmamın bir nedeni bu. Bu yazıyı okuyan kişi ile birlikte vakit farketmeksizin salat etmiş olduk. Benim için büyük bir mutluluk. Salatı ritüele çevirip Allah’ın dediklerine itimat etmeyen müşrik kişiyi aklınızdan çıkarmayın. O da namaz kılıyordu. Demek ki olay ritüelde değil. Kimseye benim gibi bir salat gerçekleştirin de demiyorum. Ancak herkese kuranı anlayarak okuyun diyorum. Eğer anlayarak okuduktan sonra namazın varlığına ikna olursanız namaz kılmanızı sizlere tavsiye ederim.
Kuran'dan namazın varlığına ikna olanlar için tavsiyeler:
• Namazınızı anlayarak, bildiğiniz bir dilde kılın. • Namazınızda hiçbir kimseyi Allah'ın adının yanında geçirmeyin. • Namazlarınızı istekle ve huşu içinde kılın. • Her gün aynı cümleleri değil, mealden farklı ayetler okuyun. Allah'tan gelen 5 ayet yok, binlerce ayet var. • Namaz kıldığınız cami ve mescitlerde yalnızca Allah'a adanmış mekanlara özen gösterin. • Tek tanrılı ve Kuran rehberliğine inanan biriyseniz kıble konusuna dikkat ediniz. Bu yazıda önerdiğim ve aktardığım hiçbir şeye katılmayabilirsiniz. Ancak şüphe yok ki hepimizin yapması gereken bir şey var; Dinimizi sadece Allah’a özgülemeli, hiçbir kimseyi ona şirk koşmamalı ve dinimizi yalnızca onun gönderdiği kitap olan kurandan öğrenmeliyiz. Hadisler ve rivayetler gibi nereden geldiği belli olmayan sözleri dine kaynak ederek dinimize leke sürmemeliyiz. Allah bizlere yalnızca kitabını yolladı ve ondan hesaba çekileceğimizi söyledi. Hiçbir konuda anlaşamasak bile umarım bu noktada herkes ile birleşebiliriz. Allah’ın üzerimize tamamladığı nimetini alalım ve anlamaya çalışalım. Okuduğunuz için teşekkürler. Sevgilerimle. ez-Zuhruf 43:44 — Bu Kuran, sana ve halkına bir mesajdır; ondan sorulacaksınız. el-En'am 6:114 — Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım? Hâlbuki size kitabı açıklanmış olarak indiren O'dur. **Hamd yalnızca alemlerin rabbi olan Allah'adır.** Eğer daha derinlemesine okumak isterseniz makalenin tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz. Kafanızdaki tüm soruları cevaplayacağını ümit ediyorum. https://docs.google.com/document/d/14cI1jif1Pll5sp8hKOTzFi_k8Z1G-4Wn/edit?usp=sharing&ouid=101135686662147249977&rtpof=true&sd=true