Sad Suresi (سورة ص) — 88 ayet.
Sad 38:1
صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّكْرِۜ — Sad, vel kur'ani ziz zikr. — Sad. Zikir sahibi Kur'an'a ant olsun.
Sad 38:2
بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ — Belillezine keferu fi ızzetin ve şikak. — Doğrusu Kafirler büyüklenmelerine yediremediklerinden muhalefet ediyorlar.
Sad 38:3
كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ ح۪ينَ مَنَاصٍ — Kem ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hine menas. — Onlardan önce nice kuşakları yok ettik. O zaman feryat ettiler, ama artık kurtuluş vakti geçmişti.
Sad 38:4
وَعَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْۘ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌۚ — Ve acibu en caehum munzirun minhum ve kalel kafirune haza sahırun kezzab. — İçlerinden, kendilerine bir uyarıcı gelmesine şaşırdılar. Kafirler: "Bu, yalancı bir büyücüdür." dediler.
Sad 38:5
اَجَعَلَ الْاٰلِهَةَ اِلٰهاً وَاحِداًۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ — E cealel alihete ilahen vahıda, inne haza le şey'un ucab. — "O, bunca ilahı, bir tek ilah mı kılıyor? Kuşkusuz bu şaşılacak bir şeydir."
Sad 38:6
وَانْطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلٰٓى اٰلِهَتِكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُۚ — Ventalekal meleu minhum enimşu vasbiru ala alihetikum inne haza le şey'un yurad. — Onlardan, meleler harekete geçerek: "Bildiğiniz yoldan gitmeye devam edin, ilahlarınızı bırakmayın. Kesinlikle sizden beklenen budur." dediler.
Sad 38:7
مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْاٰخِرَةِۚ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا اخْتِلَاقٌۚ — Ma semi'na bi haza fil milletil ahıreh, in haza illahtilak. — "Biz, bunu son inanç sistemlerinde de duymadık. Bu yalnızca bir uydurmadır."
Sad 38:8
ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَاۜ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ ذِكْر۪يۚ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِۜ — E unzile aleyhiz zikru min beynina, bel hum fi şekkin min zikri, bel lemma yezuku azab. — "Zikir, aramızda ona mı indirildi?" Oysaki onlar Benim zikrimden kuşku içindedirler. Hayır, onlar azabımı henüz tatmadılar.
Sad 38:9
اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَز۪يزِ الْوَهَّابِۚ — Em indehum hazainu rahmeti rabbikel azizil vehhab. — Yoksa Çok Yüce ve Çok Bağışta Bulunan Rabb'inin rahmet hazineleri onların yanında mı?
Sad 38:10
اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا۠ فَلْيَرْتَقُوا فِي الْاَسْبَابِ — Em lehum mulkus semavati vel ardı ve ma beynehuma, felyerteku fil esbab. — Ya da göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü onlara mı ait? O halde sebepler bulsunlar da yükselsinler!
Sad 38:11
جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْاَحْزَابِ — Cundun ma hunalike mehzumun minel ahzab. — Onlar, burada bozguna uğramış gruplardan meydana gelmiş bir ordudur.
Sad 38:12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُوالْاَوْتَادِۙ — Kezzebet kablehum kavmu nuhın ve adun ve fir'avnu zul evtadi. — Onlardan önce Nuh toplumu, Ad, kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı.
Sad 38:13
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ — Ve semudu ve kavmu lutın ve ashabul eykeh, ulaikel ahzab. — Ve Semud, Lut'un halkı ve Eyke halkı; işte onlar da işbirlikçi gruplardır.
Sad 38:14
اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ۟ — İn kullun illa kezzeber rusule fe hakka ıkab. — Onların hepsi de Resulleri yalanladı. Bu nedenle azabımı hak ettiler.
Sad 38:15
وَمَا يَنْظُرُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ — Ve ma yanzuru haulai illa sayhaten vahıdeten ma leha min fevak. — Bunlar geri dönüşü olmayan bir çığlıktan başkasını beklemiyorlar.
Sad 38:16
وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ — Ve kalu rabbena accil lena kıttana kable yevmil hisab. — Ve: "Rabb''imiz, Hesap Günü'nden önce azaptan payımıza düşeni hemen ver." dediler.
Sad 38:17
اِصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُ۫دَ ذَا الْاَيْدِۚ اِنَّـهُٓ اَوَّابٌ — Isbır ala ma yekulune vezkur abdena davude zel eyd, innehu evvab. — Onların dediklerine sabret, güçlerin sahibi kulumuz Davud'u düşün. O, her durumda Allah'a yönelirdi.
Sad 38:18
اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِشْرَاقِۙ — İnna sahharnel cibale meahu yusebbıhne bil aşiyyi vel işrak. — Dağları boyun eğdirdik. Akşamdan gündoğumuna onunla birlikte tesbih ederlerdi.
Sad 38:19
وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةًۜ كُلٌّ لَـهُٓ اَوَّابٌ — Vet tayre mahşureh, kullun lehu evvab. — Kuşların tamamı toplu halde ona yönelmişlerdi.
Sad 38:20
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَاٰتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ — Ve şededna mulkehu ve ateynahul hikmete ve faslel hıtab. — Onun gücünü pekiştirdik. Ona Hikmet'i ve fesle-l hitabı verdik.
Sad 38:21
وَهَلْ اَتٰيكَ نَـبَؤُا الْخَصْمِۢ اِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَۙ — Ve hel etake nebeul hasm, iz tesevverul mihrab. — Birbirleriyle davalıların haberi sana geldi mi? Duvarı aşarak mihraba gelmişlerdi!
Sad 38:22
اِذْ دَخَلُوا عَلٰى دَاوُ۫دَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْۚ خَصْمَانِ بَغٰى بَعْضُنَا عَلٰى بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَٓا اِلٰى سَوَٓاءِ الصِّرَاطِ — İz dehalu ala davude fe fezia minhum kalu la tehaf, hasmani bega ba'duna ala ba'dın fahkum beynena bil hakkı ve la tuştıt vehdina ila sevais sırat. — Davud'un yanına girdiklerinde o, onlardan korktu. "Korkma! İki davacıyız. Birimiz ötekine haksızlık etti. Şimdi sen, hakkımızda hakk ile hüküm ver. Haksızlık etme. Bize makul olan yolu göster." dediler.
Sad 38:23
اِنَّ هٰذَٓا اَخ۪ي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْن۪يهَا وَعَزَّن۪ي فِي الْخِطَابِ — İnne haza ahi lehu tis'un ve tis'une na'ceten ve liye na'cetun vahidetun fe kale ekfilniha ve azzeni fil hıtab. — "Bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz koyunu var ve benim bir tek koyunum var. Buna rağmen onu da kendisine vermemi istedi ve tartışmamızda bana üstünlük sağladı."
Sad 38:24
قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِه۪ۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ الْخُلَطَٓاءِ لَيَبْغ۪ي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَل۪يلٌ مَا هُمْۜ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعاً وَاَنَابَ — Kale lekad zalemeke bi suali na'cetike ila niacih, ve inne kesiren minel huletai le yebgi ba'duhum ala ba'dın illellezine amenu ve amilus salihati ve kalilun ma hum, ve zanne davudu ennema fetennahu festagfere rabbehu ve harre rakian ve enab. — "Gerçekten, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle doğrusu sana haksızlık etmiştir. Ortakların çoğu, birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edenler ve salihatı yapanlar haksızlık etmezler. Ancak onlar da ne kadar azdır!" dedi. Davud, kendisini fitnelendirdiğimizi iyice anladı. Hemen Rabb'inden bağışlanma diledi, ruku ederek, tam bir teslimiyetle Rabb'ine yöneldi.
Sad 38:25
فَغَفَرْنَا لَهُ ذٰلِكَۜ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ — Fe gaferna lehu zalik, ve inne lehu indena le zulfa ve husne meab. — Böylece onu bundan dolayı bağışladık. Onun yanımızda yüksek konumu ve iyi bir sığınağı vardır.
Sad 38:26
يَا دَاوُ۫دُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَل۪يفَةً فِي الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ۟ — Ya davudu inna cealnake halifeten fil ardı fahkum beynen nasi bil hakkı ve la tettebiil heva fe yudılleke an sebilillah, innellezine yadıllune an sebilillahi lehum azabun şedidun bi ma nesu yevmel hisab. — Ey Davud! Biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. İnsanlar arasında Hakk ile hükmet. Hevaya uyma. Aksi halde heva seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar, Hesap Günü'nü göz ardı etmiş olduklarından, kendileri için çok şiddetli bir azap vardır.
Sad 38:27
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلاًۜ ذٰلِكَ ظَنُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِۜ — Ve ma halaknes semae vel arda ve ma beynehuma batıla, zalike zannullezine keferu, fe veylun lillezine keferu minen nar. — Biz, göğü, yeri ve ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık. Bu, kafirlerin görüşüdür. Kendilerini ateşe atan, kafirlerin vay haline.
Sad 38:28
اَمْ نَجْعَلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِد۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّق۪ينَ كَالْفُجَّارِ — Em nec'alullezine amenu ve amilus salihati kel mufsidine fil ardı em nec'alul muttekine kel fuccar. — İman eden ve salihatı yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla bir tutar mıyız? Ya da takva sahiplerini facirlerle bir tutar mıyız?
Sad 38:29
كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُٓوا اٰيَاتِه۪ وَلِيَتَذَكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ — Kitabun enzelnahu ileyke mubarekun li yeddebberu ayatihi ve li yetezekkere ulul elbab. — Bu; akıl sahiplerinin, ayetlerini düşünüp öğüt almaları için, sana indirdiğimiz kutlu bir Kitap'tır.
Sad 38:30
وَوَهَبْنَا لِدَاوُ۫دَ سُلَيْمٰنَۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌۜ — Ve vehebna li davude suleyman, ni'mel abd, innehu evvab. — Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. Ne güzel bir kuldu. O, her zaman Allah'a yönelendi.
Sad 38:31
اِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُۙ — İz urıda aleyhi bil aşiyyis safinatul ciyad. — Bir zaman kendisine, akşamüstü iyi cins safkan atlar sunulmuştu.
Sad 38:32
فَقَالَ اِنّ۪ٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبّ۪يۚ حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ۠ — Fe kale inni ahbebtu hubbel hayri an zikri rabbi, hatta tevaret bil hıcab. — "Doğrusu ben Rabb'imin öğüdünden dolayı hayra muhabbeti sevdim." dedi. Derken gözden kayboldular.
Sad 38:33
رُدُّوهَا عَلَيَّۜ فَطَفِقَ مَسْحاً بِالسُّوقِ وَالْاَعْنَاقِ — Rudduha aleyy, fe tafika meshan bis sukı vel a'nak. — "Onları bana geri getirin." Ardından bacaklarını ve boyunlarını mesh etmeye başladı.
Sad 38:34
وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمٰنَ وَاَلْقَيْنَا عَلٰى كُرْسِيِّه۪ جَسَداً ثُمَّ اَنَابَ — Ve lekad fetenna suleymane ve elkayna ala kursiyyihi ceseden summe enab. — Ant olsun ki Süleyman'ı fitnelendirdik. Kürsüsünün üzerine bir ceset bıraktık. Sonra o Bize yöneldi.
Sad 38:35
قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَهَبْ ل۪ي مُلْكاً لَا يَنْبَغ۪ي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْد۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ — Kale rabbigfir li veheb li mulken la yenbagi li ehadin min ba'di, inneke entel vehhab. — "Ey Rabb'im! Beni bağışla. Bana, benden sonra hiç kimsenin sahip olamayacağı bir mülk bağışla. Kuşkusuz ki Sen, Bol Bol Bağışlayıcı'sın." dedi.
Sad 38:36
فَسَخَّرْنَا لَهُ الرّ۪يحَ تَجْر۪ي بِاَمْرِه۪ رُخَٓاءً حَيْثُ اَصَابَۙ — Fe sehharna lehur riha tecri bi emrihi ruhaen haysu esab. — Bunun üzerine rüzgarı onun emrine verdik. Onun emri ile dilediği yere yumuşak bir esinti ile akıp gidiyordu.
Sad 38:37
وَالشَّيَاط۪ينَ كُلَّ بَنَّٓاءٍ وَغَوَّاصٍۙ — Veş şeyatine kulle bennain ve gavvasın. — Ve şeytanları. Her türlü yapı ustasını ve dalgıçları.
Sad 38:38
وَاٰخَر۪ينَ مُقَرَّن۪ينَ فِي الْاَصْفَادِ — Ve aharine mukarrenine fil asfad. — Ve zincirlerle bağlanmış olan diğerlerini de.
Sad 38:39
هٰذَا عَطَٓاؤُ۬نَا فَامْنُنْ اَوْ اَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ — Haza atauna femnun ev emsik bi gayri hisab. — Bu Bizim verdiklerimizdir. Artık hesabı sana kalmış, dilediğine ver veya verme.
Sad 38:40
وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ۟ — Ve inne lehu ındena le zulfa ve husne meab. — Onun yanımızda iyi bir makamı ve iyi bir geleceği vardır.
Sad 38:41
وَاذْكُرْ عَبْدَنَٓا اَيُّوبَۢ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍۜ — Vezkur abdena eyyub, iz nada rabbehu enni messeniyeş şeytanu bi nusbin ve azab. — Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Bir zamanlar Rabb'ine seslenmişti: "Şeytan bana dert ve azap dokundurdu."
Sad 38:42
اُرْكُضْ بِرِجْلِكَۚ هٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ — Urkud biriclik, haza mugteselun baridun ve şerab. — "Ey Eyyub! Ayağın ile topukla! İşte bu hem yıkanılacak hem de içilecek soğuk su."
Sad 38:43
وَوَهَبْنَا لَهُٓ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ — Ve vehebna lehu ehlehu ve mislehum meahum rahmeten minna ve zikra li ulil elbab. — Katımızdan bir rahmet ve akıl sahipleri için bir ibret olarak, ona yanında yer alanları ve onlarla birlikte bir o kadarını daha bahşettik.
Sad 38:44
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثاً فَاضْرِبْ بِه۪ وَلَا تَحْنَثْۜ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِراًۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ — Ve huz bi yedike dıgsen fadrıb bihi ve la tahnes, inna vecednahu sabira, ni'mel abd, innehu evvab. — Ve eline bir deste al, onunla yola koyul ve hanis olma. Biz, onu sabredici bulduk. O ne iyi kuldu! O, her zaman Allah'a yöneldi.
Sad 38:45
وَاذْكُرْ عِبَادَنَٓا اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ اُو۬لِي الْاَيْد۪ي وَالْاَبْصَارِ — Vezkur ıbadena ibrahime ve ishaka ve ya'kube ulil eydi vel ebsar. — Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an.
Sad 38:46
اِنَّٓا اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِۚ — İnna ahlasnahum bi halisatin zikred dar. — Biz, onları sürekli ahiret yurdu düşüncesiyle arınmış, samimiyet sahibi kimseler yaptık.
Sad 38:47
وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْاَخْيَارِ — Ve innehum ındena le minel mustafeynel ahyar. — Onlar, yanımızda seçkin ve hayırlı kimselerdendir.
Sad 38:48
وَاذْكُرْ اِسْمٰع۪يلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْـكِفْلِۜ وَكُلٌّ مِنَ الْاَخْيَارِۜ — Vezkur ismaile velyesea ve zel kifl, ve kullun minel ahyar. — İsmail'i, Elyesa'yı ve Zu'l-Kifl'i de an. Hepsi de hayırlı kimselerdendir.
Sad 38:49
هٰذَا ذِكْرٌۜ وَاِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ لَحُسْنَ مَاٰبٍۙ — Haza zikr, ve inne lil muttekine le husne meab. — Bu bir öğüttür. Kuşkusuz takva sahipleri için iyi bir gelecek vardır.
Sad 38:50
جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْاَبْوَابُۚ — Cennati adnin mufettehaten le humul ebvab. — Adn Cennetlerinin kapıları onlara açıktır.
Sad 38:51
مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا يَدْعُونَ ف۪يهَا بِفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍ وَشَرَابٍ — Muttekine fiha yed'une fiha bi fakihetin kesiretin ve şerab. — Orada keyiflerince oturmuş olarak onlara pek çok meyve ve içecek sunulur.
Sad 38:52
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ — Ve ındehum kasıratut tarfi etrab. — Ve yanlarında, bakışlarını koruyan yaşıtlar vardır.
Sad 38:53
هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ — Haza ma tuadune li yevmil hisab. — İşte bu, Hesap Günü için size söz verilenlerdir.
Sad 38:54
اِنَّ هٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍۚ — İnne haza le rızkuna ma lehu min nefad. — Bu, bitmez tükenmez rızkımızdır.
Sad 38:55
هٰذَاۜ وَاِنَّ لِلطَّاغ۪ينَ لَشَرَّ مَاٰبٍۙ — Haza, ve inne lit tagıyne le şerre meab. — İyilerin durumu budur. Azgınlar için ise kötü bir gelecek vardır.
Sad 38:56
جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمِهَادُ — Cehennem, yaslevneha, fe bi'sel mihad. — Varacakları yer Cehennem'dir. Orası ne kötü bir yataktır.
Sad 38:57
هٰذَاۙ فَلْيَذُوقُوهُ حَم۪يمٌ وَغَسَّاقٌۙ — Haza fel yezukuhu hamiymun ve gassak. — İşte kaynar ve kokuşmuş su; tatsınlar bakalım!
Sad 38:58
وَاٰخَرُ مِنْ شَكْلِه۪ٓ اَزْوَاجٌۜ — Ve aharu min şeklihi ezvac. — Ve aynı türden çeşit çeşit azaplar.
Sad 38:59
هٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْۚ لَا مَرْحَباً بِهِمْۜ اِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ — Haza fevcun muktehımun meakum, la merhaben bihim, innehum salun nar. — İşte bunlar da sizinle birlikte azaba katlanacak olan bir gruptur. Onlara rahatlık yoktur. Onlar, ateşe girecek olanlardır.
Sad 38:60
قَالُوا بَلْ اَنْتُمْ۠ لَا مَرْحَباً بِكُمْۜ اَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَاۚ فَبِئْسَ الْقَرَارُ — Kalu bel entum, la merhaben bikum, entum kaddemtumuhu lena, febi'sel karar. — Diğerleri ise: "Hayır! Asıl size rahatlık yok. Ona uğramamızın sebebi sizsiniz. O ne kötü bir konaklama yeridir!" dediler.
Sad 38:61
قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هٰذَا فَزِدْهُ عَذَاباً ضِعْفاً فِي النَّارِ — Kalu rabbena men kaddeme lena haza fe zidhu azaben dı'fen fin nar. — "Rabb'imiz! Buna kim sebep olduysa onun ateşteki azabını kat kat arttır!" dediler.
Sad 38:62
وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرٰى رِجَالاً كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْاَشْرَارِۜ — Ve kalu ma lena la nera ricalen kunna neudduhum minel eşrar. — "Biz, neden kötülerden olarak gördüğümüz adamları görmüyoruz?" derler.
Sad 38:63
اَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِياًّ اَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْاَبْصَارُ — Ettehaznahum sıhriyyen em zagat anhumul ebsar. — Hani kendilerini alaya almıştık! Yoksa buradalar da biz mi görmüyoruz?
Sad 38:64
اِنَّ ذٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ اَهْلِ النَّارِ۟ — İnne zalike le hakkun tehasumu ehlin nar. — Ateş halkının birbirleriyle bu çekişmeleri kesinlikle gerçektir.
Sad 38:65
قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ مُنْذِرٌۗ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۚ — Kul innema ene munzirun ve ma min ilahin ilallahul vahıdul kahhar. — De ki: "Ben yalnızca bir uyarıcıyım. Tek ve kahredici olan Allah'tan başka ilah yoktur."
Sad 38:66
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ — Rabbus semavati vel ardı ve ma beynehumel azizul gaffar. — Göklerin, yerin ve ikisinin arasında olan şeylerin Rabb'i Mutlak Üstün Olan'dır, Çok Bağışlayıcı'dır.
Sad 38:67
قُلْ هُوَ نَبَؤٌا عَظ۪يمٌۙ — Kul huve nebeun azimun. — De ki: "O, çok büyük bir haberdir."
Sad 38:68
اَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ — Entum anhu mu'ridun. — "Siz, ondan yüz çeviriyorsunuz."
Sad 38:69
مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَأِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ — Ma kane liye min ilmin bil meleil a'la iz yahtesımun. — Onlar tartışırlarken, benim Mele-i A'la'ya dair bir bilgim yoktu.
Sad 38:70
اِنْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اِلَّٓا اَنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ — İn yuha ileyye illa ennema ene nezirun mubin. — Bana, yalnızca apaçık bir uyarıcı olduğum için vahyediliyor."
Sad 38:71
اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ ط۪ينٍ — İz kale rabbuke lil melaiketi inni halikun beşeren min tin. — Hani Rabb'in meleklere: "Ben çamurdan bir beşer yaratacağım." demişti.
Sad 38:72
فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ — Fe iza sevveytuhu ve nefahtu fihi min ruhi fe kau lehu sacidin. — Onu biçimlendirip, ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın!
Sad 38:73
فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ — Fe secedel melaiketu kulluhum ecmaun. — Bunun üzerine meleklerin tamamı, hep birlikte secde ettiler.
Sad 38:74
اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اِسْتَكْـبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ — İlla iblis, istekbere ve kane minel kafirin. — Ancak iblis etmedi. O kibirlendi ve zaten o kafirlerdendi.
Sad 38:75
قَالَ يَٓا اِبْل۪يسُ مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّۜ اَسْتَكْـبَرْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَال۪ينَ — Kale ya iblisu ma meneake en tescude lima halaktu bi yedeyy, estekberte em kunte minel alin. — "Ey İblis! İki elimle yarattığım şeye secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü taslıyorsun, yoksa kendini çok mu üstün görüyorsun?" dedi.
Sad 38:76
قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۜ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ — Kale ene hayrun minh, halakteni min narin ve halaktehu min tin. — "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın." dedi.
Sad 38:77
قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌۚ — Kale fahruc minha fe inneke recim. — "Oradan çık! Sen kesinlikle racimsin." dedi.
Sad 38:78
وَاِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَت۪ٓي اِلٰى يَوْمِ الدّ۪ينِ — Ve inne aleyke la'neti ila yevmid din. — Lanetim, Din Günü'ne kadar senin üzerindedir.
Sad 38:79
قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ — Kale rabbi fe enzırni ila yevmi yub'asun. — İblis: "Rabb'im! O halde yeniden dirilme gününe kadar bana süre ver." dedi.
Sad 38:80
قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ — Kale fe inneke minel munzarin. — Allah, "Peki süre verilenlerdensin." dedi.
Sad 38:81
اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ — İla yevmil vaktil ma'lum. — Zamanı bilinen güne kadar.
Sad 38:82
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ — Kale fe bi izzetike le ugviyennehum ecmain. — İblis: "Öyleyse, izzetine ant olsun ki onların hepsini azdıracağım." dedi.
Sad 38:83
اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَص۪ينَ — İlla ibadeke minhumul muhlasin. — "Ancak içlerinden muhles kulların hariç."
Sad 38:84
قَالَ فَالْحَقُّۘ وَالْحَقَّ اَقُولُۚ — Kale fel hakku vel hakka ekul. — "Gerçek budur. Ben, gerçeği söylerim." dedi.
Sad 38:85
لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ اَجْمَع۪ينَ — Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmain. — Allah: "Ant olsun ki Cehennem'i senden ve sana uyanlardan dolduracağım." dedi.
Sad 38:86
قُلْ مَٓا اَسْـَٔلُـكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُتَكَلِّف۪ينَ — Kul ma es'elukum aleyhi min ecrin ve ma ene minel mutekellifin. — De ki: "Sizden yaptığım bu işe karşı bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir sorumluluk getirenlerden değilim."
Sad 38:87
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ — İn huve illa zikrun lil alemin. — O, ancak bütün insanlık için bir zikirdir.
Sad 38:88
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ ح۪ينٍ — Ve le talemunne nebeehu ba'de hin. — Onun haberini bir zaman sonra kesinlikle bileceksiniz.
Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).